Her kelimesiyle doğru bir tanım; 25 yıl milletvekili ve senatör olarak hizmet eden ama bir an bile dürüstlükten şaşmayan bir insandı.
Aynı dönemin bir çok siyasetçisi için benzer bir tanımı yapmak mümkün. Onlar siyaseti "zenginliğe kavuşmak" için istemezlerdi. Askerlik gibi bir vatan göreviydi bu. En onurlu, en üst düzeyde dikkatle taşınacak bir görev, bir sorumluluk
Son 20 yılda zirveden tabana doğru nasıl bir olumsuz değişim yaşadık, inanılır gibi değil.
Ağabeyim mimarlık eğitimini Almanya'da bitirerek döndüğünde annem çekinerek babama "Acaba ona nereden başlaması konusunda fikir verir, yardımcı olur musun?" diye sormuştu.
Hiç unutmuyorum babamın kaşlarını kaldırarak verdiği cevabı: "Hayır, olmam. Kendi düşünsün, karar versin, istediği yerden başlasın..." Bunun üzerine ağabeyim bir süre Türkiye'de uğraşmış, sonra da Almanya'ya dönerek oradaki arkadaşlarıyla çalışmaya başlamıştı.
Aradaki farka, değişime bakın. Şimdiki siyasetçiler bırakın yol göstermeyi, çocukları için her türlü nüfuz kullanma, büyük firmalarla karşılıklı "sırt kaşıma" işlemlerini fütursuzca yürüttükten sonra "Ne yapsın çocuklar yani, çalışmasınlar mı?" diye soruyorlar.
Babadan zengin oğullar
Ulaştırma Bakanı'nın oğluna para veren firma bir hafta sonra devletten ihalesiz olarak gemi kiralayıp üzerine Bakan'ın da daha önce genel müdürlüğünü yaptığı şirketin ismini koyabiliyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın oğlu Ülker'in Anadolu yakası bayiliğini yaptığı için Cola Turka'nın da dağıtımını yapıyor. Coca Cola'nın Anadolu yakası bayiliğinde ise eski Başbakan Mesut Yılmaz'ın oğlunu görüyoruz. Durum böyle olunca babalar mal varlığı açıklarken oğullarından borç aldıklarını söyleyebiliyorlar tabii, oğul 20-25 yaşında babadan zengin duruma gelirse neden söylemesinler?
Bakıyorsunuz bazı siyasetçi babalar çocuklarına peri masalları gibi düğünler yapıp onları yabancı ülkelerin en pahalı otellerinde balayına gönderiyor. Kendine 5 milyon dolarlık yalılar alıyor. Çocuklarının altına yine milyon dolarlık sürat tekneleri çekiyor. Evler en pahalı ithal mobilya mağazalarından döşeniyor. Ailece 20-30 kez Hac ziyareti yapılıyor.
Milyonlarca üniversiteli genç öğrenci ve mezun iş endişesiyle kırılırken, halkın büyük kesimi açlık sınırında yaşarken bu ne refah, bu ne utanmazca bolluk?
En iyi okulları başarıyla bitiren gençler hayata uluslararası gemi ulaştirmacılığıyla veya kola dağıtımıyla başlama şansına sahip değil.
Onlar sıfırdan başlamak için bile imkân arıyorlar. Bırakın gençleri yıllardır ticaretle uğraşan insanlar bile hâlâ krizde kaybettikleri işleri kazanmaya çalışıyor.
Minik, minicik adımlarla. Tırnaklarıyla kazıyarak...
Neden onlara da birer gemi veya kola dağıtım bayiliği verilmiyor?
İstemez misiniz gençler?
Ben size bir şey söyleyeyim mi; bu olayların binde biri İngiltere'de olsaydı kıyamet kopar, her şey açığa çıkana kadar da o halk susmazdı. O hükümet de ayakta kalamazdı.
Ne sabırlı milletmişiz biz!
AKUAKU
Ne güzel yerler var bu Şehr-i İstanbul'da da ben bilmiyorum. On yıldan fazladır Ulus'ta otururum iki adım ötedeki Ortaköy'ün küçük bir Bodrum'a dönüştüğünü kısa süre önce gördüm.
