Sondan başa doğru giderken...

Haberin Devamı

Hepimizin bildiği gibi Türkiye’de olaylar “ilk yapılması (veya söylenmesi) gereken şeyin en sona bırakılması, son sözün veya eylemin ise işgüzarlar tarafından ilk söz veya eylem haline getirilmesi” nedeniyle hep çözümsüzlüğe, karmaşaya itilir. “Ergenekon” denilen davada da değişmez bu, “açılım” meselesinde de...

Biz baştan beri hep ‘Madem ki Ergenekon davası Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’in olduğu iddia edilen günlüklerle başlamıştır ve o dönemin (2004 yılı) Genelkurmay’ı muhataptır, soruşturma da onlardan ve dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök’ten başlamalıydı’ dedik. Aylar, yıllar geçti, aralarında Türkiye’nin en önemli; sivil toplum kuruluşlarının başkanları, bilim adamları da bulunan onlarca kişi didik didik arandı, sorgulandı veya tutuklanarak cezaevinde iddianame ve duruşma bekletildi, ülke her gün yeni bir belge, ihbar mektubu ya da suikast iddiasıyla çalkalandı ve en sonunda sıra kuvvet komutanlarına gelebildi. Bu arada birçok insanın tutuklanıp tutuklanıp “delil yetersizliğinden serbest bırakılmasını” da unutmayalım.

BAŞKOMUTAN HİLMİ ÖZKÖK

Şimdi, en son aşamada Özden Örnek (en başta reddederek dava açtığı) söz konusu günlüklerin kendisine ait olduğunu hâlâ reddediyor, buna rağmen aynen “kabul etmiş gibi” soruşturma sürüyor. Gördüğümüz kadarıyla kuvvet komutanları da “yöneltilen tüm suçlamaları baştan reddederek” söze başlıyor ve örneğin dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Fırtına “Görev yaptığım süreçte bu türden bir girişime tanık olmadım” diyor.

Bu noktaya gelindiğine, ülke yıllardır darbe ihtimalleri, darbe hazırlıkları, belgeler, mektuplar ve akla gelen gelmeyen birçok olayla çalkalandığına göre elbette komutanların sorgulanması sürecek. Ama, buradaki durum “TSK’da herhangi kişi ya da gurupların darbeye heveslenmesi”nden farklı olarak 2004 yılındaki kuvvet komutanlarını ilgilendiriyor. Direkt TSK’nın en üst düzey görevlileri oldukları ve “Genelkurmay’ı birebir temsil ettikleri” için de dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ü en başta bağlıyor.

O zaman Hilmi Özkök’ün hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi konunun dışında kalması ve “misafir ifadeci” konumunda olması mümkün müdür?

Aynen darbe araştırması yapanların; 27 Nisan muhtırasını yazarak hayati seçimin sonucu etkileyen, Cumhuriyet Mitingleri’ni bile muhtırasıyla “ordu düzenlemiş gibi” gösteren Emekli Org. Büyükanıt’ın sorgulanmasını neden hiç düşünmemelerine benziyor.

“VAR DA DİYEMEM, YOK DA”

Böyle bir durumda Hilmi Özkök, kendisine bağlı kuvvet komutanlarından sorumlu değil midir? Onların başkomutanı durumunda değil midir? Bu tür bir iddianın “öncelikli muhatabı” sayılmaz mı? Hepsi birlikte ve en başta sorgulansaydı Türkiye bugüne kadarki darbe çalkantılarından daha çabuk sıyrılamaz ve imajını “askerî darbelerle özdeşleşen muz cumhuriyetlerine benzemekten” kurtaramaz mıydı? Yoksa istenen bu mudur?

Hilmi Özkök’ün “orduda darbe plânlarından haberim vardır da diyemem, ‘yoktur’ da diyemem” gibi bir cümle sarf edebilmesi neden gayet doğal karşılanmış ve “Genelkurmay’ın kozmik odalarına bile girilebiliyorken” ona “Buyrun, anlatın; var mı, yok mu bilelim” denmemiştir?

Türkiye çok uzun süredir her gün “belgesinden, imzasız ihbar mektuplarına”, kimliği bilinmeyen (ve bazılarının hukukta benzeri görülmemiş şekilde ‘hem tanık, hem sanık’ olabildiği hukukçular tarafından açıklanan) gizli tanık ifadeleriyle tutuklamalara kadar devamlı ordu bağlantılı darbe iddialarını tartıştı durdu.

Bu iddiaların, haberlerin bir kısmı alevlendirilip alevlendirilip söndürüldü. Ama sonuçta (ki en önemlisi budur) diğer ülkelere karşı “İktidar partisi yöneticilerine suikasta kadar her türlü karanlık işe bulaşmış, darbeye her an hazır, son yıllarda defalarca bu eyleme yönelmiş bir ordu” ve bu orduya sahip ülke tablosu ortaya çıkarıldı.

The Economist’in geçen hafta TSK’ya, generallere en ağır hakaretleri ettiği yazısı da bunu açıkça göstermiştir.

İsteyen TSK’ya The Economist’ten beter bir gözle bakmayı sürdürebilir tabii, tercih meselesidir ama ya yine yanlış yol izleyerek gerçeğin en kısa zamanda ortaya çıkmasını önleyenler ve bu tabloyu yaratanlar masum mudur şimdi?

DİĞER YENİ YAZILAR