Son Samuray ve bizimkiler!

Tom Cruise'un, birkaç oscar toplayacağına inandığım son filmi Son Samuray'ı (bu yazıda bir daha "son" demeyeceğim) ilk basın gösteriminde izlemeyip geç kaldığım için üzülüyorum

Haberin Devamı

Tom Cruise'un, birkaç oscar toplayacağına inandığım son filmi Son Samuray'ı (bu yazıda bir daha "son" demeyeceğim) ilk basın gösteriminde izlemeyip geç kaldığım için üzülüyorum.

Çok etkileyici bir film çok... Ufacık tefecik Cruise'un (kendisini gördüm, gerçekten çok ufak tefek) on beş, yirmi savaşçıyı bir anda sallayıp sakızına katması değil etkileyici olan. Onur, inanç, irade gücü, takım ruhu ve bunun gibi manevi değerlerin anlatımı. Özellikle de "yenilgiyi onurla ka-bullenebilme ...

Ne yazık ki Samuraylar dışında zor bulunan özellikler bunlar. Aslına bakarsanız beni köyde yaşadıkları sakin, tümüyle meditasyon sayılabilecek huzurlu hayat da çok etkiledi ama o başka mesele... Biz dönelim kendi fırtınalı ülkemize. Samuraylardan Türk siyasetçilerine geçiş biraz zor olacak. Bizimkilerin hatayı, yenilgiyi asla kabul etmemesinden geçebilir miyiz acaba? Tabii yenilince onlar gibi harakiri yapsınlar demiyoruz ama en azından liderliği bırakabilir veya sonuç verecek çözümler arayabilirler. Yerel seçimlerden aylar önce Türk Kadınlar Birliği ana muhalefet partisi CHP ile Meclis dışındaki siyasi partileri tek tek ziyaret ederek onlara birleşmeleri için cağ-rıda bulundu. Aldıkları cevaplar şöyle:

Baykal kesinlikle kabul etmiyor. DSP kesinlikle kabul etmiyor. ANAP'ta muhatap bile bulunamadı. DYP kabul etmiyor.

Demek ki genel seçimlerden bu yana hiçbir şey anlaşılmamış. Hiçbir ders alınmamış. "Küçük olsun, benim olsun" kafası devam ediyor. Önemli olan protokole girmek, bir de "Sayın Başkanım" sözünü duyabilmek genel başkanlar için. Duysunlar bakalım nereye kadar gidecek?

'Tahrik indirimi' neden kabul edilemez?
Yaşamını Türkiye'de insan haklarının hakkınca uygulanmasına adamış avukatların başında gelen isimlerden biriyle konuşuyorum. Avukat Hülya Gülbahar'la. Arı gibi çalışan, tek bir boş dakika geçirmeyen bir hukukçu o. "Namus cinayetlerinde tahrik nedeniyle ceza indirimi"ni tartışıyoruz telefonda.

Ben "Komisyon'un bu suçlara müebbet hapis gibi cezalar getireceğini, eşi, kızı gibi yakınlarını öldürmeye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası düşünüldüğünü" söylüyor ve ekliyorum; 'Tahrik indirimi uygulansa bile en az 20 yıl hapis cezası gelecekmiş, bu da yeterli..."

Hemen atılıyor Hülya Gülbahar: "Yanılıyorsunuz Ruhat Hanım, işin içine bir kere o tahrik maddesi girdi mi onu temizlemek, hangisi gerçekten tahriktir, hangisi değildir anlamak mümkün değil. Bu konuda tek çözüm, nedeni ne olursa olsun 'namusumu temizledim' gerekçesiyle insan hayatına kastetmenin ağır şekilde cezalandırılmasıdır. Namus suçlarında tahrik indirimi, kabul edilemez bir taleptir."

Soykırım gibi!
Bu tepkisini şöyle açıklıyor daha sonra: "Kan davası toplumsal sorun oluyor ve çözümü bulunuyor, en ağır cezalar verilerek önleniyor çünkü orada öldürülenler hep erkek. Kadınlar öldürülüyorsa indirim nedeni aranıyor. Türkiye'nin her köşesinde davalara bakan avukatlar olarak öyle olaylara tanık oluyoruz ki bilemezsiniz. Kadın cinayetleri katliam boyutunda ve öldürenler'namusumu temizledim'deyince cezaevlerinde kral muamelesi görüyorlar." Anlattığı örnek gerçekten inanılmaz.

"Ensest çok yaygın. Dede kendi torununa tecavüz ediyor. Ortaya çıkar korkusuyla kızı öldürüyor.'Biriyle ilişkisi vardı, namusumu temizledim'diyor, bu olayların çoğu anlaşılamamış, tecavüz mağdurları bir de kurban olmuşlardır."

Sözlerini şöyle bitiriyor Hülya Gülbahar: "Bunun gibi bir sürü olayla karşılaştığımız için tahrik maddesini asla kabul etmiyoruz. Zaten imzalamış olduğumuz uluslararası anlaşmalar da kabul etmiyor. Örneğin BM'in CEDAW anlaşmasına göre devlet kadınlara karşı şiddet anlamına gelen her davranışı, her suçu önlemek zorunda."

Yazımı bitirdikten sonra son zamanlarda namus nedeniyle işlenen cinayet haberlerine tekrar baktım. Biri şöyleydi: "Alanya'da 9 aylık hamile yeğeni Gülsen Bayırlı'yı karnındaki bebeğiyle öldüren Fuat Karadağ yakalandı. Karadağ 'yeğenimi eşini aldattığı için öldürdüm' dedi." Zavallı Gülsen Bayırlı, keşke konuşup gerçekleri anlatabilseydi!

İyi ki AB var, onlar bize plânlı cinayetlerde hiçbir nedenle indirim yapılamayacağını öğretecekler nasılsa!

Not: Duruşmaları izlemek isteyen okurlarım ve sivil toplum kuruluşları tarih ve saati geç bildirdiğimde tepki gösteriyor, üzüldüklerini söylüyorlar. Ankara'daki (Prof. Soyaslan) duruşma 26 Şubat Perşembe sabahı saat 09:25'de 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde.

İstanbul'da Amerika Başkonsolosu'nun eşi Vivi Arnette'in de destek vermek üzere katılıp izleyeceği duruşma (Prof. Sönmezer) ise aynı gün Şişli 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde saat 11.30'da yapılacak. Verdiğiniz destek için sizlere de tekrar teşekkür ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR