Sezer haklı!

Öğle namazını bitirdikten sonra pencerenin önüne oturup gazetelerini okumaya başlamış olan annem bir ara başını kaldırarak gözlüklerinin üzerinden bana baktı ve: "Bence Sezer çok haklı, ben senin gibi düşünmüyorum" dedi

Haberin Devamı

Öğle namazını bitirdikten sonra pencerenin önüne oturup gazetelerini okumaya başlamış olan annem bir ara başını kaldırarak gözlüklerinin üzerinden bana baktı ve:

"Bence Sezer çok haklı, ben senin gibi düşünmüyorum" dedi.

Cumhurbaşkanı'nın "Atatürk'e yemini unutmayın" sözlerini okumaktaydı muhtemelen...

Hemen atıldım:

"Ben de haklı olduğuna inanıyorum anne, neden öyle söylüyorsun?"

Bir an 'acaba yazılarımı acaba okumuyor mu veya yeterince dikkatle okumuyor mu' düşüncesi geçti aklımdan ama sonra "davetiyelerin değişik şekilde düzenlenebileceği" ile ilgili yazdıklarımı farklı algılamış olabileceğini düşündüm.

Zira davetiye sorunu ortaya çıktığı gün 'Cumhurbaşkanı Sezer'in gönderdiği davetiyelerde şekilde hata olabilir ama özde, esasta hata yok. Anayasa ne diyorsa onu yapıyor' diye yazmış ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin de ilgili maddelerini yazmıştım. Bir sonraki yazım ise 'milletvekillerinin Meclis'e girerken Anayasa'ya ve laik Cumhuriyet'e (namus ve şerefleri üzerine) bağlılık yemini ettiklerini' hatırlatıyordu.

Bugün (29 Ekim) Cumhuriyet'in 80. yıldönümü gibi önemli ve bütün ülkede coşkuyla kutlanan bir günde AKP milletvekillerinin, üstelik Genel Başkan'larının izniyle, şehir dışına çıktıklarını, Meclis Başkanı'nın önce güler yüzle ve tatlı dille uyum içinde görünüp "Elbette gideceğim" dedikten sonra "Annem hasta" mazeretiyle törenden, Resepsiyon'dan kaçtığını gördükten sonra özü, şekli falan da kalmadı işin...

Milyonlarca insan gibi ben de bu eylemde iyi niyet olmadığına, açıkça Cumhuriyet kutlamalarına karşı bir tavır alındığına, türbanlı eşlerin bahane yapıldığına inanıyorum. Sezer kesinlikle haklı!

Fırsatı oya çevirmek
Maksat bal gibi 80. yıl kutlamalarına gölge düşürmek, ülkede anarşi ortamı yaratmaktır.

Kendilerini halk gözünde mağdur durumuna getirme, fırsatı oya çevirme" çabasıdır.

"Biz çoğunlukla Meclis'e girelim de bakalım siz laiklik kurallarını nasıl koruyacaksınız" anlayışının geldiği noktadır.

Sadece Cumhurbaşkanı'na, protokole başkaldırı ve inatlaşma değil, laik rejime ve ona inananlara karşı çıkmaktır. Bunu yapanlar insan haklarından düşünce özgürlüğüne kadar her kavramı siyasi çıkar uğruna yozlaştırmaktan ve olay çıkarmaktan çekinmemektedir. Değişim lafları aynen lâfta kalmıştır.

Toplum bu popülist gösteriyi yutmamak "Laiklik yeniden tanımlanmalı" demagojisiyle rejimin dibini kazanlara, aykırı olmanın kendilerine puan kazandıracağını sanan aydınlar arka çıkmamalı. (Artık bu çabayı da kimse yutmuyor ya...) Çünkü savunulan ilkeler bize ait değil, evrensel kurallar, doğrulardır. AİHM'ye gidildiğinde bu açıkça ortaya çıkmaktadır.

Eğer iyi niyet olsa, Meclis Başkanı ve milletvekilleri önce törenlere katık, böyle bir günde olay çıkarmaz, sonra demokratik yollarla kendilerinin çoğunluk oldukları TBMM'de çözümlerini ararlardı. Bunu yapacaklarına, TV'lere çıkıp "Ben onların yerinde olsam eylem yapardım" diyen kışkırtıcıların söylediğini yaptılar.

Bence AKP bu ortamı yaratmakla huzur ve güven arayarak kendisine oy veren seçmenine de saygısızlık etmiştir.

Her neyse... 80. yıl onlar olmadan da yeterince coşkuyla kutlandı. Darısı 100. yıla!



Kadın milletvekillerinin basın toplantısı
TBMM'deki çalışmaları yakından izleyen Avukat Sema Kendirci dün telefon ederek önemli bir gelişmeyi haber verdi. Meclis'teki kadın milletvekilleri (hangileri olduğunu yakında öğreneceğiz) hukukçularla çalışmalarını tamamlamış ve TCK'da tecavüz ve cinayetler konusunda kadın ve çocuklara büyük haksızlık yaratan maddeleri düzelterek önerge haline getirmişler. Bugün TBMM'de bir basın toplantısıyla bunu açıklayacaklar. TV ve gazetecilere bir de ben duyurmuş olayım.

Yarın Adalet Bakanı bana neden kızmış onu ve yaptığımız telefon konuşmasını anlatacağım.

DİĞER YENİ YAZILAR