Başlıktaki soru bir sınavda sorulmuş olsa “Bıkıp usanmadan gerçeklerle karşısına çıkarak, her yalanı tek tek çürüterek” cevabını verirdim.
Teoride böyle ama pratikte, yaşamın içinde şöyle bir noktaya geliyorsunuz; “Yalancı bu kadar çok olursa ve yalan söylemedeki utanmazlık sınır tanımazsa çok zor”... Hele yalanların “siyasi gücün elindeki çok sayıda gazete ve TV yoluyla, yazar ve akademisyenler tarafından yazılı/sözlü olarak süreklilik halinde, adeta beyin yıkama metoduyla yayıldığını, bir de üstüne bilgisiz fikirciler (!) in yanlış ifadelerinin eklendiğini” düşünecek olursanız neredeyse imkânsız.
İşte o zaman size “aklın sesi” olabilecek gerçek aydınlar gerekecektir ki bunların da sayısı “sindirme, korkutma, susturma” eylemleri sonunda parmakla sayılabilecek duruma geldi.
Bakın meselâ bu hafta içinde okuduğum ve dinlediğim bazı yazı ve konuşmalardan örnek vereyim, konuşanlar “aydın” sıfatıyla senelerdir yazan çizen, tanınmış insanlar. Bazıları akademisyen.
TRT’de bir program... İki akademisyenden biri tepkiyle karşılanan “teröristlerin eve dönüşü” için şöyle diyor: “Türkiye bu olayla Türk-Kürt çatışmasına karşı aşılanmış oldu. Doğru bir operasyondu, ateşi giderdi. Gerilla kıyafetleriyle gelmeleri de iyi oldu”...
Şimdi yaşını başını almış, yılların Prof’una ne diyeceksiniz? Ona “PKK’lı teröristle Kürt’ü nasıl özdeşleştiriyorsun, eğer bu tür kışkırtıcı eylemler yapılmasa bunca yıldır kardeşçe yaşayan Türklerle Kürtler niye çatışsın” mı demek lazım, “Ne ‘gerilla’sı, düpedüz terörist, siz de PKK dili mi kullanıyorsunuz artık” diye mi sormak lazım, bilemiyor insan... Karşısındakiler de susup öylece bakıyor.
TRT tam komedi halinde zaten, bu programda 4 konuşmacı var, biri hükümete eleştirel bir cümle etse sunucunun yüzü renkten renge giriyor. (Haklı da, o gün bitiriyorlar programı bir hata yapılırsa.)
BİR PARTİ Mİ?.. İŞARET Mİ?
Karşısındaki diğer tanınmış Prof: “Şehit ailelerinin bir partinin işaretiyle yürüdüğünü” söyleyebiliyor. Kimse de kalkıp “Eh pes yani, bırakın şehit ailelerini bütün ülke ayağa kalktı, AKP’li milletvekillerinden bile (Mustafa Cumur gibi) tepki gösterenler oldu, Başbakan da, Cumhurbaşkanı da yapılan kışkırtmaları eleştirdiler, bu büyük tepki nedeniyle yeni gelecek terörist grupları ertelendi” demiyor.
Bir başka programda “alaycı bakışlar atma ve saldırma” yöntemiyle daha hızlı yol alacağına inanan ve hep aynı taktiği deneyen gazeteci, bu tavrı nedeniyle bir başka konuşmacı tarafından paylandıktan sonra cehalet ve din üzerinden provokasyona tavan yaptırarak “İrticayla mücadele dindarlarla mücadeledir” diyor. Aldatarak insanları devlete düşman hale getirmek için “ağabeylerinin” yalanını tekrarlıyor: “Devlet İslâmi yaşam tarzına sahip insanları 2’inci sınıf vatandaş sayıyor.” Öğren de gel, “yobazlık, gericilik, köktendinci taassubu” anlamındaki “irtica ile dindarlık” arasındaki farkı beynine yerleştir de gel derler adama... Bu ülkede ne İslâm, ne başka bir din kimse ikinci sınıf sayılmıyor, uydurma, derler.
Yine hafta içinde deneyimli bir akademisyen ve köşe yazarı “eve dönüş” için: “Silah bırakan onlardı, bizim merhametimize ve insafımıza kendilerini teslim ediyorlardı, çoğu kimse bunu anlamadı” yazmıştı. Terörün biteceğine ilişkin umudu çok güzeldi tabii de tepkilere kızarken ve “silah gücüyle bu iş hallolur mu” derken; gelen teröristlerin “teslim olmadıklarını, sadece ‘önderlerinin’ çağrısına uyduklarını” anlatan açıklamaları, Öcalan’ın “Ben onları örgütün bana bağlılığını sınamak için getirttim, Avrupa’dan sonra başka grup gelmeyecek” sözlerini tümüyle unutmuştu.
HER AÇIDAN
İşte hayatlarımız böyle yalanlar, yanlışlarla geçip gidiyor maalesef... Bu hafta bir de üstüne “İrticayla Mücadele Plânı belgesi” denen belgenin “ıslak imzalısı”, o da yetmedi belgeyi gönderen subaydan bir ihbar mektubu ortaya çıktı. Çıkmayan bir “ihbarcının kendisi” kaldı ki zaten herkes de onu arıyor.
Pazar günü Her Açıdan’da bu konuların hepsini, son kamuoyu araştırmalarını, ekonomi, yolsuzluk konularını da konuşacak ve “irticayla mücadele bazılarının iddia ettiği gibi dindarlarla mücadele midir” benzeri önemli yanıltmacaları açıklayacağız.
Programın konukları: Askerî Yargıtay Onursal Üyesi (eski Gnl. Sekreteri) Avukat Ali Fakir Kayacan, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, SP Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu, Siyaset Bilimci Prof. Dr. Doğu Ergil ve Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum olacak.
1 Kasım Pazar, öğlen 12.30. Bilmediklerinizi bilmek, anlayamadıklarınızı anlamak için başta GENÇLER olmak üzere hepinizi bekleriz! Özellikle gençlerin olayları anlaması büyük önem taşıyor!
Sınırsız yalanlar nasıl durdurulabilir?
Haberin Devamı

