Dün Ahmet San’ın canından bezdirilmesinden söz etmiştim, bugün sıra Ferhat Göçer’de...
Zirvede bir sanatçı olmasına ve siyasetin de rol oynadığı Eurovision’a katılmanın ne olursa olsun risk oluşturmasına rağmen birçok ünlü sanatçının aksine her zaman “Ülkemi temsil etmek onurdur” diyen ve sonunda bunu başarıyla yapan Kenan Doğulu da yarışma öncesinde nasibini almıştı yıldırma faaliyetlerinden...
Kim ne derse desin Türkiye’nin müzik alanında başarıyı hak eden ve ülkeyi dünya çapında temsil edebilecek sanatçıları parmakla sayılacak kadar azdır. Skandallarla, reyting arttıracak hileler ve sansasyonel olaylarla, kadın ise süslenip püslenip kliplerle devamlı magazin gündeminde kalanların yanında, sessiz sedasız müziğiyle, yeteneğiyle yükselenleri düşünecek olursanız hak vereceksiniz.
Yakın ilişkileri söz konusuyken küs gibi ekranlarda kavga edip törenlerle barışanlar, programların reytingini yükseltmek için ağlayan veya tiyatro oynayanlar, Türkiye’de alışılmış ucuz reklam taktikleriyle ilgi toplamaya çalışanlar, kısacası milleti aptal yerine koyanların işi kolay. Diğerlerinin ise zor.
Buna rağmen nedense yıldırma faaliyeti hep bu “diğerleri”- ne yani bileğinin gücüyle başarı kazanan takıma yapılır bizde.
Aslında Türkiye’de her meslekte bu böyledir, “karşılaştırma yapılması” imkanı yaratarak aynı alanda köşe kapmaca oynayanları rahatsız ediyorsanız işiniz çok ama çok zordur. Ancak “ağzınızla uçan kuşu yakalayabildiğiniz takdirde” size zarar veremezler.
ÜCRETSİZ KONSER VERMEZSEN...
Ferhat Göçer’le ilgili haberi dikkatle okuyunca onun başına çorap örme çabalarının Tıp Bayramı’nda ve Hemşirelik Haftası’nda çıkıp ücretsiz konser verme teklifini kabul etmemesinden kaynaklandığını hemen görüyorsunuz.
Bir sanatçı mesleğiyle ilgili olsun olmasın, dünyanın hiçbir yerinde bu tür bir zorunluluk altına sokulamaz. Ama burası Türkiye, yapmazsanız iş açarlar başınıza, nitekim açtıklarını görüyoruz.
Göçer, takdir ettiğim diğer sanatçılar gibi benim televizyon programıma defalarca katıldı. Gece sabaha kadar çalışmış olsa bile zamanından çok önce gelir, müthiş bir dikkat ve disiplinle çalışmasını yapar ve çıkar. “Doktorluk” deyince de gözlerinin içi parlar...
Bu kadar disiplinli ve mesleğine aşık bir insanın müzik nedeniyle cerrahlığı aksattığına kusura bakmayın ama ben gözümle görsem inanmakta zorlanırım.
Nitekim daha sonra telefonla arayarak kendisiyle görüştüm, inanmamakta haklıymışım.
Sorunun önce İstanbul’da Tıp Bayramı etkinliklerine “Erciyes Tıp Fakültesine çok önceden söz verdiği için” katılamaması nedeniyle başladığını söyleyen sanatçı ‘Acaba ücret almadan çıkmadığınız için mi sorun çıkarıyorlar’ soruma şöyle cevap verdi:
“Biz konserlere yaklaşık 20 kişilik ekiple ve TIR’larla, kamyonlarla gidiyoruz. Ben ücret almasam da bu ekip, monitörler, dış hoparlörler, araçlar 17-18 milyar tutuyor. Tarkan’a sorsanız en az 40-50 milyar diyecektir. Ama teklif yapanlar bunu anlayamıyor.”
S- Doktor veya şarkıcı, iki meslekten birini seçmenizi isteyeceklermiş?
F.G.- Ben 14 yıldır cerrahlık yapıyorum ve işimi de büyük bir titizlikle yapıyorum. Eğer mesleğime bu kadar saygı duymasaydım ayda “950 YTL” kazandığım bir iş için mücadele vermezdim. Cerrahlığı bırakmam söz konusu bile değil.
S- Nöbetinizi aksattığınız için bir hastanın öldüğünden söz edildi?
F.G.- Söz konusu hasta Cerahhi’de değil Dahiliye bölümünde yatmaktaydı, yaşlı bir mide kanseri hastasıydı ve hastalık beyin dahil tüm vücuda yayılmıştı, kurtulması imkansızdı. Tümüyle yalan bir haber bu. Böyle bir suç işlense o doktora bir daha hekimlik yaptırmazlar.
S- “Şarkıcılık hobim, para almıyorum” demişsiniz...
F.G.- Böyle bir şeyi asla söylemedim, gazetelere bakacak vaktim bile yok, ilk kez sizden duyuyorum.
İşte böyle... Siz benim yerimde olsanız neye inanırdınız? Ben Ferhat Göçer’e inanıyorum.
Bırakalım artık gerçek sanatçılarımızı yıldırma operasyonlarını. Heveslenenlere de fırsat vermeyelim!
Bıktırdınız yani!
İki şeyden fena halde mide bulantısı geldi; biri (affınıza sığınarak olduğu gibi yazacağım) şöhrete giden yolu kıçını başını açmak zanneden beyinsiz kadınlar ile onları “OFF AMAN” gibi nidalarla evire çevire 24 saat her kanalda ekrana getiren magazinciler...
Diğeri ise Türkiye boğazına kadar hayati sorunlara batmışken sokak ağzıyla birbirine laf sokuşturmaya çalışan siyasiler.
Yetti artık, çıldırtmayın milleti... Birincisi bu ülkenin “normal” kadınlarına, diğeri tüm vatandaşlara hakarettir.
Rezil ettiniz memleketi, gençlere yolunu şaşırttınız hala vazgeçmiyorsunuz yahu! Türkiye bu mudur, Türk halkı bunu mu hakediyor?
Haydi birincisi beyinsiz bir grup kadın nedeniyle oluyor, ya liderlere ne demeli?
Konuşacaksanız bize; Kuzey Irak’ın ve terörün çözümünü, AB ve ABD’yi nasıl yola getireceğinizi, söz verilip de kaldırılmayan dokunulmazlıkları, bir yanda tek bir kelime nedeniyle hapse atılan üniversite öğrencileri dururken en ağır suç dosyaları gizlenen siyasetçileri, liselerde had safhaya çıkan çetelerin ve uyuşturucu sorununun halledilmesini, işsizliğe, yoksulluğa getireceğiniz çareleri anlatın.
Aksi takdirde sonsuza kadar susun, yetti artık!

