Dün Hürriyet’in ilk sayfasında “Bangladeş’i vuran kasırgada ölü sayısının 15 bine çıkabileceğini” anlatan haber “Bir ülke ağlıyor” başlığıyla verilmişti.
Okuyunca ’Bir değil iki ülke ağlıyor’diye düşündüm. Bizim terör nedeniyle ölen vatandaşlarımızın sayısı 15 binin de, 20 binin de çok üstünde... Evet bu fakir ülkenin sıkıntısı, felâketi ağlanmayacak gibi değil ama Türkiye de ağlıyor.
Bunu anlayabilmek için terör örgütü tarafından öldürülen çoluk çocuk, erkek-kadın, asker-sivil insanlarımızın evlerine uğramak ve ne yaşadıklarına bakmak gerekiyor.
Geçen Pazar Her Açıdan’a katılan Dağlıca’daki Binbaşı’nın annesi gibi asker analarının yüreğine bakmak gerekiyor.
Yoksa unutursunuz... Kendiniz sıcak evinizde, işinizde, normal yaşamınızdayken bunu bile unutmak mümkündür.
Başbakan Erdoğan’ın, partisinin grup toplantısında yaptığı son konuşmayı anlamaya çalışıyorum, satır satır tekrar okuyorum ama mümkün değil.
Birilerinin kalkıp ‘Ama bunlar Kürtlere kardeşim dedi’ dediğini belirterek ‘Ee ne diyeceğim, kardeşim tabii... Kürt de kardeşim, Laz, Boşnak, Arnavut da... Siz bunu kavrayamadığınız içindir ki ülke bu duruma gelmiştir’ diyor.
Güneydoğu’dan ekstra oy gelmesi için harika buluş doğrusu ama doğru mu? Hayır...
Birileri kim: DTP
Kime “kardeşimiz” dediler Kürtlere mi?
Hayır. PKK’ya... Terör örgütüne “kardeşimiz”, Öcalan’a “liderimiz” diyorlar.
O zaman bu açıklama gerçeğe uyuyor mu? Yine “Hayır”. Bir başbakana bu yakışıyor mu? Yine “Hayır”!
“Gerilimden medet umanlar”, “Kim olduklarını iyi biliyorsunuz” sözleriyle DTP’yi mi, diğer muhalefet partilerini mi kastediyor o da belli değil.
Yine dün Hakkari Çukurca’da “eylem için gelen” bir terörist grubun püskürtüldüğü haberini duyduk. Oysa 5 Kasım’daki Bush görüşmesinden sonra sınır ötesi operasyon sıfır ötesi ihtimale dönüştürüldü.
Zaten artık Nisan ayında “Bu işi yapmalıyız, yetki bekliyoruz” diyen ordunun da zamanın geçtiğine inandığını sanıyorum.
Bush oyalıyor.
Barzani ABD’nin tavsiyesine uyarak “geri adım atmış” havası yayıyor.
Biz de tekrar başlayan “tribünlere oyunlar”ı izliyoruz.
Kim kazanıyor? Dün Cüneyt Ülsever’in çok doğru analiziyle yazdığı gibi DTP...
Her şekilde kazanıyor, şimdi Avrupa Parlamentosu’na yapacakları Zana’lı, Baydemir’li konuşmalarda olayı terörden Kürt meselesi haline daha da etkili şekilde döndürecek, bu noktaya nasıl gelindiğini değil “Türkiye’de baskı gördüklerini” anlatacak ve AB’yi taraf yapacaklar. (Kürt vatandaşlarımızdan değil DTP ve PKK’dan söz ediyoruz...)
Hükümet madem ki sıfır ötesi ihtimal noktasındadır, topluma lütfen hangi barışçı yolu izleyeceklerini lâf kalabalığı yapmadan açık, net anlatmaları gerekmektedir.
Zaman geçirmeden!
Ne zaman başlıyoruz?
İlgili, dikkatli okurlarımızdan Muammer Sokollu bu başlıkla bir yazı yazmamı rica ederek içeriğini de kendisi göndermiş. Haklı bulduğum için bir kısmını olduğu gibi alıyorum:
“Irak’ın kuzeyinin bizim için sorunlu bir yer olduğu bilinmesine rağmen,
- 1984’lerden günümüze PKK varken,
- PKK’nın İran-Irak-Suriye içinde kampları varken,
- Bütün bunları Türk milleti en başından beri biliyorken,
- Kendi istihbaratımızı gereği gibi kurmayan, güçlendirmeyen, dışa bağımlı bırakan,
- Savunmamızı güçlendirmeyen,
Bugünkü zelil halimizi hazırlayan bütün hükümetleri ve hükümet başkanlarını yargılamaya ne zaman başlıyoruz?”
Muammer Sokollu haklı olmasına haklı da bırakın geçmişteki hataları BUGÜN BİLE hâlâ akıllanmış görünmüyoruz, hâlâ lüks israfına harcanan paraları istihbarat için gerekli teknolojiyi -muhtaç olacağımıza- acilen almaya yönlendirmiyoruz, ona ne demeli?

