Siyah kurdele

Haberin Devamı

Yukardaki başlığı Ertuğrul Özkök’ün dünkü yazısından aldım, çok güzel ve etkileyici bir yazıydı. İzmir’deki cinayetlerden ve Siirt’te öğrencilerin bebeklere tecavüz edip birini öldürmesiyle sonuçlanan olaydan söz ediyor;

“Biri bir yıl saklandı, örtbas edilmeye çalışıldı. Ötekinde ise daha ikinci gününde gençler yakalarına siyah kurdeleleri taktılar. Hadi bakalım o emniyet olayı örtbas etmeye kalksın” diyor ve yıllar önce özel radyoları kapatmak isteyenlere karşı halkın taktığı siyah kurdeleleri hatırlatıyordu.

Yazısı; “Bir gün bu ülkenin dört bir yanında yakalarda o siyah kurdeleyi görmeye başlarsanız, bilin ki bu ülkede gerçek demokrasi, gerçek reformlar ve gerçek çağdaşlık başlıyor demektir. İşte o zaman ne ‘görmedim, işitmedim, yazmadım medyası’ kalır, ne de tecavüzü bile örtbas etmeye cüret eden resmî devlet görevlisi” cümleleriyle bitirmişti.

Bir eksik var; o da Siirt’te örtbas edilen olay sadece “tecavüz” değil, 2-3 yaşında iki bebeğe tecavüz ve birini öldürme olayı. Vehamete bakın, bir de gizleyen ve “karışmayın” diyen Pervari Belediye Başkanı’na... Olayı gündeme getiren medyaya kızan ve sorumsuzlukla (!) suçlayan siyasetçilere...

Her neyse, Ertuğrul Özkök’ün “Bir gün bu ülkenin dört bir yanında...” diye başlayan paragrafı “gerçek demokrasinin, adaletin, insan haklarının, özgür medyanın, reformların ancak halkın tepkisini sessiz sivil toplum hareketleriyle ortaya koyabildiği ülkelerde görülebileceğini” iki cümleyle anlattığı paragraf gerçekten çok net ve güzel.

Halkın olayları takip etmediği; “bebek tecavüzlerine, cinayetlerine verilecek cezalar” için bile varlığını ortaya koyamadığı ülkeler ise sonunda Türkiye’ye döner... Bu nedenle siyah kurdele fikri benim çok hoşuma gitti. Mitingden filân çok daha kolay ve “kulp takılamayacak” bir eylem tarzı bu... Radyolar için de kısa sürede sonuç sağlamıştı.

‘Acaba’ diyorum, ‘Türkiye’de TBMM’den başlayıp her yere yayılan ve siyasi söylemlerde bile kendini gösteren şiddet konusunda, cezasız bırakılan suçlar ya da zorla öne sürülen referandum konusunda siyah kurdeleye başvurulabilir mi?’

Herkes oturduğu yerde sızlanıp duracağına neden olmasın?

*****


Özgürlükten Kaçış

Dün telefonla görüştüğüm değerli bir hukukçu bana Eric Fromm’un “Özgürlükten Kaçış” isimli kitabını okumamı önerdi. Kitaptan aktardığı şu cümleyle birlikte; “İnsanlar özgürlükten kaçarlar, çünkü karar vermek sizi bedel ödemeye iter”...

Bunu söyledikten sonra devam etti; “Bilgi birçok kimsede var ama cesaret, vicdan ve bu vicdandan gelen sağduyu herkeste yok. Oysa özgürlüğü korkuya dayanarak değil ancak inandığınız değerleri savunarak koruyabilirsiniz”...

Türkiye’ye bugün hızla yayılmış olan ruh halini, korku veya kolaycılık nedeniyle çoğunluğun, aydınların susması ya da baskılara boyun eğmesi sonunda değerlerin tek tek yok olmasını ve sonuçta elde kalan sınırlı özgürlüklerin de arkasından bakakalınacak ortamı ne kadar güzel özetliyor.

Tartışamayan, konuşamayan, yazamayan, bunu sürdürmeye çalışanların da sırayla susturulduğu medyasıyla, aynı şartlardaki üniversiteleriyle, aynı şartlara getirilmeye çalışılan yargısıyla Türkiye “sessizler ülkesi”, daha doğrusu “tek sesli ülke” olma yolunda hızla ilerliyor.

Bunları görmezden gelmeyi sürdüren, demokratik ve sorgulayan ortamlarda tartışmaktan bile kaçınan, “araziye uyma”yı kendine yakıştıran “aydın”lar özgürlüğün tümüyle yitirildiği gün aynaya nasıl bakacaklar acaba?

İlk iş olarak Özgürlükten

Kaçış’ı bulup okuyacağım!

AydIn SORUMLULUĞU!

Boğaziçi Üniversitesi’nden 61 akademisyen dün “Silivri’de Ergenekon davası kapsamında” uzun süredir tutuklu olan aydınlarla ilgili bir duyuru metni hazırlamışlar. Bugün okuyacağınız bu metin “aydın”dan ne anlamamız gerektiğini çok net açıklıyor.

Bazıları ders alacak mıdır dersiniz?

*****


Açılım-terör ilişkisi

Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde PKK teröristleriyle çatışmada 2 askerimizi daha şehit verdik. Eskiden manşetlerden verilen şehit haberleri nedense bazı gazetelerde hiç yer almadı. Henüz 22 yaşında şehit olan Selman Özay’ın 17 yaşındaki kardeşi Ahmet ise “ağabeyimi istiyorum” feryatlarıyla ağlıyordu.

Alçakça döşenmiş mayınlarla, askerî araçlara saldırılarla arka arkaya şehit vermeye devam ederken “Terörün zaten ilkbaharda başlaması bekleniyordu, bunun açılımla ilgisi yok” açıklaması yapılıyor.

Oysa açılım kapsamında yeni hakların verileceği, birçok değişikliğin yapılacağı açıklandı. PKK liderlerinden Karayılan “Bir bakan bizimle açılımı konuştu” dedi. Habur’dan gelip serbest bırakılan teröristlerin “terörün bitmesine, anaların ağlamamasına katkı sağlayacağı” iddia edildi.

Yine; tüm Kürt vatandaşları temsil ettiği “iddia edilen” ve terör örgütüyle paralel çalıştığını da saklamayan BDP (ve hatta Apo) ile görüş alışverişleri yapıldı.

Bu durumda, terörün aynen devam etmesinde neden açılımla bir bağlantı olmasın? Neden BDP’nin ve terör örgütünün “açılım” dan anladığı ile hükümetin açılımı arasında bir ilgi olmadığı düşünülmesin?

Anlayan varsa açıklasın, gerçekten merak ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR