"Sizi Zaga'ya dövdürürüm!"

Eski Televizyon Çocuğu, yeni Zaga Okan Bey geçen programında "reytingini düşürme pahasına" uzunca bir süre bizden söz etmiş. Ben onun programlarını rastladıkça izlerim. Esprileri beni güldürür, hedeflerini de genellikle güzel seçer, bu kez şaşırmış... Hedefini yani

Haberin Devamı

Eski Televizyon Çocuğu, yeni Zaga Okan Bey geçen programında "reytingini düşürme pahasına" uzunca bir süre bizden söz etmiş. Ben onun programlarını rastladıkça izlerim. Esprileri beni güldürür, hedeflerini de genellikle güzel seçer, bu kez şaşırmış... Hedefini yani.

Ne yapsın bir tarafta hocası, öbür tarafta iki gazeteci... Üstelik hocası Zeliha Berksoy Hanım ortaya çıkıp, en azından bir açıklama gönderip "işin doğrusu budur" da demiyor. Açıklama yapma imkânı varken yapmıyor, yaptırıyor. Öğrencisi onun adına konuşmayı kabul ettiğine göre zahmete gerek görmüyor olmalı.

Dizide oynadığı için "kirlendiğini" iddia ettiği bir genci, sınavdan 98 puan almasına rağmen konservatuvara almayan, kaydını dondurmasını isteyerek "temizlen de gel" diyen Berksoy'la ilgili bu olayı Duygu Asena'nın VATAN'daki röportajından öğrenmiştik hatırlayacaksınız.

Röportajın ertesi günü ben de bunun büyük bir haksızlık olduğunu, gençlerin yeteneklerini değerlendirmek, başarıya kavuşmak için TV yarışmalarında kuyruk olduğu günümüzde, bir dizide oynayıp çok da başarılı olan, sınavı da kazanmış bir gencin okula alınmamasının büyük bir haksızlık olduğunu yazmıştım. Dizi devam etmesine, bu genç de deneyimli tiyatro sanatçılarının yanında kendini göstermeyi başarmasına rağmen tiyatronun eğitimini almak istiyordu.

En iyi kim biliyor?
Bunun ancak takdir edilebileceğini ve yolunu kapatmanın yanlış olduğunu daha sonra köşemde Cüneyt Gökçer, Can Gürzap, Cihan Ünal, Çetin Tekindor, Tamer Levent, Sönmez Atasoy gibi tiyatronun çok değerli isimleri, hocaları da açıkladılar.

Gelin görün ki Okan Bayülgen "konservatuvarı bitirmiş olduğu" için neyin doğru olduğunu onlardan daha iyi biliyor. Ve TV'nin gazeteden daha geniş bir kitleye hitap etme avantajını, bir de üstüne 'izlenen program olma' avantajını bu çok iyi bildiği konuda "haklı tarafı bir hakem edasıyla ilân etmekte kullanıyor.

Bize de magazin basınına kızdığı gibi "Hiç değilse Konservatuvar'ı rahat bıraksınlar" diye kızarak... İyi güzel de bizim çabamız zaten Konservatuvar'ın rahat bırakılması içindi. Rahatsızlık yaratanların buna hakkı olmadığını anlatmaya çalışıyorduk.

Ki... Ki aynı Bölüm Başkanı okulu bitirenlerin Devlet Tiyatrosu'nda sahneye çıkmasını bile "kirlenme" olarak adlandırıyormuş tiyatrocu arkadaşlarının anlattığına göre...

Esas konuya gelelim; söz konusu gencin koca bir senesinin bir hoca kaprisi yüzünden kaybolması tek sorun değil. Asıl sorun bu anlayışın benzer durumdaki diğer gençlere de aynı baskıyı uygulayacak olması.

Reyting düşürmesin!
Haydi daha önceki çocuk ve genç oyunlarını bilmediklerini düşünelim. Sadece şu anda Londra'da sahnelenmekte olan iki oyuna bakmalarını öneriyorum; "Mamma Mia" ve "Tonight is the Night"...

Her ikisinde de tiyatro okullarından çok sayıda genç öğrenci rol alıyor. Her ülkede tiyatro öğrencileri okul sırasında sahneye çıkarlar. Bunun en önemli nedeni okuldan sonraki çalışmaları için pratik kazanmaktır.

Bırakın okulu, bitirenler bile sahneye çıkınca "kirlendiklerine" göre bizim bütün tiyatro sanatçılarımız fena halde kirli vaziyetteler demek ki...
Okan Bayülgen ise nasıl temizlenir bilemiyorum.

"Reytingin düşmesi pahasına" sözüne gelince... Orada çok haklı. TV'lerde reyting uğruna öyle şeyler yapılıyor, izleyici incir çekirdeğini doldurmaz konularla, göbek ve şarkıyla öyle uyuşturuluyor ki ciddi bir sorunu izleyecek hal kalmadı kimsede.

Sonuç olarak; tebrikler Okan Bayülgen... Bizi
korkuttunuz doğrusu!

İstiklal marşı'na gülen türbanlılar!
Kars'ta bir törende türbanlı genç kızlar İstiklâl Marşı sırasında gülüşmüşler. Sonra kendilerine ihtar edilmiş, söylenenleri kendileri de alkışlamış ama bunlar hiç önemli değil.

Önemli olan tek şey bayraklarını anlatan, en duygusuz insanı bile duygulandıracak kadar güzel ulusal marşları çalınırken gülmeleri... İlkokul çağında öğrencilerin, henüz marşın anlamını tam olarak kavrayamadıkları yaşta böyle bir hataya düşmeleri anlayışla karşılanabilir belki ama koskoca genç kızlarınki?? Hayır...

Her ülkenin insanları kendi marşları çalınırken, bayrakları çekilirken en derin saygıyı gösterirler. O an tüm vatandaşların görüşü, dini, dili ne olursa olsun tek yürek olduğu, aynı duygularla dolduğu andır.Bu duyguları hissetmeyenler ise en azından saygılı olmak zorundadırlar.

Türk Bayrağı kırmızı rengini bu ülke için canını veren şehitlerinin kanından almıştır. Ve Türk toprakları üzerinde yaşayan herkes onların dökülen kanları sayesinde özgür nefes alabilmektedir bugün. O kahramanlar canını vermeseydi bugün marşlarına, bayraklarına, Ata'larına saygısızlık etme cesaretini bulanlar kimbilir hangi yabancı milletin veya milletlerin emrinde yaşıyor olacaklardı.

Müslümanı Müslümana düşman eden, laik rejimi savunanları dinsiz ilân eden, toplumu kutuplara bölüp karanlığa sürükleyen saygısız, sevgisizler kimbilir nasıl köşelerinde dilsiz gibi oturuyor ve yabancılara hizmet ediyor olacaklardı.

İnsanın, yaşadığı ülkenin bayrağına ve marşına saygı göstermesi için sadece İNSAN olması yeterlidir. Hangi görüş, din ve ırktan olursa olsun!

Günün birinde bunları da hatırlatmak zorunda kalacağımız hiç aklıma gelmemişti.

DİĞER YENİ YAZILAR