Şiddet ve 'First lady'yle sohbet!

Türkiye, kadınların yalnızca şiddete uğradığı değil "devlet desteğiyle yok edildiği" bir ülke sanki...

Haberin Devamı

Türkiye, kadınların yalnızca şiddete uğradığı değil "devlet desteğiyle yok edildiği" bir ülke sanki.

Son günlerden iki örnek verelim; Bir küçük kız gaddar eniştesinin tecavüzüne uğruyor, sonra ailesi tarafından imam nikahıyla evlendiriliyor, bakire çıkmayınca evine gönderiliyor ve sanki tecavüzü ve evlenmeyi kendisi istemiş gibi babası ve ağabeyi tarafından öldürülüyor.

İçi yanan anne önce "İkisini de asın, kızımı plânlı şekilde öldürdüler" derken daha sonra her zamanki gibi ifade değiştiriyor. Bir başka küçük kız üç vahşi komşunun tecavüzüne uğruyor, hamile kalıyor ve 6 ay boyunca her gün yine aynı üç vahşi tarafından ölesiye dövülüyor, beyin kanaması geçirerek komaya giriyor.

Bu olaylarda devlet desteğinin rolü nedir diye soracak olursanız, ülkemizde bu büyük suçları işleyenlere ceza vermek konusunda PEK çekingen davranıldığını ve hatta benzer vahşeti gösterenlerin çoğunun şu anda halk arasında olduğunu söylerim.

Ceza yasalarına detay görünen ama gerçekte ciddi farklılık yaratan öyle maddeler sıkıştırılıyor ki hepsi bir yerlerden "yırtıyor".

Komada olan S.K'nın annesi dün "Kızımı kurtarın, bebeği alın. Yavrum komadayken suçlular neden serbest" diyerek ağlıyordu.

Biz de soruyoruz, neden serbest? Çocuk, suçluların kim olduğunu ve "Konuşursan seni öldürürüz" dediklerini anlatmış. Aile biliyor.

Bu durumda hiçbir medeni ülkede polis "Onların gözaltına alınmasının yanlış olacağını", "karakola bile çağrılmalarının yanlış olacağını" söylemez. Söyleyemez.

Ya zavallı S.K komadan çıkamazsa?

Ya bu arada suçlular kaçarsa veya başkalarına zarar verirse?

ABD suçlu kedilere bile müebbet hapis cezası veriyor da Türkiye neden suçlu canavarları halk arasına salıveriyor?

Haksızlık etmişim!
Bu vahşeti önlemek için mücadele veren gazeteciye açılan dava yıllarca sürüyor da katile, tecavüzcüye gösterilen alicenaplık ne oluyor?

İşte İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde Marmara Grubu'nun öncülük ettiği ve Avrupalı bilim kadınlarının da konuşma yaptığı konferansta yabancıların yardımıyla bu ilkelliğe çare aranıyordu.

Cumhurbaşkanı'mızın eşi Semra Sezer, konferansı "kadın haklarının geliştirilmesi, güçlendirilmesi için yasaların buna uygun hale getirilmesini, demokratik devletlerde uygulamaların uluslararası sözleşmeler çerçevesindeki yükümlülükleri yerine getirerek, kadına siyasal yaşamda da yer verilerek yapıldığını, bunların sağlanması için kadın ve erkeğin yenilik ve ilerleme yönünde birlikte ve kesin tutum alması gerektiğini" anlatan, eğitimin öneminden ve Türkiye'de kadın ve genç kızların eğitimi için başlatılan kampanyalardan söz eden çok güzel bir konuşmayla açü.

Onun konuşmasından sonra Avrupalı uzman kadınların "AB'de kadın hakları ve gelişimi" konusundaki deneyimlerini aktaran konuşmalarını dinledik.

Bayan Sezer'in her haliyle ülkemizi kusursuz temsil eden bir kadın olduğunu bu toplantıda yakından izledim ve tüm içtenliğimle söylüyorum, büyük gurur duydum.

Bugüne kadar hiçbir gazeteciyle özel sohbet, röportaj yapmamış olan Semra Sezer'le uzun uzun konuşmak, onun birçok konudaki görüşlerini öğrenmek, etrafındaki insanlarla kurduğu sıcak ve nazik iletişimi görmek ise apayrı bir deneyim oldu benim için...

Onu daha iyi tanıyınca, Cumhurbaşkanı Sezer'in, seçilmesinden kısa süre sonra "onların tevazuyu biraz abarttıklarını" düşünerek yazdığım yazılarda haksızlık ettiğimi farkettim... Sezer çifti bunları farklı görünmek için yapmıyorlardı demek ki, gerçekten "öyle oldukları için" yapıyorlardı...

(Devam edecek)

DİĞER YENİ YAZILAR