Şiddet sadece bedensel bir eylem midir?

Türkiye'de kadına karşı şiddet olaylarının ardı arkası kesilmediği, dayak, tecavüz ve cinayetler süre geldiği için "şiddet" denince aklımıza da hemen bedensel şiddet eylemleri geliyor

Haberin Devamı

Türkiye'de kadına karşı şiddet olaylarının ardı arkası kesilmediği, dayak, tecavüz ve cinayetler süre geldiği için "şiddet" denince aklımıza da hemen bedensel şiddet eylemleri geliyor.

Oysa kadın haklarını savunan hukukçular ekonomik ve sözel şiddetin de en az diğer türler kadar ciddi zarar verdiğini söylüyor ve önlenmesi için mücadeleyi sürdürüyorlar. 14 Ağustos Pazar günü "Radikal 2"de Fatih Doğan isimli genç bir meslektaşımız benim karşılaştığım sözel şiddet örneğinden yola çıkarak Türkiye'de gelişmemiş zihniyetin kadına bakış açısını o kadar güzel anlatmıştı ki bu yazıyı görmeyenlerinizin de okumasını istedim. Olduğu gibi alıyorum.

Şiddeti üretmek...
"Kadınlara yönelik şiddet Türkiye'de vaka-i adiyeden sayılır ve birçok köşe yazan bu yaygın muamelenin en ölümcülü olan namus cinayetlerini, aile meclisi kararlarını, dayağı eleştirirler. Oysa kadına yönelik şiddet sadece eylemlerle değil bizzat bu yazarların ürettiği/yeniden ürettiği dil aracılığıyla da kendini gösteriyor. Geçen hafta içinde Fatih Altaylı ile Ruhat Mengi arasındaki polemik tam da eleştirinin öznesine göre nasıl vahşileşebileceğini gösterdi. Mengi'nin, Altaylı'nın başka bir gazeteye geçmesini eleştirmesine Altaylı ataerkil polemiğin bile sınırlarını zorlayarak belden aşağı bir cevap vermeyi tercih etti. Fatih Altaylı'nın bu cevabı (ayıbı), toplumun pek çok kesiminin bilinçaltında kadınlardan gelen eleştiriye verilecek yanıtın o kişinin kadınlığıyla bir bağı olması gerektiğini ve aslında kadınların sadece cinsel varoluşu nedeniyle erkekler tarafından var sayıldığını gösteriyor. Altaylı'nın kendisini eleştiren pek çok erkek yazara böyle bir yanıt vermeyip bir kadına yanıt vermesi, eleştirinin erkekler arası bir mesele olarak görüldüğünü gösteriyor. Ataerkil toplumda kadınlar tarafından eleştirilen bir erkek kendini bir şekilde temize çıkarmalıdır. Bunun en basit yolu, kendisini eleştiren kadının kadın olduğunu cinsel aşağılamalarla ifade etmektir. Elinin hamuruyla erkekliğe ait bir uğraşa, eleştirme iktidarına karışan bir kadının önce cinsel hayatıyla ilişkili bir takım göndermeler yapılır, o konuma nasıl geldiğine yönelik imalar okuyucuya hissettirilir ve onun kadınlığı/hafifliği/şeytanlığı üzerinden kendi erkekliğini/iktidarını yeniden üretir. Türkiye'de bir erkek köşe yazan ile bir kadın köşe yazan arasında bu polemik sürerken, ataerkil kardeşimiz Azerbaycan'da da muhalif bir lider kendisini eşcinsellikle suçlayanlara cevap olarak "karılarınızı gönderin anlarsınız" mealinde bir cevap veriyordu. Erkekliğine halel gelme ihtimali doğduğunda bu suçlamayı yapan özne değil, onların kanlan, bilirkişi olarak göreve çağrılır. Erkekler arası bir düzende kadın yine cinsellik üzerinden bir muhalefet liderinin iktidarsız olmadığını ispat etmekle görevlendirilir. Muhtemelen Fatih Altaylı da, Azeri lider de kadına yönelik şiddete karşı olduklarını defalarca bir yerlerde söylemişlerdir. Ancak muhtemelen her ikisi de kadınları dövmemenin ya da namus cinayetine karşı olmanın kadın haklan konusunda yeterli olduğunu düşünüyor olsa gerek. Modernitenin kadını bir taraftan kamusal hayata çıkarırken diğer taraftan bu çıkışın sınırlarını nasıl belirlediğini, bazı mesleklere onları teşvik ederken bazı meslekleri nasıl onların doğasına uygun görmediğini, ne olursa, hangi konumda olurlarsa olsun, erkeklerin erkekliğinin üretilmesinin kadınların birincil öncelikleri olduğunu düşünürsek, bu iki örnek de modernitenin kadınlara çizdiği sınırın somut göstergesidir. 15 yaşındaki kızını evde bırakıp bir Türk erkeğinin peşine katılan kadına "cani anne" diyen İngiliz basını, acaba 15 yaşındaki kızını evde bırakıp bir Türk kızının peşinden gelen erkeğe "canavar baba" diyecek miydi?

Sevdiği kız kendisine karşılık vermedi diye kızı vuran erkekten sanki küçük bir yaramazlık yapmış gibi "çılgın âşık" diye bahsedenler, aynı olayın faili bir kadın olduğunda aynı hoşgörü de bulunacaklar mıydı? Misojeni (kadın düşmanlığı) namus cinayetlerini bitirmekle kadını dövmemekle bitmez, dil de dahil bütün kültürel kurumların bu ikiyüzlülüğünü sorgulamadan bu sınavdan geçemeyiz.

Ne zaman adam oluruz gibi, adamlıkla erkekliği özdeşleştiren ve erkekliği yeniden üretmekten başka bir işe yaramayacak bir sorudan çok, insanlık deneyimini bir erkek deneyim alanı olarak görmeden ne zaman insan oluruz, diye sormak lâzım."

Ege Üni., master

DİĞER YENİ YAZILAR