Siyasetçinin “ifade özgürlüğü” vatandaşınkine eşit mi?

Haberin Devamı

En deneyimli, en uzman gazetecilerin bile yapabildiği hatalardan biri bu... Nitekim kısa süre önce Mehmet Yılmaz, Hürriyet’teki köşesinde kapatma davası ile ilgili olarak şu soruya yer vermişti:

“Kişisel olarak açıklanması suç olmayan fikirler, bir siyasi parti tarafından açıklanınca neden suç olsun?”

Bu sorunun açıklığa kavuşturulması gerekir, çünkü bazen Mehmet Yılmaz’da olduğu gibi iyi niyetle, bazen ise toplumu yasal yaptırımlara karşı kışkırtmak üzere kasten kullanılabiliyor ve gelecekte de benzer durumlarda karşılaşabileceğimize şüphe yok. Yabancı basın, AB ve ABD bile siyasi partilerin Anayasa’ya karşı suç sayılacak söylemlerinde aynı mazereti ileri sürebiliyorlar.

Yazının başlığındaki sorunun doğru cevabı: “Siyasi partiler ve üyelerinin ifade özgürlüğü sade vatandaşınkine eşit değildir, birinci grupta olanlarınki sınırlandırılmış bir özgürlüktür” olacak.

Anayasa hukukçuları bunu birinin “örgütlü düşünce ve ifade”, diğerinin “örgütsüz düşünce ve ifade” olmasıyla açıklıyorlar: Tek başına olduğunda düşünce özgürlüğü tehlike yaratmaz ama Anayasa’ya aykırı bir düşünceyi bile siyasete taşımak için parti kurarak Meclis’e girmek mümkündür. Hele de iktidar partisi iseniz eylem ve söylemleriniz çok daha fazla önem kazanacaktır.

Bu nedenle örgüt, çete suçlarına daha ağır cezalar öngörülmüştür. Özellikle siyasi parti üyelerinin söylemleriyle halkı kışkırtmaları, parti kapatma nedenleri yaratmaları, organize eylemler ve söylemlerle toplumu etkilemeleri daha kolaydır, onun için siyasi partiler de “örgüt” sınıfında sayılırlar. Aynı nedenle kapatma davaları basit bir ceza davası değildir, çünkü partilerin, özellikle iktidarların düşüncelerini “uygulamaya koyma gücü” vardır.

REFAH DAVASI

Hukukçular, örnek olarak Refah Partisi’nin kapatma davasında partinin “Siyasetçilerin bir bölümü bireysel düşünce özgürlüğü kapsamında düşüncelerini açıklamışlardı, parti olunca bu neden suç sayılıyor” itirazını AİHM’nin kabul etmeyişini gösteriyorlar.

Laikliğe aykırı sayılacak söylemler sade vatandaş tarafından yapıldığında sorun olmazken bugün de “ulemaya sorsunlar, velev ki siyasi simge, dindar cumhurbaşkanı” gibi sözlerin siyasetçi tarafından söylenmesinin “iddianame”ye girmesinin nedeni de bundan farklı değil.

Kısacası siyasetçilerin, siyasi partilerin aklına geleni söyleyiverme (sonra da genellikle geri alma, geri adım atma) özgürlüğü yok... Ama bu halen yapılıyor, bilerek aynı yolda devam ettikten sonra “Ne yaptık ki suçlanıyoruz” demenin hukuk devletinde kabul edilemeyeceğini herkesten önce halkın görmesi, yanıltılmaya izin vermemesi gerekiyor.

KONUŞTURULMAYAN MİLLETVEKİLLERİ

Tam da burada AKP yönetiminin koyduğu “konuşmama yasağı” nedeniyle bizlerin sorularına bile cevap vermeyen, televizyon programlarına katılamayan, konuşturulmadığı için partiden istifa eden (veya ayrılmak zorunda bırakılan) AKP milletvekilleri geliyor akla.

“Konuşturulmadığı için partiden uzaklaşan”lar CHP’de de az değil.

Eğer onların anladığı “ifade özgürlüğü”, “demokrasi” buysa asıl bu yanlış demokrasi anlayışını sorgulamak, bu onur kırıcı duruma son vermek lazım... Asıl önce lider saltanatına son verecek Siyasi Partiler Yasası değişikliğini yapmak lazım.

İktidar Partisi, parti kapatmayı imkansız hale getirmeye çalışırken bunu neden hiç duymuyoruz dersiniz?

DİĞER YENİ YAZILAR