AKP’nin önde gelen ve çoğunun adı “siyaset yasağı istenenler” listesinde olan ileri gelen isimleri bu kez de hukukla kavgaya giriştiler.
Medyayla kavga, sivil toplum kuruluşlarıyla kavga, üniversitelerle kavga, orduyla, yargıyla kavga ile bugüne kadar gelmişlerdi, şimdi bizzat yasaların kendisiyle kavgaya geldi sıra.
Söylediklerine toplu olarak baktığınızda şu sonuç çıkıyor:
“Biz buraya milletin iradesiyle geldik, yaptıklarımız yasalara aykırı olsa bile hukuk bize dokunamaz. Bize dava açılması millet iradesini hiçe saymak, ülke itibarını zedelemektir.”
Sanıyorum dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda da aynı şeyi düşünüyorlar. Yani “bu ülkede her vatandaş yasalara aykırı suç niteliğinde eylemlerde bulunduğu takdirde yargıya, adalete bunun hesabını verir ama biz vermeyiz.”
Neden?.. “Çünkü biz millet iradesiyle ve çoğunlukla geldik.”
Peki aklı başında hangi vatandaş bu durumu kabullenebilir? Ortada (az veya çok oy alan) siyasi partilerin uyması gereken hiçbir kural, onları denetleyecek hiçbir kurum bırakılmadığı, hukuk da tu kaka ilan edildiği takdirde bu hükümet veya bir başka hükümetin ülkenin rotasını istediği yöne çevirmesini ne engelleyebilir?
HUKUKSUZ DEMOKRASİ
Başbakan Erdoğan, Bülent Arınç, diğer partililer ve hatta Ergun Özbudun açılan davanın “anti demokratik” olduğunu tekrarlıyorlar. (Özbudun’un RP için “kapatılmasını” kendisinin istediğini tekrar hatırlayalım.) Oysa hukukçular asıl “hukukun hiçe sayıldığı, hukuka saygı gösterilmeyen” eylemlerin, konuşmaların demokrasiyle ve hukuk devletiyle bağdaşmayacağını söylüyor.
Dün programda Anayasa Hukuku uzmanı Doç. Dr. Sultan Uzeltürk kapatma davası için bazı köşe yazarlarının “hukuk muhtırası” veya “yargı, yasama ve yürütmeyi hiçe sayıyor” gibi iddialarına şöyle cevap verdi:
“Parlamenter rejimlerde tüm erkler ‘yasama, yürütme ve yargı’ aynı düzeydedir ama hukuk üstündür ve yargı hukukun üstünlüğünü gözetmek için vardır. Hukuksuz demokrasi de, devlet de olmaz.”
Başbakan Erdoğan Şanlıurfa konuşmasında “Son gelişmelerden sonra bazılarının zil takıp oynamadıkları kaldığını” söylemiş ve şöyle devam etmiş:
“Meydanlar ortada, millet meydanlarda. Demokrasi bu, cumhuriyet, cumhur bu, kararı millet verecek. Onlar hukukla millet iradesini karşı karşıya getirmeyi düşünüyorlar.”
Çok önemli ve dikkatle düşünülmesi gereken sözler bunlar. Bir kere Başbakan bilmeli ki aklı başında olup da zil takıp oynayan tek kişi olamaz. Bu ülkenin sorumlu vatandaşları geldiğimiz, bir kez daha zorla getirildiğimiz bu durumdan büyük üzüntü duyuyorlar.
Başbakan’ın meydanlarda gördüğü kalabalığın, hatta aldığı veya alacağı oyların da hukukla, demokratik mekanizmaların işlemesiyle bir ilgisi olamaz.
DİNCİLİKLE SUÇLAMAK
Yine “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözünü yanlış anlamayı ve anlatmayı sürdürüyor. O egemenlik, yargının da içinde olduğu yetkili organlar eliyle kullanılır. Aksi takdirde adı “çoğunluk diktatörlüğü” olur... Bir hukuk devletinde cumhur da hukuka saygı göstermek zorundadır.
“Hukukla millet iradesini karşı karşıya getirme”nin ta kendisi ise Başbakan ve arkadaşlarının gayet fevri olarak yaptığı son konuşmalarıdır.
AKP için en güzel önerileri dün Her Açıdan’da Hüsamettin Cindoruk ve Cüneyt Ülsever dile getirdiler.
Cindoruk “Hırçınlık yapacaklarına bu zamanı iddianameyi dikkatle inceleyerek ve hazırlanarak değerlendirsinler” dedi. Ülsever ise “İcraatlarıyla laiklik karşıtı olmadıklarını göstersinler”...
AKP özeleştiri yapmak, özellikle 22 Temmuz sonrasındaki tutumunu gözden geçirmek zorunda. Eylemlerine bakınca Başbakan “AKP’yi dincilikle suçlamak gayriciddiliktir” demekte de hiç haklı olmadığını görecek!
(Not: Sevgili okurlarım, dün ‘Garabet mi, hukuk mu’ başlıklı yazımda AKP’nin seçimde aldığı oy 46.5 yerine yanlışlıkla 45.6 olarak yazılmış. Bir defada 3-4 yazı yazınca gözden kaçabiliyor. Özür dileyerek düzeltiyorum.)
Son kavganın muhatabı: “Hukuk”!
Haberin Devamı

