Şık ve Mavioğlu’na beraat.. Hani teröristlerdi?

Haberin Devamı

Yazdıkları kitapta “Ergenekon soruşturmasının gizliliğini ihlal ettikleri” gerekçesiyle tutuklu yargılanan gazeteciler Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu için dün mahkemeden beraat kararı çıktı. Duruşma sırasında Kadıköy’de gazeteciler “Ahmet, Nedim onurumuzdur”, “Özgür basın susturulamaz”, “Ahmet çıkacak, yine yazacak” gibi pankartlarla protesto gösterilerini sürdürmekteydiler.

Önce gerekçeye bakalım; eğer “bir soruşturmanın gizliliğini ihlal veya yargıya müdahale” tutuklu yargılanma gerektiren suç ise ve ülkede hukuk olduğu iddia ediliyorsa şu anda birçok gazete yöneticisi “iddianameleri gerçek sayan” manşet ve yazılar, birçok köşe yazarı benzer yorumlar nedeniyle tutuklu olurlardı.

Yargıya müdahale konusunda ise Cumhurbaşkanı Gül dahil (örneğin YGS açıklamaları) birçok siyasetçi ve gazeteci suç soruşturmasıyla karşılaşırdı. Ama aynen “gazeteciler taraflı olabilir” deyince demokratik olduğunu sanan ama bu hakkın sadece “iktidardan yana taraflı olanlar”a ait olduğunu görmezden gelenler gibi burada da “gizlilik ihlali yapmanın” sadece gerçekleri olduğu gibi anlatan ve eleştiren gazeteciler için suç sayıldığı görmezden geliniyor.

AVRUPA’YA TERÖRİST TANITILDILAR

Bu ülkenin onurlu, dürüst, başarılı gazetecileri de bilim adamları ve diğerleri gibi “iddialarla, imzasız mektuplar, gizli tanıklarla” içeri atıldıklarında onlara terörist suçlaması ve muamelesi yapıldı. Oda TV baskını ve Soner Yalçın’ın tutuklanmasının arkasından Ahmet Şık ile Nedim Şener tutuklandığında artan toplum tepkisi üzerine “O gazeteciler yazılarından dolayı tutuklanmadılar, terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla tutuklandılar” açıklamaları yapıldı.

Dün geceye kadar adı “gazeteci” birileri TV ekranlarında onlara, aynı mesleğin onurlu isimlerine utanmadan, sıkılmadan terörist etiketi yapıştırıyordu. Avrupalı siyasetçilerin AB Konseyi’nde “bu tutuklamalarla ilgili” sorularına “onların terör suçu işlediği” cevapları verildi, hatta “kitap ile bomba” benzetmesi yapıldı.

GAZETECİNİN ONURU

Gerçi yeni ve üyelerini “bir siyasi partinin” belirlediği HSYK ile, yargıçlar bağımsız karar vermeye korkar haldeyken bu karar bile seçimle mi ilgilidir diye düşünüyor insan ama şimdi Şık ve Mavioğlu beraat ettiler, demek “terörist” değillermiş, bu suçlama açıkça yargıya müdahale imiş. Aynı zamanda ciddi bir insan hakkı ihlalidir, insanların onuruyla durup dururken oynanmasıdır.

Bunun arkasından Nedim Şener’in de yazdıkları nedeniyle tutuklanmasına son verileceği beklenebilir, onu da cezaevinde tutulan diğer gazetecilerin de terörle ilgisinin olmadığı anlaşılacaktır. Peki masum gazetecilere bu “terörist” suçlamasını yakıştırıp duranlar ne olacak?

İnsan onurunu, yıllarca emek verilen meslek onurunu yıkmak suç değil mi? Sanıyorum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yıllarca zamanının büyük kısmını ‘bu soruşturma sırasındaki insan hakkı ve hukuk ihlalleri nedeniyle açılan davalara’ vermek zorunda kalacak, ödenecek tazminatlar da milletin cebinden çıkacaktır.

“Hayatlarından, kendileri ve ailelerinden çalınan yıllar” için ise ilahi adalete sığınmaktan başka çareleri olmayacak.

****


27 Nisan muhtırası yine sahnede!

Bu çelişkiler “bayıltma” aşamasında artık. Bir yanda 80 küsür yaşında ve hasta olduğu halde başbakanlık yapmakta israr etmiş olan Ecevit için “O gayet sağlıklıydı zorla hasta ettiler” iddiası, diğer tarafta; bir görüş bildiren Demirel’e kızarak “80 yaşında olduğuna” dikkat çekmeler.. Bir tarafta; sanki ortada bir olay yokmuş da Deniz Baykal komplo ile gönderilmiş gibi rakip partiyi suçlamalar, diğer tarafta “Beline hakim olmadı gitti” ifadeleri.. Kimin neye inandığı belli değil.

ÖCALAN’IN SAVAŞ TEHDİDİ

Ve tabii daha önemli konulardaki dehşet çelişkileri unutmayalım. Bir yanda referandumdan başlayarak “iktidar partisi-BDP” yakınlaşması, aynı süreçte PKK’nın “eylemsizlik kararı”.. Öte yanda; Öcalan’ın “devletle çok olumlu görüşmeler yapıyoruz” açıklamaları birden kesilerek seçim yaklaşırken ortaya çıkan “kapıştılar, fena çekişiyorlar” havası, Öcalan’ın “savaş çıkar” tehditleri ve hatta bir-iki küçük çapta terör eylemi (büyük çapta yapmaya yeltenmesinler, yine inandırıcı olmaz).. Yeni yapılacak anayasada “değiştirilemez maddelerden hangileri değiştirilecek ve BDP’nin hangi talepleri karşılanacak” sorusu cevaplanmadan fark etmez.

BİR KİŞİNİN MUHTIRASI

Gelelim “darbe planı hazırlanacaktı” diyerek iddia ve ihtimal üzerine yüzlerce insan cezaevinde suçunu bilmeden bekletilirken hiç dokunulmayan 27 Nisan muhtırasına.. Sanki önemsizmiş gibi hiç dokunulmadı, tüm israrlara rağmen soruşturulmadı ama hep “orduya mal edilerek” tekrarlanıyor.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç orduyu kastederek “27 Nisan’da derslerini aldılar şimdi topuk selamı verip söze ‘Cumhurbaşkanım’ diye başlıyorlar. Sen benim emrimde memursun, anayasaya babayasaya karışma” demiş. Görüldüğü gibi istendiğinde 27 Nisan muhtırası “ordunun siyasete müdahalesi” olarak ortaya çıkarılıveriyor. Ki çıkarılması kaçınılmazdır, Avrupa da bu olayı aynen böyle kullanıyor. Oysa bu muhtıra için dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt “Gece aklıma geldi, seyahate çıkmadan tek başıma yazıp siteye koydum” demişti. Yani; başka kimseye danışmadan, kendi başına tüm TSK’yı, kurumunu okka altına göndermiş.

KULLANIŞLI MALZEME!!

O zaman neden bunun hesabı “tek başına” kendisinden sorulmadı, sorulmuyor? Son derece kolay ve seçim önceleri kullanışlı malzeme olduğu için mi?

27 Nisan’la ilgili bu durum da ortada bir anlaşma olduğu izlenimi veriyor maalesef!

DİĞER YENİ YAZILAR