Şimdi biz kime güvenelim?

Dün elimize gazetemizi aldık ve bir şokla, pardon bir değil iki şokla sarsıldık. Şüpheler vardı aslında yok değildi, bu şüpheleri de zamanında açık açık dile getirip gerekli soruları sormuştuk

Haberin Devamı

Dün elimize gazetemizi aldık ve bir şokla, pardon bir değil iki şokla sarsıldık. Şüpheler vardı aslında yok değildi, bu şüpheleri de zamanında açık açık dile getirip gerekli soruları sormuştuk ama o günlerde beyler tenezzül buyurup basının sorularına filan cevap vermiyorlardı. Hele hesap hiç vermiyorlardı, zaten bu memlekette yöneticiler, denetçiler, güç sahipleri "Allah'tan başka kime" hesap verirlerdi ki?

Şimdi olaylar birinci ağızlarla ve belgelerle açığa çıkınca vermek zorunda kalacaklar umarız.

Korkmaz Yiğit ve Zekeriya Temizel olaylarından söz ediyorum. Bu konular daha çok irdelenecek. Susurluk olayı gibi haftalarca yazılacak, çizilecek, konuşulacak. Ama özetle ne anladığımızı anlatmak istersek söylenecek şey şu; Bir başbakan, başbakanlığı döneminde, daha fazla güç sahibi olmak için üzerinde söz sahibi olacağı bir medya grubu oluşturmak istiyor.

Bunun için de zengin, adı yolsuzluklara karışmamış birini arıyor ve Korkmaz Yiğit'i buluyor. Ona gazete aldırmaya başlıyor. İşler tıkırında giderken, işadamının banka sahibi olmasının sağlayacağı kolaylık düşünülüyor ve Türkbank ihalesi gündeme geliyor.

Başbakan ihaleye bizzat kendisi yön veriyor. Ama olayın içindeki mafya bağlantısı işleri karıştırıp da başının derde gireceği anlaşılınca Korkmaz Yiğit susturulmaya ve hatta yok edilmeye çalışılıyor. Ve yıllar sonra olay bütün açıklığıyla anlatılıyor.

Öte yanda, 1 milyar dolar borç istemek için bir milyar kez dil döken Türkiye devletine on milyarlarca dolar zarar yükleyen bankalan denetleyen kurulun başındaki adamın bizzat kendisinin devleti 251 milyon dolar zarara soktuğunu öğreniyoruz. Ve üstelik İktisat Bankası'nın batma ihtimalinin yüksek olduğunu bildiği imzaladığı yazıyla ortaya çıkmasına rağmen "Batacağını bilemezdim" diyebiliyor.

"Dokunulmazlık"
Çok acı olan şu ki en çok güvenmemiz gereken insanların; hükümetin başı ile Bankalar Denetleme Kurulu'nun başının korkusuzca millete, kanuna, kurala meydan okuduğunu öğreniyoruz.

Daha acı olan ise ondan önce ve sonra zenginliğini nasıl elde ettiği anlaşılamayan, tartışmalı başka başbakan ve bakanlar da gören bu ülke denize düşünce yine serveti tartışmalı isimlere sarılıyor. Onlara oy veriyor, baştacı ediyor. Lâyık olduğu yönetimlerin biri gidiyor, diğeri geliyor.

Kısacası; şikayete bile hakkı yok. Durum böyle olunca, balığın baştan koktuğu bir ülkede bürokratın, denetimcinin göz göre göre devleti, milleti zarara uğratmasının lâfı bile olmuyor.

Bir başka başbakan da kısa süre önce "3 katrilyonu birilerinin cebine gönderiverdim. Hatırlamıyorum, önüme geliyordu imzalıyordum" dememiş miydi?

Kimse "hatırlamıyor", kimse "bilemiyor". Öte tarafta şanssız ülkenin şanssız insanları meteliğe kurşun atıyor. Okulları "Kitabımız bile yok" diye ağlaşıyor.

Bu skandalların iki çözümü var;

1-) Önce dokunulmazlıklar kaldırılacak. Oyalamaya derhal son verilecek.

2-) Yolsuzluk yapan her kim olursa olsun ağır şekilde cezalandırılacak. Hatır gönül dinlemeden ve zaman kaybetmeden yapanın son kuruşuna kadar alınacak.

AKP Hükümeti de aynı duruma düşmek istemiyorsa bu konuyu artık halletmeli!



Oh nihayet! Seneler sürdü uğraşımız. Biz boğuştuk, hukukçular boğuştu ve nihayet sonunda namus cinayetlerinde cezalar artırıldı ve töre cinayetlerindeki indirim kalktı (aslında bence bunlar da namus cinayeti sınıfına giriyor zaten...) Umarım hafif bir artış veya indirim değildir. Kadına el kaldıranı, hele de canını almaya kalkanı çıkamayacak şekilde tıksınlar içeri... Hatta "af diyenleri de tıksınlar.

Hiç değilse bundan sonraki kuşakların kadınları biraz rahat nefes alır belki. Bu değişiklikten dolayı tüm kadınlar adına Meclis'i kutluyoruz. Sıra Medeni Kanun Yürürlük Maddesi nde "AB Uyum Yasaları"nı tamamlarken oradaki yanlışı düzeltmeyi de unutmamaları gerekiyor!

DİĞER YENİ YAZILAR