Sıra erkek haklarında... Güldürmeyin bizi!

Bazı yazıları anında yazarım, bazen de bir konuya başlarım elime günlerce yapışır kalır. Onun için roman yazmaya başlayamıyorum zaten...

Haberin Devamı

Bazı yazıları anında yazarım, bazen de bir konuya başlarım elime günlerce yapışır kalır. Onun için roman yazmaya başlayamıyorum zaten...

Bir işi yaparken hayatı unutmamalıyım, doya doya yaşamalıyım her ânı. O ânın, o günün bir daha asla geri dönmeyeceğinin farkında olarak yaşamalıyım.

Mis gibi sabah havasını içime çekip ondaki binlerce ayrı rayihanın hiç değilse birkaçını hissedebilmeliyim. Çimlerin üzerinde yalınayak dolaşıp yapraklara, çiçeklere dokunabilmeli, küçük bahçemde elimle dikip büyüttüğüm narları, elmaları okşayabilmeli, kuş cıvıltılarını dinlemeli, Yaradan'a bu güzellikleri fark etme şansı verdiği için şükredebilmeliyim.

Sevdiklerime zaman ayırıp onlarla tek tek ilgilenmeli, varsa sıkıntılarını yoksa neşelerini paylaşmalıyım. Arkadaşlarımı arayıp seslerini duymalıyım sık sık. Hasta olanlar, bebeği olanlar, evlenenler varsa onların yanına koşabilmeli, evimin ihtiyaçları ve sorunlarıyla ilgilenebilmeliyim. Katılmam gereken toplantılara, panellere katılmalı, sıkılıp bunaldığımda ise çok sevdiğim bir arkadaşımın deyimiyle "bir kedinin kendi tüylerini yalayarak yaptığı gibi" kendi kendime terapi uygulayıp iyileştirebilmeliyim.

Bütün bunların hepsine istediğim gibi vakit ayırmak için kendimi klonlatmalıyım artık biliyorum. Birimiz roman yazarken diğeri günlük yazıları yazacak, üçüncü ve dördüncü "hayatın içinde" yaşayacak. Sonra akşamlan buluşup o günü konuşacak ve
kendi aralarında "olup biteni" paylaşacaklar.

Simdi gelelim asıl konuya. Erkekler artık "erkek haklarını savunma" zamanının geldiğini söylüyorlar. Gazeteci Sinan Akyüz'ün "Etekli İktidar" kitabını duyup, konuşmasını okuyunca geçen Cumartesi günü yazıya başladım ama bitemedi, elime yapıştı.

Konu uzun çünkü. Türkiye'de neden erkek hakları yerine kadın hakları savunuluyor? Erkekler neden korkmaya başladı. Benim elime yapışınca Haşmet Babaoğlu daha çabuk davrandı ve dün yazdı Etekli İktidar'ı. Ben sadece 'etekli'yi değil,'eteksiz'i de, yazarının sözlerini de inceleyeceğim. Haydi başlayalım.

Erkek haklarını savunacakmış!
Aslında bu "yem"in bizim gibi temel kadın haklarını, yani aslında kadının insan haklarını savunan balıklara, pardon yazarlara atıldığının farkındayım. Ama bile bile yutacağım, çünkü konunun önümüzdeki günlerde tekrar tekrar gündeme getirileceğini tahmin edebiliyorum.

Sık bir kitap kapağından anladığım kadarıyla Etekli İktidar-Erkek hakları kitabı, içini daha okumadım. Okumadım zira yazarı olan gazeteci Sinan Akyüz'le yapılan röportaj bana yeterli ipucunu verdi.

Sinan Akyüz sosyal bir misyon(!) üstlenmiş ve kadınlar tarafından mağdur edilen erkeklerin haklarını savunmaya karar vermiş.
(Devam edecek)



XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Yazılarımızdan dolayı "Mahkemeye vereceğiz" tehditlerini sık sık alırız da, bilmeden, araştırıp soruşturmadan, gerçeklere dayanmadan yazmadığımız için pek umursamayız.

Çoğu kez arkası gelmez zaten. Gelinse haksız çıkabileceklerini ikinci düşünüşte fark ederler.

Kızılay Genel Müdürü'nün basın müşaviri Faruk Erbil, Ayşe Özgün'ün Kızılay'ın verdiği kandan henüz 20 günlük iken HIV virüsü kapan YO. ile ilgili yazısında geçen şu sözlere takmış:

"Geçmişte binbir yolsuzlukla elde edilmiş paralar çıkmalı, o paralar bu çocuğun eğitimine harcanmalı."

"İlgisizlik ve umursamazlık sonucu ortaya çıkan bu dram..."

Takmış ve Ayşe Özgün'e "Mahkemede görüşeceğiz" diyor. Duyunca neyi görüşeceklerini merak ettim. Bir görüşme olursa zararlı çıkan taraf yüzde 99 ihtimalle Ayşe Özgün olmayacak zira. Bunun için o kadar çok neden var ki.

Bir defa Kızılay'da yapılan yolsuzluklar 17 Ağustos depremi sonrasında, gönderilen eski, yırtık çadırlardan başlayıp ayyuka çıkmamış mıydı? Bu nedenle yönetimler değişmedi mi? Başkan Dr. Kemal Demir istifa etmedi mi?

Bilinmeyen, gizli bir şeyden mi söz etmiş Ayşe Özgün?

Sonra... Ben de yazacaktım, sıra gelmedi. Kızılay gibi bir kurumda nasıl AIDS'li kan verilebilir? Haydi verildi, bir çocuğun ve ailesinin tüm hayatını gölgeleyen, yönünü değiştiren böyle feci bir hatanın karşılığı 60 milyar olabilir mi? ABD'de, Avrupa'da olsa en az 1 milyon dolardan, 1 milyon pounddan başlardı tazminat.

Ayşe de bu sorulan sormuş tabiî Faruk Erbil'e. Aldığı cevap YO. olayından da büyük bir facia.

Kan veren kişilerden sadece birer form doldurmaları isteniyor ve (bu formlara güvenilerek) şişelerin üstüne yapıştırılıyor. Sıkı bir araştırma yok. Buraya kadar ilk rezalet.

Anlaşılmazmış!
Devam ediyor Faruk Bey ve diyor ki: "Bütün kan merkezlerinde aynı tehlike mevcut. Kan alan bütün vatandaşlar aynı durumda..."

Sıkı bir araştırma yapılmamasına gerekçe olarak da "Dünya üzerinde kanda AİDS virüsü olup olmadığını gösterecek bir teknolojinin olmadığını" ileri sürüyor.

Nasıl bir danışmanlıktır bu, Kızılay gibi aynı zamanda tıpla ilgili olması gereken bir merkezde anlayan var mı?

Şimdi biz bütün Kızılay orijinli kanlardan şüphe mi etmeliyiz?

HIV virüsü bugün bütün laboratuvarlarda 2 saatlik tahlil sonunda ortaya çıkarılıyor. Kızılay aldığı kanları tahlil etmeden veriyorsa bunun açıklamasını halka yapmak zorundadır.

Yani, açıklama Ayşe Özgün'den değil, onlardan bekleniyor, hem de acilen, haberleri olsun!

DİĞER YENİ YAZILAR