Soğuktan ölen asker bebeği ve altın!

Haberin Devamı

Elazığ’da Ağın ilçesi Belediye Başkanı Mustafa Yentür ilçede genç nüfusu arttırmak için çocuk yapacak ailelere altın hediye edecekmiş.

Duyan da babasından kalan mirası dağıtıyor zannedecek... Kendi kafasına göre karar vermiş, milletin parasını dağıtıyor.

Bazı belediyeler seçmen yaratmak için bölgenin hamile kadınlarına çeyrek altın veya bebek eşyası dağıtıyor.

Bazıları “kime oy vereceksin” diye sorup istediği cevabı alınca robotların karnından düşen altını veriyor.

Bazısı ise “genç nüfusu arttırmak istiyorum” diye altın hediye ediyor.

Afedersiniz ama buna “ayranı yok içmeye...” atasözünden başka söylenecek şey yoktur.

İşi, aşı, ekmeği, suyu, eğitim imkânı, kafasının üstünde bir damı olmayan milyonlarca insan yaşıyor bu ülkenin birçok ilinde, ilçesinde, köyünde... Öte yanda birileri altın dağıtacak bolluk içinde yüzüyorlar.

Üstelik ortada bir sorun varsa bunun “nüfusun artması gerektiği” değil, halihazırda imkânların yetmediği kadar fazla olduğu, (yani nüfus plânlaması gerektiği) bilinirken.

Mesela Elazığ’a sadece 300 km uzakta, Şanlıurfa’da yaşayan Gedük ailesinin üç küçük çocuğundan biri, 4 aylık bebekleri Şaha evin damı, duvarı olmadığı için soğuktan donarak öldü. 29 Kasım’da verilen haberde bebeğin babası Mustafa Gedük’ün Hatay’da askerde, karısının ise damsız evde çocuklarıyla yalnız olduğu anlatılıyordu.

Bir yanda altın dağıtan belediyeler, bir yanda aç, susuz, açıkta donarak ölen asker bebekleri...

Elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin böyle bir adaletsizliğe susulabilir, izin verilebilir mi?

İsraf yapanlar ve hak etmedikleri paralara konanlar ilâhi adaletin onları asla cezasız bırakmayacağını düşünmeye başlasalar iyi olur.

*****

Deprem seferberliği zamanı!

İki gün önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden gelen ve deprem konusundaki önlem ve gelişmeleri anlatan açıklamayı yazmıştım.

Bu açıklamada beklenen kanunun çıktığı, kamu binaları, kavşak ve köprülerin depreme hazır hale getirildiği, bu arada bilimsel çalışma ve kentsel dönüşüm projelerinin de sürdüğü bildiriliyor, sonunda “medyanın vatandaşlara yönelik olumlu yayınlarının öneminden” söz ediliyordu.

Ben de bunun önemli olduğunu ama 40-50 bin can kaybı olabileceği söylenen bir deprem öncesinde medyanın ilk görevinin de “sormak” olduğunu belirtmiştim.

Belediye’nin basınla ilgili notu sanıyorum “halkta panik yaratmama” nedeniyle eklenmiş. Elbette bunu biz de istemeyiz ama böylesine hayati bir konudan söz ederken, 1999’da İstanbul’un dışında oluşan depremden ne kadar etkilendiği de görülmüş ve bu kez depremin “içerde, göbekte” olacağı bilinirken uyarılarımız sırasında panik yaratmamayı da düşünemeyiz.

Önceden panik, sonradan gözyaşı dökmekten çok daha iyidir.

Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın İstanbul’a 3. köprü ve marinalardan söz ettiği konuşmasını yazmıştım. Bu konuların aceleye getirilmemesi gerektiği bir yana Allah aşkına şu anda zamanı mıdır?

Belediye’nin bu kadar çok parası varsa fay hatlarını çıplak gözle gören “sensor” lar için neden kampanya çağrıları yapılmaktadır?

Bunun için “350 bin YTL gerektiği, hükümetin ve belediyenin vermeye yanaşmadığı” söyleniyor. 40 bin can kaybının yanında kim bilir kaç bin yaralının çıkacağı bir deprem konusunda gerekiyorsa birkaç tane “350 bin YTL” verilemez mi?

Eğer birilerine ihale sözü verilmediyse ve bu nedenle alelacele yapılmayacaksa köprü ve marinalar ertelenemez mi?

Belediye’nin ve Hükümet’in çalışmalarının olumlu ama çok yetersiz olduğu görülüyor. 99 depreminden bu yana 8 yıl geçti, yasa da yeni çıkarıldı.

Böylece binaların çoğu ancak bundan sonra güçlendirilebilecek.

Devlet binaları, kavşak ve köprüler depreme hazır ama evler sadece iki üç ilçede kontrol edilmiş.

Deprem bilimciler “Fayda gerilim arttı, tehlike yakın” derken Belediye hâlâ projeyle meşgul ama uygulama yok.

Bence İstanbul Belediyesi’nin deprem seferberliğine girme zamanı çoktan geçti. Onun için medyadan bekledikleri dikkat ve özeni kendilerinin halka karşı göstermesi gerekiyor.

Hem de hiç zaman kaybetmeden!

DİĞER YENİ YAZILAR