Abdullah Gül bir yıldır sürdürülen cumhurbaşkanlığı tartışmalarının, kavga kıyamet erken seçime gidilmesinin ardından nihayet cumhurbaşkanı seçildi.
Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanını kutluyor. Ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Bugüne kadar yazdık, çizdik. Üzerinde uzlaşılan ve cumhuriyet değerlerine bağlılığı tartışılmaz bir isim olmasını arzu ettik. Ama demokrasiye, parlamenter sisteme inanıyorsak, meşru bir seçimden sonra artık Gül’ün verdiği sözde durmasını ve Erdoğan’ın gayet anti demokratik şekilde açıkladığı gibi “herkesin cumhurbaşkanı” olabilmesini ümidetmekten başka yapacak bir şey yok.
Hatırlayacaksınız Gül, adaylığının kesinleştiği, partisinin son MYK toplantısında önce Tayyip Erdoğan’a üç kez “Keşke siz aday olsaydınız ama beni işaret ettiniz, kısmet” dedi (bu durumda neden Erdoğan’ın adaylığına karşı çıkıldı, gerçekten Gül gibi bizim de anlamamız imkânsız.)
Adaylık başvurusunu yaptıktan sonra ise basının karşısına çıkarak 5 mesaj verdi.
Bunlar arasında “Türkiye’nin laik-demokratik-sosyal bir hukuk devleti olduğu ve bu ilkeleri korumanın temel hedefi olacağı” vardı. “Laikliğin korunması için ne gerekiyorsa yapacağı” vardı.
Ve Reuters Haber Ajansı’na verdiği ilk demeçte de “Anayasayı takip edeceğine dair verdiği söz” vardı.
Onun bu açıklamalarının samimi olduğuna hepimiz inanmak isteriz ama aynı süreç içinde hazırlanmakta olan yeni Anayasa’daki maddeleri hatırlayınca “hangi Anayasa’yı takip”ten, “hangi laikliğin korunması”ndan söz ettiğini de kendi adıma merak etmiyor değilim.
BİR DEMOKRASİ ŞAHESERİ!
Zira alelacele hazırlanan ve kimler tarafından hazırlandığı bilinmeyen yeni Anayasa taslağına göre “milletin, egemenliğini yetkili organlar eliyle kullanması” değiştirilerek “yasama, yürütme, yargı eliyle kullanır” haline getiriliyor. Böylece istemedikleri bazı kurum ve özerk kuruluşların etkisi kaldırılmış olacak.
Yasama (Meclis) ve yürütme (hükümet) iktidar partisinde olduğu gibi yargının da bağımsız olmadığı (kendilerinin bile dokunulmazlığı yargının bağımsızlığına güvenmedikleri için kaldırmadıklarını söylediği) bir durumda “egemenlik” ne halde olacak belli değil.
Cumhurbaşkanı da tümüyle “hükümet” ile aynı görüşte olduğuna göre yargı atamaları ve çıkacak yasalar için hiç bir denetim olmayacak.
Bir başka önemli denetim mekanizması olan Anayasa Mahkemesi’nin 17 üyesinden 8’ini Meclis seçecek. Böylece onun bağımsızlığı da tartışılır hale gelecek.
Bugün Avrupa’da hiçbir ülkede Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini veya başvuru imkanlarını azaltma eğilimi olmadığı, tam tersi mevcut olduğu halde ana muhalefet partisinin Anayasa Mahkesi’ne başvuru imkânı da “110 milletvekili olmadığı için” ortadan kalkacak.
Anayasa Mahkemesi’nin yetkileri de azaltılacak.
“Laikliğin tanımının değişeceği” ve dini inançların devlet yapısına taşınabileceği de şimdiden belli olduğuna göre hangi laiklik, hangi Anayasa diye merak etmez misiniz?
Bütün milletvekillerinin lider tarafından seçildiği, milletvekili dokunulmazlığı nedeniyle suçluların ülke yönetebildiği, Partiler Yasası’nı değiştirmedikleri için liderlerin padişah gibi yerlerinde ömür boyu kaldığı bir muhteşem demokraside bu değişiklikler de eklenince ne olacak demez misiniz?
Bu durumda tek hükümdar kendileri olduğu, önlerinde hiç ama hiçbir engel de kalmadığı halde halâ mağdur rolü oynamayı başarırlarsa onları da ayakta alkışlayacağım. Yeni -tek sesli- demokrasimiz ve yeni cumhurbaşkanımız kutlu olsun!
(Not: Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç “Ben istersem Anayasa Mahkemesi’ni kaldırma yetkisine sahibim” demişti. Onu yapamadı ama üzülmesin yavaş yavaş oluyor işte!)
Siz halâ annenizin demokrasisini mi kullanıyorsunuz?
Haberin Devamı

