Sınırlarımız var mı. yok mu?

Kuralsız, kontrolsüz bir ülkede yaşamak o ülkenin vatandaşları için ne kadar rahatsız edici...

Haberin Devamı

Kuralsız, kontrolsüz bir ülkede yaşamak o ülkenin vatandaşları için ne kadar rahatsız edici... Okuduğunuz, duyduğunuz her haber üçüncü dünya ülkelerinde görülen bir başıboşluğu simgeliyor. Durum böyle olunca da ne duysanız kafanızda beliren "acaba" sorularıyla paranoyak olup çıkıyorsunuz.

İran'da "Humeyni baskısına özenen" adayın cumhurbaşkanı olmasından sonra reformcu İranlılar Türkiye'ye kaçmaya başlamışlar. Buradan da Bati ülkelerine geçerler mi?

Bence hayır. Çünkü hiçbir Avrupa ülkesinde (hele ABD'de hiç) sınırlardan kaçak giriş yapıp sonra da o ülkenin -bizde olduğu gibi- kendi vatandaşları kadar özgürlüğe sahip olamazsınız. Sınırdan giriş yaparken size "kaç gün ve nerede kalacağınız, ne ile geçineceğiniz" gibi sorular sorulur ve kalış süreniz ona göre pasaportunuza işlenir. Süre bitince çıkmadığınız takdirde izinizi sürmeye başlarlar.

Geçici olarak giriş yaptığınız ülkede çalışmanız yasaktır, çalıştıranlara ciddi ceza uygulaması vardır.

Türkiye'de ise bırakın sınırdan girenlerin izlenmesini çevre ülkelerden gelen binlerce kaçak işçi özgürce çalıştığı, giriş çıkışlarda 200 doları verince hiçbir zorlukla karşılaşmadığı gibi yabancı hayat kadınları kafileler halinde geliyor. Onun için İran'ın (reformcusu, Humeyni'cisi farketmez) vatandaşları da burada sınırsız özgürlüğe sahip olacaklarını biliyorlar.

Madem ki referanduma bu kadar meraklıyız, bu konuda da referandum yapsınlar, bakalım halkı Türkiye'nin yolgeçen hanı olmasından memnun mu?

Artık kimin nereden geldiği belli olmayan, Nijeryalı'sından Suriyeli, İranlı'sına, Afgan'ından, Romen'ine, Moldovyalı'sına her tür yabancının kontrolsüz şekilde cirit attığı bir ülke güven veriyor mu?

Neden hepimiz, her şeye susar hale geldik anlamıyorum... Yermiyor mu başıboşluk yüzünden çektiklerimiz?

Yaz geldi, aç poponu!
O urumdayız yani... Yazın geldiğini mankenlerin, şarkıcıların ve sosyetik hanımların (haydi kibar söyleyeyim) basenlerinin tanga mayolardan olanca haşmetiyle sergilenmesiyle anlıyoruz.

"Bodrum sezonu açıldı"... Altında hemen çıplak bir (dayanamayacağım) kıç... Manken veya sosyetik yüzükoyun yatıyor, vücut "Kırk-pınar güreşçisi gibi" yağlanmış ve bir elle mayo düzeltiliyor. Veya şarkıcı Gülşen'in kliplerindeki gibi popoyu havaya dikmiş hanımlar sevgililerine doğru uzanıyor... Çıplaklar kampından farksız üstsüz görüntüler ya gazetelerde veya paparazzi programlarında... Çıplaklar kampına da bir ilâve yapmak isteyenler evlerindeymiş kadar rahat "bademcik operasyonu"ndalar.

Nedir bunun adı, güneşlenmek mi? Denize girmek mi? Ve üstelik, sadece bir kesimin, toplasanız 200 kişiyi geçmeyecek bir kitlenin eskilerin deyimiyle "tefessüh etmiş" görüntülerini herkes izlemek zorunda mı?

Teşhir ve özenti hastalığına tutulmuş bu insanların reklâm için çektirdikleri fotoğrafların, sanki bütün sahiller bu durumdaymış gibi yansıtılması büyük bir yanlış. Bodrum'a, Çeşme'ye, Antalya'ya gittiğinizde belki turistleri "daha cüretkâr" şekilde güneşlenirken görebilirsiniz... Ki o da çok sık rastlanan bir görüntü değil... Ama hangi plaja, hangi otele giderseniz gidin "kendini bilen" Türk genç kız ve kadınlarını bu şekilde, iddia ediyorum ASLA göremezsiniz.

TV'deki "reyting uğruna programlarda rezalet ve çıplaklık sergileme" furyası yermedi şimdi de plaj rezaletleri çıktı.

Birkaç hadsiz özentinin tüm Türk insanını (veya kadınını) teşhirci olarak tanıtmasına, basının da buna alet olmasına itiraz ediyorum!

Dikkat edin adınız kullanılabilir
Dün, tanışmış olduğum bir "Birleşmiş Milletler Türkiye Temsilcisinin asistanı aradı ve benim "kadına uygulanan şiddet" kampanyalarıyla ilgili olarak bu Temsilci'den bilgi isteyip istemediğimi sordu. Bir kadın gazeteci arayarak benim adımı vermiş...

Basında; kadının insan haklarının verilmesi, ona karşı ayrımcılığın, şiddetin ortadan kalkması için yıllardır en çok mücadele veren isimlerden biri olarak "işlerini kolaylaştırmak için" adımı kullanmalarının ihtimal dahilinde olduğunu söyledim.

Burada, telefon ederek bana soran asistan en doğru olanı yaptı. Umarım BM Temsilcisi Türkiye'de, birçok akıl almaz iş gibi "bunun da kolaylıkla yapıldığını" haber almamıştır. Bir başkasının adını kullanmaktan daha abuk, daha saçma, daha sorumsuzca bir davranış düşünülemez.

Ve... İsim benzerliği!..
Yıllar önce, aynı soruyla birkaç kez karşılaşınca "hiçbir akrabalığımız olmadığını" yazmıştım yine... Tekrar gerekecek, zira İlker Mengi'nin Rus veya Ukraynalı kızlarla fotoğrafları çıkmaya başlayınca soyadı benzerliğini soranlar oluyor.

Bu isim, soyadı benzerlikleri enteresan; dün bir doktor arkadaşım şu anda aynı hastanede kendisinin isim ve soyadına sahip 8 kişinin olduğundan söz ediyordu (çoğu hasta tabiî...)

Her neyse, bizim soyadına pek sık rastlanmıyor galiba ama yok da değil...

Tekrar edeyim; sözü geçen beyefendi ile hiçbir akrabalığımız yoktur efendim. Biz de kendisini paparazzi fotoğraflarından tanıyoruz!

DİĞER YENİ YAZILAR