Bir akşam "Haydi gidip bir kahve içelim" dedik ve öyle indik Ortaköy'e. Baktık Ertekin yerinde oturuyor. Bir başka masada Hıncal ve Ali Poyrazoğlu.
Haydi bir sütlü espresso orada.
Kalktık şöyle bir gezindik ki, aman, ne olmuş buralar?
Önünden denize girilmesi işini de hallettiler mi hakikaten Bodrum'a filân gerek yok.
Neyse iki sürpriz restorandan söz edeceğim bugün, onlar Ortaköy'de değil. Biri Ritz Carlton Otel'in girişinde AKUAKU Lounge. Şu anda Meksika restoranı ama birkaç güne kadar deniz ürünleri ağırlıklı Hawai restoranı olacakmış. Nasıl şirin, nasıl romantik bir yer, nasıl güzel yemekler. Ve uygun fiyatlar. Birçok kimse Ritz'in yakınlarındaki restoran ve kafeleri pahalı zannettiği için gitmiyor ama hiç öyle değil. Herhangi bir yerde çok daha pahalı yemek yenebiliyor. AKUAKU Lounge özellikle gençler için ve özellikle de Ritz Otel'in içindeki sinemaya gidenler için harika bir seçim.
AKUAKU Hawai restoranı olunca oradaki Meksika yemeklerini nerede bulacaksınız' diye sordum. Profilo Alışveriş Merkezi'nin içindeki Kaktüs Cafe Bar'da aynı yemekleri bulmak mümkünmüş. Kaktüs'e daha önce gittim, orası da gerçekten süper bir Meksika lokantası.
Hem lezzetli, hem bol porsiyon, hem de uygun fiyatlı mönüler.
İnanmıyor musunuz, (İnanmamak mı? Siz bana inanırsınız canım) işte size birkaç örnek;
Sebzeli, tavuklu spagetti: 5.950.000 TL.
Bonfileli fajitas: 11.500.000 TL.
Sebzeli, patates kızartmalı Kaktüs köfte: 7.000.000 TL.
Yetmez mi arkadaşlar?
Ulus Pazarı Açıklaması!
Efendim Beşiktaş Belediyesi "Sinekli Semt" başlıklı yazım için bir açıklama göndermiş, asker mektuplarından esinlenerek öncelikle teşekkür eder; ben de selâmlarımı gönderirim.
Şehrin göbeğine evlerin arasına pazar kurulması, yol kenarlarına atılan tezgâhlar, kesilen ağaçlar, trafik sorunu, semt sakinlerinin huzurunun kaçması önemsiz olmalı ki belediye sadece sinek konusuna değinmiş. Sık sık ilaçlama yapıldığını "yazımda belirtilen hususlar dikkate alınarak bölgedeki kontrollerin sıklaştırılacağını" bildiriyorlar.
Onlardan bir gün önce ise Avukat Levent Decdeli beni arayarak bölge sakinlerinin şikâyeti üzerine 1,5 yıl önce İstanbul 2. İdare Mahkemesi'nde bir dava açıldığını, bir ay önce bittiğini, davayı kazandıklarını ve Belediye'nin 1 ay içinde pazarın yerini değiştirmesi gerektiğini anlattı. İmar Planı'nda değişiklik yapılmadan yol aralarına pazar kurulması "şehircilik ilkelerine aykırı" bulunmuş.
Beşiktaş Belediyesi için bir anlamı yok mudur bunun acaba? Zaman içinde anlayacağız herhalde.
Siz de kola dağıtmak istemez miydiniz?
Birkaç günlüğüne İstanbul dışındayım. Kaz Dağlan'nın eteğinde, Ege'nin küçük bir sahil köyünde... Dün babamı ölmeden önce seçtiği köşesinde ziyarete gittim. Mezarının üstünde "Dünyanın en dürüst insanıydı. Hayatı boyunca ülkesine hizmet etti" yazıyor.
Haberin Devamı

