“Sivil toplum” terörist mi oldu?

Haberin Devamı

Her konuda, her alanda “demokratik açılımlar”ın ön plana çıktığı, sadece bazı vatandaşların değil her vatandaşın tek tek “kafasındaki sorunların çözüleceği”nin bildirildiği bir dönemde herhalde medya özgürlüğü de olacaktır (!) diye düşünerek iki konuşmaya dikkat çekmek istiyorum.

Tesadüf ikisi de Başbakan Erdoğan’a ait... Birincisi Türkiye’de binlerce yıllık tarihe sahip olan ve kuşaktan kuşağa geçmesi gereken, yalnız Anadolu medeniyeti değil dünya medeniyeti için kaybedilemeyecek bir değer... İnsanlığın en eski yerleşim yerlerinden, antik kentlerinden biri olan

Hasankeyf’ten söz ediliyor.

Hürriyet Treni Kampanyası kapsamında, Hasankeyf’in “yapılması planlanan Ilısu Barajı nedeniyle” sular altında bırakılmasını önlemek için Ajda Pekkan’ın kısa süre önce verdiği ve binlerce kişi tarafından izlenen konseri şöyle anlatıyor Başbakan:

“Artık dünya geçmiş 50 yılın, 100 yılın dünyası değil. Eskiden ‘su akar, Türk bakar’ derlerdi, bu kadar su kaynağımız var, biz bunu tersine çevirelim dedik. Ne olsun; ‘su akar, Türk yapar’... Terör örgütü ‘Kültürel eserlere, Hasankeyf’e dokundurtmam’ savıyla karşımıza çıktı. Çünkü orada böyle bir barajın yapılması onların pazarını bozar. Sanatçılarımız da işin aslını anlamadan, araştırmadan gidiyorlar, üzülüyoruz.”

Dikkatle okuduğunuzda gerçekten inanılması çok güç sözler... Tarihi Milat’tan önceye dayanan, Müslümanların 2’nci halife Hz. Ömer döneminde fethettiği; Bizans’tan, Emevilere, Eyyübilere ve Osmanlı’ya kadar birçok medeniyetin gelip geçtiği bu kenti kurtarmak için şimdiye kadar kaç yüz gazete haberi ve yazısı yazıldı, kaç girişim, kaç çevre örgütü gösterisi yapıldı ve Başbakan şimdi bunları yapanları PKK ile özdeşleştiriyor. Konser veren sanatçı üzerinden onlara “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen duy” yapıyor.

Böylece bir yandan konuları iyi bilmeyen, izlemeyen halk kesimlerine bu “ülkenin sahip olduğu önemli bir değeri, kültürü, tarihi yok etme” operasyonunu mazur gösterme meselesi tereyağından kıl çeker gibi halledilirken aynı zamanda bundan sonra herhangi bir girişimde bulunacak olanlara da terörist gözüyle bakılması sağlanmış oluyor.

Hiç dürüst bir yöntem olmadığı gibi tehlikeli de... Bunu etik değerleri ve meslek ilkelerini hiç mi hiç umursamayan bir gazete yapsa omuz silkebilirsiniz ama bir ülkenin başbakanı “iyi niyetle sivil haklarını kullanan” kendi vatandaşlarını hedef gösterirse durum tümüyle farklı bir şekle girer.

BİZE DE DEMOKRASİ!

AKP yöneticileri hemen her konuda “farklı görüş” bildirenlere sınırsız tepki gösteriyor ve gerçeğe uysa da uymasa da anında bir mazeret üretmeyi başarıyorlar. Aslında bunu yapacaklarına; sivil toplumun tepki verebilecek, eleştiri yapabilecek tüm kurumlarının ve kuruluşlarının düşman gibi görülerek susturulmasının zararını görebileceklerini düşünmeleri, tartışmaları lazım.

Danışmanları “sıkışınca mazeret üretme veya farklı bir atakla konuları kapatma projelerini” iyi biliyorlar doğrusu ama ciddi hatalar da yapıyorlar.

Toplumu kucaklayacak demokratik açılımların arkası kesilmezken ve “herkese dokunulacak” derken aynı anda işi “sivil toplum önderlerinin terörist olduğuna” vardırabilmek görülmüş bir söylem değildir.

Dikkat çeken ikinci yanıltma ise Başbakan’ın kendisine sorulan “Siyasetteki olumsuz üslup için ne diyorsunuz” sorusuna verdiği cevap...

“Siz benden hiç böyle bir üslup gördünüz mü, benden hiç kişilikler üzerine hakaret duydunuz mu” diye sormuş o da.

İnsan hemen belleğini yokluyor ve ilk akla gelen; yerel seçim propagandalarında muhalefet liderlerine söyledikleri... Ağır hakaretler... (Çiftçiyi ve anasını hatırlatsak mı?)

Bunları bile hatırlamaması mümkün değil... Diyelim ki unuttu, başkalarının hatırlamayacağına nasıl bu kadar emin olabiliyor?

Biliyoruz; “Türk halkının hafızası zayıftır” derler ama bu kadar da küçümsemeyelim artık!

En iyisi üsluplarını gerçekten düzeltmeleri ve hakaret etmemeleri. Böyle pişman olmak istemiyorlarsa!

DİĞER YENİ YAZILAR