Mayınlı arazilerle ilgili yasa tasarısı yeniden Meclis Genel Kurulu’na getiriliyor. CHP haklı olarak “Milletin onayı olmadan böyle bir kiralama olamaz. Gelin referandum yapalım” diyor.
Konu son derece önemli; söz konusu mayınları döşeyen ve şu anda emekli olan askerlerin “Biz döşedik, çıkarması da zor değil, 6 ayda bile TSK bu işi halledebilir. Gerekirse biz de yardımcı oluruz” dediklerini anlattık.
Mayınların döşenmesi sırasında (1956-57 yılları) bir tehlike anında müdahale etmek üzere doktor olarak görev yapmış olan Prof. Dr. Cavit Çehreli “Döşenirken hiçbir sorun çıkmadı, yine çıkmaz” derken Ağustos ayında mayın döşeyen istihkam bölüklerinin tankerlerle getirilen “sıcaktan kaynar vaziyetteki” suları içerek nasıl bir özveriyle çalıştıklarını da anlatıyor.
Bir yanda vatanı korumak için böyle çalışan insanlar, arka arkaya şehit olan askerler ve öbür tarafta “Suriye kendi mayınlarını başarıyla temizlediği halde” her nedense “Biz yapamayız başkaları yapsın” ısrarındaki AKP hükümeti ve sesini çıkarıp “temizleriz” ya da “temizlemeyiz” demeyen TSK var.
Biz “aciz olduğumuz için” mi kendi topraklarımızda askerlerimiz bir ilden diğerine güvenlik içinde aktarılamıyor ve şehit oluyorlar?
ABD’nin satın aldığı “araca monte mayın dedektörlerini” TSK neden almadı? Bu askerleri mayınlı arazilerde nakledeceklerine neden “askerî toplu taşıma helikopterleriyle” göndermiyorlar, ordunun bütçesi mi yetmiyor, yoksa her tür lükse israfa para bulan devlet bu işlere para harcamak mı istemiyor? (2004-2005’te Genelkurmay, Milli Savunma Bakanlığı’na yolladığı mayın raporunda Başbakanlık’tan gerekli teçhizat için 44.7 milyon dolar istemiş, bu para çıkışmadı mı acaba? 60 milyon dolarlık lüks “üçüncü uçak” için çıkıştı da buna mı çıkışmadı?) Milletin bunları Hükümet’ten de TSK’dan da duyma, öğrenme hakkı vardır.
Güneydoğu’da terör mücadelesi yapmış ve bölgeyi avucunun içi gibi bilen Emekli Orgeneral Necati Özgen “TSK bu araziyi mayınlardan, Kandil’i de teröristlerden temizleyecek güçtedir” diyorsa, ABD de terörde bize her türlü desteği vermeyi taahhüt ettiyse bu mayın tartışmasının ve devletin “terör örgütü liderinin sözlerini önemsediği” açıklamalarının ne anlama geldiğini öğrenme hakkı vardır.
Pazar günü TV programımda “mayınların tespitinde metal ve patlayıcıların kokusunu almak üzere eğitilmiş “fareler” kullanan, “Kahraman Fareler” diye tanınan Apopo isimli örgütten söz ettim (30 Mayıs Cumartesi, Hürriyet’in haberiydi). Bu örgütün kurucusu Bart Weetjens “Biz taşeron olarak çalıştığımız gibi doğrudan devlete de çalışabiliriz” diyor.
ÇARESİZ NUMARASIYLA...
Bir de böyle kolaylık var ortada... O zaman eğer koca Türkiye devleti Suriye’nin yaptığı gibi kendi toprağındaki mayınları temizleyemiyorsa çağırsınlar fareler temizlesin. Ama bize “çaresiz, çözümsüz, başka ülkelerin yardımına muhtaç” kalmış da bunun karşılığında sınır bölgesinde stratejik öneme sahip bir araziyi 44 yıllığına yabancılara vermek zorundaymış numarası yapmasınlar.
Hükümetin tutumu anlaşılır gibi değil ama TSK’nınki de bir o kadar anlaşılmaz... Yine her konuda yapıldığı gibi hiçbir uzlaşmaya, tartışmaya gerek görmeden “oldu bitti”ye getirilecek... İstedikleri konuda tepkilere kulak asmayarak bildiklerini okumayı, dayatmayı öyle ustaca başarıyorlar ki...
Bu arada, dün bazı gazetelerde bazı yazarların “mayınlı arazilerin temizlenmesi, terör sorununda devletin geldiği nokta ve Başbakan’ın “devletin faşizan uygulamaları” açıklaması gibi konuları küçümsediği ve önemini azaltmaya çalıştığı göze çarpıyordu. Komikti, doğrusu, bunların hepsi Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli konular...
Bırakalım dalga geçmeyi, küçümsemeyi de yapabiliyorsak fikir, çözüm üretmeye bakalım. Bir görüş duyalım, duyuralım.
GALATASARAYLILAR KIZAMAZ, NEDEN?
Geçen Pazar Her Açıdan’da Beşiktaş’ın Denizli’de, Galatasaray’ın ise İstanbul’da maçlarının bittiği saatte gördüğüm bir olayı anlattım. O sırada Beşiktaş’ın “şampiyon olduğu” anlaşılmıştı ve olaya Galatasaray’ın sahası önünde (Ali Sami Yen’in önü) rastlamıştım.
Trafikte önümde bulunan ve üstündeki hava penceresine sıkıştırılmış Beşiktaş bayraklarıyla geçen, bir genç kız sürücünün kullandığı araba yavaşlayınca üç dört tane iri yarı genç bayrakları sökmek için arabanın üstüne atlamış, bunu başaramayınca da arabayı şiddetle tekmelemişlerdi.
Beni de sürücü genç kız kadar dehşete düşüren bu görüntü eğer o saldırganlar arabanın kapısını açabilseydi çok daha
beter hale gelebilirdi.
Bu olayı televizyonda anlatmama bazı Galatasaraylılar kızmışlar, oysa... Böyle bir rezaleti, hırsını bu şekilde alma hakkı olduğunu sanan 4 erkeğin bir kıza saldırısını hangi takım olsa yazardım ama Galatasaray sahası önünde ve o duygularla “yapanların hangi takımdan olduğu” da açıkça belliydi. Benim Galatasaraylı olmam bile bu gibi bir durumda tarafsız davranmamı önleyemez.
Sözüm ona “centilmen bir spor” olması gereken futbolu da vahşete çevirmeye izin verilemez. Benzer şiddet gösterilerini Kadıköy tarafında da Fenerbahçeliler Beşiktaş’a yaptığı için polis Bağdat Caddesi’ni trafiğe kapatarak Beşiktaş’ın coşkusunu yaşamasına izin vermemiş.
Galatasaraylıların gönlü buna razı mı yani? Biz kazanırsak kıyamet kopsun, her türlü kutlayalım, onlarınkine tahammül göstermeyelim... Yok böyle şey, kimse de benden bu konuda susmamı beklemesin.

