Sinemacılar gerçeği saklasın mı?

Haberin Devamı

Ben en çok bu “gerçekleri gizleme, yok farz etme veya reddetme” huyumuza bayılıyorum. Riyakarlığın, korkaklığın, hataları hatta felaketleri düzeltmek yerine tembelliğin ta kendisi.. Mesela dün Mine Şenocaklı’nın röportajından alıntılarla yazdığım, “bir annenin ‘öz baba tecavüzüne uğramış’ iki küçük yavrusuyla intiharı” gibi facialara neden olan “ensest, aile içi tecavüz”ü daha hala Aile Bakanlığı’nın veya bir siyasetçi nin, bu ülkenin anlı şanlı hukukçularının ağzından duyamadık.

Ki benzer durumda olan ve çocuklarını büyükanne-büyükbaba evine kaçırarak, arkadaşların yanına sığınarak kurtarmaya çalışan çok anne var. Tehditler altında, o canavar babaların “mağdur, hem de en kötü olayla mağdur çocukları tekrar alma” tehlikesi altında, o zavallı yavruların psikolojisini düzeltmeye uğraşarak yaşam sürdürüyorlar.

Bir gazetede “kocası tarafından sırtından bıçaklanmış kadın” fotoğrafı çıkmasına tepki gösterilmişti biliyorsunuz, oysa bu olayların yüzlercesi yaşandı, sokaklarda kocası tarafından 50 yerinden bıçaklanmış kadın fotoğrafları basıldı, toplum ve bu olayları önleme çalışması yapacak olanları harekete geçirebildi mi? Neye kızıyorsunuz?

TÖRE YOK MU?

Dün Ağrı’lı bazı sivil toplum kuruluşlarının Mahsun Kırmızıgül’ün “Hayat Devam Ediyor” dizisindeki çocuk yaşta kızla dedesi yaşında adamın evliliği ne tepki gösterdiğini okudum. Ağrı Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Erat “Böyle bir şey ilimizde olmadı. Belki 50 yıl önce olmuş bir durum. Bu bir senaryo, hayal mahsulü.. 15 yaşında bir kıza cinsel istismar olayı ile Ağrı plakası 04’ün aynı dizide gösterilmesi Ağrılıları çok üzdü” demiş.

Öncelikle; çocuk yaşta kızların “utanmaz dedeler”le evlendirilmesi, daha doğrusu “nikah kıyarak çocuk tecavüzü” yalnız Ağrı’da değil, Ege’de, İç Anadolu’da ve hatta büyük şehirlerde az rastlanan bir rezalet değil. Bu nedenle Ağrılılar’ın fazla duygusal davranmasına, alınganlık göstermesine gerek yok. Mahsun Kırmızıgül veya bir başka yapımcının bu konuyu ya da “töre cinayeti, diğer çocuk tecavüzleri” gibi konuları filmlerde, dizilerde işlemesi konuya dikkat çekme açısından son derece yararlıdır.

Çözüm üretmesi gerekenleri harekete geçireceğinden ümidim kalmadı ama Allah’tan ümit kesilmez, bakarsınız onların da yüreği sızlar bir ara. Vaatleri bırakır, 21’inci yüzyıl Türkiye’sinde bu tür olaylardan bizler gibi utanır ve sonuca giderler b*****center>

Parktaki kedilere haciz gelseydi kurtarırlar mıydı?

Dün Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün Antalya’da “sahibinin 1500 TL borcu nedeniyle haczedilen köpeği, yardımcısını göndererek ve 5000 TL vererek hacizden kurtardığı” haberi her yerdeydi. Bazı TV programlarında konudan söz eden sunucuların “Sarıgül’ün zaten hayvanları çok sevdiğini” vurguladığını duyunca ne düşündüğümü sanıyorum kendisi de tahmin edebilir.

