Karar vermeli artık" sözünü Tansu Çiller
için de yazmıştık, ondan sonraki koalisyon hükümeti için de... Ve şimdi Erdoğan için yazıyoruz; karar vermeli artık! iyi bir adım atıyor, diyelim AB konusunda veya Danimarka'daki "PKK televizyonu" olayında, tam "Aferin, gurur duyduk" demeye hazırlanırken bakıyoruz arkadan "Mahkemenin söz söylemeye hakkı yok ("mahkeme" dediği de AİHM, Avrupa'nın yüksek mahkemesi), söz hakkı din ulemasınındır" gibi akıl, mantık almaz bir çıkış gelmiş.
Bir adım medeniyete, diğer adım din devletine doğru... Hangisine inanalım?
Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül'ün eşinin de -aynı nedenle- başvurduğu AlHM'nin kararlarına yani hukuka inanmadığını söylüyor, acaba
karar bunun tam aksi olsaydı aynı şeyi söyleyecek miydi, sormak lâzım.
"Söz hakkı din ulemasınmdır" lâfını da sormak lâzım tabii; nerede yaşıyorlar; Osmanlı döneminde mi kaldılar acaba? Artık dinin devlet işlerine karışmadığının, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik bir hukuk devleti olduğunun farkında değiller mi?
Ne uleması?
Yine Van'da 3 tane gencecik erimizi şehit ettiler, bırakın da Danimarka'yı terketmenizle sevinelim. Bırakın da Van rektörüne yapılan hataları düzeltmekle (kendinize reva görmediklerinizi ona yapmamakla) uğraşın, Şemdinli ve Yüksekova'da Türkiye'yi karıştırmak isteyenleri susturun.
Asıl işiniz bu sizin! Devlette ulemaya o kadar önem veriyorsanız Diyanet İşleri'ndeki din adamlarına söyleyin, TV'lere çıkıp "başörtüsü" ne, daha doğrusu Kur'an'da geçtiği şekliyle "örtü"ye (hımar) emir ve yasak olarak mı, tavsiye olarak mı Kur'an'da yer verildiğini halka anlatsınlar. "Örtülerini yakalarının üzerine indirsinler, ziynetlerini gizlesinler" şeklindeki ayeti ve aynı surenin diğer ayetlerini birlikte yorumlayarak "örtü"nün nedenini anlatsınlar.
Anlatsınlar ki erkekler ve özellikle siyasetçi erkekler başörtüsünü en ateşli (siyasi) silah olarak kullanamasın. Kadınlar bunun "yasak" değil, bir tavsiye şeklinde söylendiğini, başörtüsünün namus demek olmadığını, inancın ve namusun örtüyle ölçülemeyeceğini kendileri anlasın.
Yeter artık bu memleketin örümcek kafalardan, çıkarları için olduğunu gizleyerek ve "kadın"ı kullanarak din üzerinden siyaset yapanlardan çektiği.
Haydi, konuşturun ulemayı, çözün bu sorunu... Başbakan, Yardımcısı, Meclis Başkanı değil onlar anlatsın millete...
Ama samimiyetle, "ziynet" ve "hımar" kelimeleriyle neyin kastedildiğini tartışıp sonuçlandırarak!
Yapamazsınız Beyler (2)
Dün yazdım 'kahramanının ünlü bir sanatçı olduğu açıklanan kitabın satışına, reklâmına izin veremezsiniz, medya da alıntılar yaparak bu "özel yaşama tecavüz" malzemelerini magazin haberi olarak kullanamaz' diye...
Kullanamaz çünkü ulusal ve uluslararası kanunlara aykırıdır. Basın eliğine ve ilkelerine de aykırıdır. Ama gazetelerin yayını, hem de eşcinsel bir ilişkiyi tüm detaylarıyla anlatacak şekilde, hem de her seferinde adı geçen sanatçının fotoğraflarıyla devam ediyor.
Nerede o basına dağıtılan sayfalar dolusu kurallar? Yoksa sadece siyasetçilerin adının geçmesini önlemek için mi dağıtılmışlardı?
Demek ki şöhret meraklısı, kitap bastırıp medya da görünmek isteyen biri çıkacak, ünlü bir isim hakkında istediği hikâyeyi uyduracak; söz konusu kişi yasal haklarını kullanana kadar kitabın veya haberin içeriği yeterince duyulacak ve kimse ses çıkarmayacak.
Tarkan'ın neden hâlâ harekete geçmediğini bilemem mutlaka kendine göre nedenleri vardır, ama bırakın onu, bunu kuralı, kanunu, böyle bir eşcinsel ilişkinin detaylarını medya yoluyla gençlerine izleten bir toplum olmak da mı kimseyi rahatsız etmiyor?
Siz susun ulema konuşsun!
Karar vermeli artık" sözünü Tansu Çilleriçin de yazmıştık, ondan sonraki koalisyon hükümeti için de... Ve şimdi Erdoğan için yazıyoruz; karar vermeli artık!
Haberin Devamı

