Şiddeti ne çok seven varmış!

Kurtlar Vadisi hakkında yazdığım yazılara Hürriyet yazarı Cengiz Semercioğlu tarafından karşı çıkılması üzerine gelen mektuplar biraz daha arttı

Haberin Devamı

Kurtlar Vadisi hakkında yazdığım yazılara Hürriyet yazarı Cengiz Semercioğlu tarafından karşı çıkılması üzerine gelen mektuplar biraz daha arttı.

Semercioğlu diyor ki; “Diziyi RTÜK’e şikayet eden 100-200 kişiden yola çıkarak Kurtlar Vadisi’nin milyonlarca aklı başında takipçisini cezalandırmaya çalışıyorlar. ‘Kurtlar Vadisi yayınlanmasın’ demek demokratik olmayan bir söylem (...) Sırf bu yargısız infazların alışkanlık haline gelmemesi için bile ‘Kurtlar Vadisi yayınlansın’ demek geliyor.”

Onunla aynı fikirde olan çok sayıda izleyici bulunduğunu anlamak zor değil.

Kısaca (ve son olarak) söylemek isterim ki ben “100-200 kişiden” filân yola çıkmıyorum. Ortada her sayısında 30-40 kişinin, toplamında binlerce kişinin “kendince adaleti sağlamak üzere yola çıkmış ve vatan, millet, Sakarya edebiyatıyla, vatansever duygularla cinayetlere meşruiyet kazandıran” birileri tarafından çete mantığıyla öldürülmesi olayı var. Konu sadece Kurtlar Vadisi değil, benzer senaryolarla hazırlanmış tüm diziler ve filmlerin topluma, özellikle de şiddetin tavan yaptığı, yanlış, aşırı, uç bir “milliyetçilik” kavramını öne sürerek cinayeti bile mazur gören ve gösteren bir kesimin varlığı söz konusu. Bunun için Hrant Dink cinayetinden sonra Afyon maçında “Hepimiz Ogün’üz” diye pankart açan, slogan atan gençler örneğine bakmak bile yeterlidir.

Bu gençlerin de birileri tarafından dikkatleri başka ihtimallerden sadece “milliyetçiler” konusuna çekmek için kullanılıp kullanılmadığını bilmiyoruz. Ama ne olursa olsun sokak ortasında cinayet işleyen “bir katili kahraman yapmak” sağlıklı kafalara özgü bir durum değildir.

Şimdi bu görüntü ve yaşadıklarımız ortadayken hâlâ şiddetin ve silah merakının ayyuka çıktığı ve bunda vatanseverlik duygularının kullanıldığı dizileri savunabilmek doğrusu bu ya “helal olsun size” dedirtiyor insana...

Olay “yargısız infaz” hiç değil, Cengiz Semercioğlu bunu anlamak istiyorsa hemen bir kamerayla okulları (özellikle meslek liselerini) dolaşıp gençlerle konuşsun ve Polat olmak isteyenleri görsün. Yakın gelecekte “Polat’larla dolu” bir ülkede yaşamak istiyorlarsa diyecek yok. (Danıştay suikastı sanığının da kendisine Polat adını seçtiğini tekrar hatırlatalım.) Bu arada Vatan yazarı Memet Güler’in Perşembe günkü yazısında yaptığı “Durup dururken her diziye neden mafya ve şiddet karıştırılıyor” uyarısını da hatırlatmak isterim. Öyle bir hale geldi ki iş “şiddetsiz dizi izlenmiyor” kanısı oluştu.

Ben bu diziyi yazdığım gibi aşırı şiddet içeren yabancı filmleri de yazdım, bunların bazılarının filmi yapan ülkelerde yasaklandığını da...

Clinton’ın “gençlere zarar verdiğine inanırsam internete bile sansür koydurturum” sözlerini de...

Bu görüşün demokrasiyle de ilgisi yoktur, her demokratik toplum da kendi ülkesinin “demokrasinin çaresiz kalacağı” bir vahşet ortamına dönmemesi için çözümlerini üretmek zorundadır.

Önce Türkiye’nin bugünkü tablosuna dikkatle bakıp sonra konuşmak daha iyi olur bence...

Açıkçası, demokrasiye bu kadar önem verdiği görülen Cengiz Semercioğlu’nun görüş bildirirken kendisininkinden farklı olana bu kadar bozulmasını da anlamış değilim. Bir başka hayal kırıklığı!

*****

Lahey’e gitmek çok yanlış olabilir!
İşte tam bu noktada “Dikkat” demek gerekiyor. Ermeni soykırım tasarısının Avrupa ülkeleri ve ABD’de son dönemde artan bir şekilde meclis gündemlerine alınması, tarihî ve bu nedenle tarihe bakarak, inceleyerek karar verilmesi gereken bir konuda siyasi kararlar alınması Türkiye’yi haklı olarak endişelendiriyor.

Geç ama haklı bir endişe bu... Yumurta kapıya gelmeden telaşmanmayan yönetimler senelerdir “yumurta kapıya yaklaştı” uyarılarımıza hiç kulak asmayarak, Dışişlerini seferber etmeyerek bugüne geldiler.

Şimdi Ankara, Lahey Adalet Divanı’na başvurulması seçeneğini düşünüyormuş. Elbette broşür, sempozyum, kitap dağıtma gibi seçeneklerin (tabii yabancı milletvekilleriyle yüzyüze konuşma ve ikna başta olmak üzere) zamanı geçti, kala kala mahkemeye kaldılar ama...

Ama bu karar çok yanlış olabilir. Konuyu iyi bilen hukukçu ve diplomatlar Türkiye uluslararası yargıya başvurursa Ermenistan’a Türkiye’den toprak, tazminat ve mülklerin iadesi yolunun açılmış olacağını söylüyorlar.

Bunun nedenlerini ve Türkiye’ye yapılan soykırım baskısını, sonuçlarının ne kadar ciddi olacağını ve sonsuza kadar dünya tarih kitaplarına Hitler’in Yahudi soykırımından önce “20. yüzyılın ilk soykırımcısı” olarak gireceğimizi Pazar günü Her Açıdan programında en iyi uzmanlarla tartışacağız.

Merak edenler kadar “bu kararı verecek olanlar”a da yararlı olacağına eminim.

DİĞER YENİ YAZILAR