“Şiddet şiddeti çeker” sözü ne kadar doğru, yeni bir şokla, üzüntüyle uyanmadığımız gün yok.. Son olarak İbrahim Tatlıses’in vurularak komaya girmesi ile sarsıldı toplum.. Kendisi de vurulmadan önce programında “Neyi paylaşamıyoruz, neyin peşinde neyin hıncındayız? Sonunda hepimizin gideceği yer aynı” benzeri sözler sarfetmiş.. Öylesine bir “paylaşamama hırsı, gözleri döndüren bir bencillik” herkeste.. Hatta en çok da “topluma örnek olması gerekenler”de..
KAVGA, TEHDİT, ENTRİKA!
Siyasetçiye bakıyorsun en zirveye çıkmış olanlar dahil hırsı, öfkesi bitmiyor. Sakin, sağduyulu bir konuşma yok, hep rakiplere saldırı, kavga, gürültü, entrika, tehdit..
Bazı gazetecilere bakıyorsun, tezlerini öyle yakıcı bir hırsla savunuyorlar ki farklı görüşte olanlara bırak selam vermeyi, eline geçirse paralayacak gibi.. Mizah programlarına, sahnelenen oyunlara malzeme oluyor TV tartışma programları..
Polise bakıyorsun, protesto gösterisi yapan öğrencilere, işçilere ‘savaşta düşman askerine davranır gibi’ davranıyorlar.. Üniversite öğretim üyesine, rektörüne, yardımcısına bakıyorsun öğrencilere “parazit”ten başlayan hakaretler yağdırıyor. Öte yanda en ağır suçları işleyenleri serbest bırakan, suçunun ne olduğu bilinmeyenleri yıllarca mahkum eden garip, adaletsiz bir yargı.. Buna bir de her TV programında, dizisinde, filminde “şiddet”e reyting getiren unsur olarak yer veren, silahı elden düşürmeyen ekranları ekleyin.. İşte sonuç bu oluyor. Çocukları, kadınları, erkekleri her gün şiddetin başka bir çeşidine kurban giden ülke..
BİR SİLAH YETMEZ!
Sabah evinden çıkarken akşam dönüp dönemeyeceğine emin olamayan, hatta evinde bile huzurla konuşup uyuyamayan, bir saat sonra başına hangi çağdışı olayın geleceğini bilmeyen, bu nedenle de çoğunun psikolojisi dibe vurmuş insanlar topluluğu.
İbrahim Tatlıses’e saldıranlar neyi paylaşamıyorlardı bilinmez (ki kendisinin de şiddete başvurduğu zamanlar olmuştu) ama bu vahşet olaylarının benzerine Avrupa ülkelerinde rastlanmadığı biliniyor. Zaten sivillerin istedikleri gibi rahatça silah taşıdıkları bir memlekette “bu kadarı da yetmez, her isteyen 5 silah bile alabilsin” deniyorsa o zaman “New York gibi dünyanın en olaylı şehirlerinden birinin bile kontrol altına alınmasına” rağmen Türkiye’de hemen hiçbir şehrin alınamamasına şaşırmak olmaz.
Deprem önlemiymiş, vatandaşların güvenli yaşaması, suç işleyene en ağır yaptırımların en kısa zamanda getirilmesiymiş geçelim bunları.. Varsa yoksa seçim kavgası, oy hesabı önemli olan budur. Ve bir seçim bitince “sonrakine yatırım” olacak işler yapılır burada, adalete-güvenliğe sıra gelmez..
Katillerin, tecavüzcülerin salıverildiği ülkede cinayet, tecavüz nasıl önlenebilir? Sakın çıkıp timsah gözyaşı dökmesinler, millete “suçlular cezalandırılmazsa suç önlenebilir mi” onun cevabını versinler!
“Suçsuzların” cezalandırılması öyle çok zaman alıyor ki, zaman kalırsa tabii!
Adaylıkları ahlaki değil mi?
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “gazeteci Mustafa Balbay’ın da içinde olduğu bazı “Ergenekon tutukluları”nın seçimlerde milletvekili adayı gösterilmesi için “Bu yasal haktır ama eğer bir terör örgütüyle bağlantılı olarak millete, hükümete, parlamentoya karşı yıkıcı faaliyet içinde olduklarına dair yeterli bilgi, belge varsa, bir iddianame tanzim edilmişse ve bir organize suç söz konusuysa onları parlamentoya taşımak ahlaki değildir (..) Çünkü o terör örgütü olarak adlandırılan örgüt ile bağlantılı bir siyasi partinin genel başkanı önce avukatlığına soyunmuştur” demiş.
Bülent Arınç tabii ki istediği yorumu yapmakta serbesttir ama bu davadaki hukuksuzluklar, özellikle gazetecilerin keyfi olarak, yazılarından-kitaplarından dolayı tutuklanması artık sadece Türkiye’de değil dünyada büyük tepki yaratıyor. Eğer tutuklananlar için “yeterli bilgi belge varsa” neden 4 yıldır “kesinleşen tek bir mahkumiyet” olmadı da hala hergün yeni iddianameler yazılıyor? O binlerce sayfaya yapılan ilaveler ve tutuklamalar hiç bitmeyecek gibi göründüğüne göre Balbay ve diğerlerinin bu gidişle daha yıllarca cezaevi köşelerinde bekletilmesi çok mu hukuki ve ahlakidir?
Bu örgütün kesinleştiği, yargıda kabul edildiği daha duyulmadığına göre, her şey “iddia halinde” olduğuna göre neden aday olacakları parti veya genel başkanı “avukatlığa soyunmuş” oluyor? Eğer bu tutuklamalar hukuki ise Batı’dan gelen ve Türkiye’de görülen toplu tepkiler neden?
Arınç hukukçu olduğuna göre bu sorulara kolayca cevap verebilir, keşke verse!