Bir kere her ama her konunun bir reklam şovu haline dönüştürülmesi hiç hoş değil, birçok kişi sıkıntıdaki insanlara ve hayvanlara iyilik yapıyor ama bunları “iyilik yapmış olmak için” yapıyor ve reklam düşünmüyor, bir köpeği kurtarmanın reklamı olur mu? Ama “bir parktaki yüzlerce hayvanın ölümü aynı belediye ile birlikte anılıyorsa” o zaman bunları unutturmak için oluyor demek ki..

HAYVANA ŞİDDET VARKEN..

Haberi okuyunca açıkçası ‘eğer o yok edilen parmak kadar kedi yavrularının ve köpeklerin de medyada reklam gücü veya oy verecek sahipleri olsaydı, onlara da haciz gelseydi ölmezlerdi belki’ diye düşündüm. Hala içim yanıyor onlar için.. Ve hep yazacağım; hayvanlara şiddet uygulayan, uygulatan, yok eden veya buna bilerek göz yuman kişi babam olsa onun da “insanları bir karşılık beklemeden sevebileceğine ve insana ya da hayvana iyilik için koşturacağına” inanmam artık.

BELEDİYE GÖREVLİSİ NASIL GİDER?

Bu arada, hacizdeki köpeği kurtarmaya Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Kahraman Eroğlu gönderilmiş. Bu yardım Başkan’ın kendisi tarafından mı, Belediye tarafından mı ödendi? Belediye’nin parasıyla ödenmişse olamaz, kendisi ödediyse “Belediye elemanını gönderme hakkı” olamaz, nasıl gitti yardımcı? Şişli hakkında bilgi vermek için arayanlar oluyor, “Veteriner Gönül Koç’un bu kadar şikayete rağmen neden görevden alınmadığı” ile ilgili “bazı imzalar atmış olduğu” benzeri enteresan şeyler de anlatıyorlar.

Belediye dikkat etsin de bu konular önemli zamanlarda karşılarına çıkmasın, zorluk olacağına şüphe yok!

(Not; Maçka Parkı’ndaki kedilere her tür sıkıntıyı, şiddeti reva görürlerken onlara ‘parktaki içkicilere, tinercilere dokunulmuyor, kedi ve köpeklere çamaşır suyu sıkılıp öldürülüyor. Bir güvenlik görevlisi koysanız bunlar önlenir, insanlar için de tehlike olmaz’ diye defalarca söyledim. Yapmadılar, dün Parkta “30 yaşında bir erkeğin vurularak öldürüldüğü ve cesedinin bulunduğu” haberi çıktı.

Bir genç insanın hayatını kaybetmesindeki sorumsuzluk bu işte.. Öte yanda bu olay, Park’ta açılan ve o kedi-köpeklerden kurtulmak istemelerinin nedenlerinden biri olan Kafe’ye o hayvancıklardan az mı zarar verecek acaba?)

*****


‘Şike’yi bitir, ekonomiye gel!

Tamam bu konu da önemli ama böylesine karmaşa bir dönemde “tek konu” olacak kadar değil herhalde.. Haftalardır “şike aşağı, yasası yukarı” sabah akşam gündem bununla dolu. Oysa görünüşe bakılırsa iç ve dış politikadaki sorunların üstüne en güvenilen konu “ekonomi” de eklenmek üzere.

Kredi kuruluşları tarafından puanımız düşürülüyor, İMF “2012 yılının Türkiye için zor olacağını, büyümenin ve yatırımların azalacağını, enflasyonun artacağını” açıklıyor. TÜSİAD yatırımlar ve ekonomi için benzer tehlikeleri aynı gün açıklıyor. Artık şu “Şike Yasası” konusunu bir an önce halledip diğer sorunlara geçmenin zamanı gelmedi mi?

Her ne kadar “Batı’daki krizden az etkileniriz” diye sık sık tekrarlandı ise de söz sahibi kuruluşlar pek aynı fikirde görünmeyince endişeleniyor insan. Ekonomi “yeni anayasa”dan da öncelikli konu zira, krizden ağlayan ülke örnekleri karşımızda!

DİĞER YENİ YAZILAR