Bu toplumun bir gün gelip kurtarıcısından, kendisine yeryüzünün en cennet köşelerinden birini imkânsızı başararak armağan eden büyük önderinden rahatsız olacağı kimin aklına gelirdi?.. Düşününce içini acıtıyor insanın!
İlkokul ve hatta ortaokulda, lisedeyken 10 Kasım’larda mikrofona çıkar, okulun önünde O’nun için bazen şiir, bazen “Gençliğin Ata’ya Cevabı”nı okur, bazen de büstü başında sembolik olarak nöbet tutanlardan biri olurdum.
O çocuk yaşlarımda bile vatanımı düşman işgalinden kurtaran bu cesur adama hayranlıkla, genç yaşta kaybından duyduğum üzüntüyle sesim titrer, gözlerim dolardı.
Bu hayranlık ileriki yıllarda olayları, tarihi daha iyi anlayıp özümsedikçe azalmadı, arttı. Şimdi artık O’nu yalnız Türk tarihinin gözüyle değil, yabancı tarihçilerin yazdıkları kitaplardan, onların anlatımıyla da görebiliyor, diğer ülkelerin, liderlerinin de bu büyük adama duyduğu hayranlığın nedenini daha iyi anlıyordum.
Oysa bugün kendi kurtardığı ülkede birileri onun aziz hatırasını yalanlarla zedelemeye çalışırken, birileri de ben dahil bütün Cumhuriyet çocuklarının Ata’ya olan sevgilerini okullarda verilen eğitimle “beyin yıkama”ya, O’nun tabulaştırılmasına bağlıyor ve hatta kişiliğine, yaptıklarına saygı duyanların da “tapındığını” söyleyebiliyorlar. Bu sade ve katıksız sevginin, saygının, minnet duygusunun bir ideoloji olduğunu iddia edebiliyorlar.
Anayasa’da O’nun ilke ve devrimlerinden söz edilmesini bile fazla görerek, Atatürk adının çıkarılmasıyla daha tarafsız, (kendi deyimleriyle) daha renksiz olacağına ve Türkiye’nin ancak böyle özgürleşeceğine, devletin ancak o zaman devlet olabileceğine inandırılabiliyorlar.
Artık öyle bir hale geldi ki neredeyse adını korkarak anacağız.
Neredeyse milli bayramlarımızı kutlama zahmetini (!) bile ortadan kaldıracaklar. Bu yıl yapılan Zafer Bayramı kutlamalarında ilk işaretleri görüldü.
Evet, her başımız sıkıştığında “Atatürk”ün adına sarılmak doğru değil ama bu yapılmasın derken bir başka aşırı uca kaçmak da olacak şey değil.
Bu yazıyı sadece, bir milletin (belki bugün maalesef yalnızca bir bölümünün) kurtarıcısına duyduğu sevgi ve hayranlığın hiçbir ideolojiyle ilgisi olmadığını, böyle düşünüyorlarsa hatanın Ata’da değil, ona olan bağlılığı istismar eden gruplarda olduğunu söylemek için yazdım.
O, milletine sadece bağımsızlığın, aklın ve ilmin, insan olmanın önemini anlattı ve yolunu gösterdi. Gerisi için ise “size güveniyorum” dedi... Bunu yaparken dünyada benzeri görülmemiş bir kahramanlık efsanesi yazdı.
Anayasanıza koyun ya da koymayın ama artık Atatürk’ü rahat bırakın. Zira yapılanın tek bir adı var; nankörlük... Bunun fazlası da dayanılır gibi değil...
Son nefesime kadar O’na hayranlık ve minnet duymaya devam edeceğim. Beynimin yıkanmamış olduğundan da adım gibi eminim!
(Not: Okul kitaplarında sadece tarih ve “Mustafa Kemal ile Anadolu halkının” kahramanlığı anlatılır. Bu da “beyin yıkama”ya yeterli değildir. Ama bir süredir Atatürk’e karşı yürütülen kampanya ile bir sürü yalan tekrarlanarak gençlerin beynine sokuluyor. Türkiye’ye asıl zarar verecek beyin yıkama budur. Atatürk ve Cumhuriyet’e düşmanlık duygusu besleyen bir gençliğin oluşturulmasıdır. Yapanların önce aynayı kendilerine tutması gerekir.)
Son nefesime kadar...
Haberin Devamı

