Biraz önce Kanal 7'den aradılar. Cuma akşamı Ahmet Hakan'ın programında "Resepsiyon krizi" tartışılacakmış. Gördüğünüz gibi maşallah hiç yapay kriz sıkıntısı çekmiyoruz. "Irak'a asker" krizi biraz duruldu anında gıcır gıcır bir kriz imdada yetişti. Bu gidişle sonunda Türkiye'nin AB'ye girişi konusunda yeni bir neden bulacak bizi istemeyenler; "Ama onlar fazla krizli bir ülke. Ya bize de bulaşırsa?"
Gripten yeni kurtulduğum ve kendimi toparlamaya çalıştığım için kesin cevap veremedim ama iyi hissedersem bu tartışmaya katılmak isterim.
TV programlarına mümkün olduğunca az katılıyorum çünkü bana göre bizim programların çoğunda konular bir çözüme ulaşmıyor, aksine sakız gibi her yöne uzadıkça uzuyor. Bununla birlikte "Cumhuriyet Resepsiyonu krizi" bence yine sapla samanı birbirine karıştırmakla iştigal ettiğimiz için önemli.
Her kafadan bir ses çıkıyor ve toplum kimin haklı kimin haksız olduğuna karar veremiyor. AKP milletvekillerinin ve tek bakış açısında kilitlenip kalmış olanların konuşmalarına bakarsanız çok haklı görünüyorlar:
"Cumhurbaşkanı vatandaşlar arasında ayırım yapıyor. Tesettürlü hanımların bayramı kutlamasını engelleyen kanun var mı? Bütün partiler tesettürlüden de oy istemiyor mu... vs...vs..."
Çok haklı görünüyorlar ama acaba gerçekte ne kadar haklılar?
Milletvekili yemini!
Önce hatırlamamız gerekir ki her milletvekili TBMM'ye girerken hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyet'e (kurallarına), Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalacağına, Anayasa'ya sadakatten ayrılmayacağına namusu ve şerefi üzerine yemin eder.
AKP milletvekilleri bu yeminden de rahatsız olabilirler ama mevcut kurallara göre yemini ettiler. Peki laik Cumhuriyet'in Anayasası'nın 24. maddesi ne diyor:
"Kişilerin dini inancı Anayasa'nın güvencesi altındadır. Ama hiç kimse kendi bireysel dini inancını devletin sosyopolitik yapısına, kamu alanlarına taşıyamaz."
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de aynı şeyi tekrarlıyor: "Kamu alanlarında (üniversiteler dahil) dini inançları açıklama özgürlüğüne sınırlamalar getirilebilir."
Görüldüğü gibi laik rejimlerde (ve bizim Anayasa'mızda) din ve inançla ilgili sınırlamalar var. Demek ki, eğer Sezer Köşk'ü kamu alanı olarak kabul ediyorsa Cumhurbaşkanlığı'nın Resepsiyon davetiyelerinde hata esasta değil, şekilde.
Kamusal alan tarifi
Demek ki Cumhurbaşkanı (veya Protokol Müdürlüğü) davetiyeyi tüm milletvekillerine "eşli" olarak gönderip altına kıyafet açıklaması koymadığı için eleştirilebilir ama sonuçta "itiraz eden tarafta haklı değildir. Hele her dönemde kurallara uyulduğu için bugüne kadar görülmeyen tartışmalar son 10 yılda partilerin ideolojisi olarak artırılmış, türbanlıların sayısı da tam paralel şekilde giderek katlanmışsa. Türban, imam hatip okulları gibi konular ideolojik bir dayatma haline getirilmişse...
Bugün Chirac'ın Fransa'da "laiklik-türban" ilişkisi için söyledikleriyle Cumhurbaşkanı Sezer'in tutumu ve karşılaşılan durum arasında hiçbir fark yok. Her ne kadar Türkiye'nin, Müslüman vatandaşların çoğunlukta olduğu bir ülke olması fark gibi görünse de objektif bakıldığında demokraside olduğu gibi "laiklik le ilgili kurallarda da çoğunluğun baskısı söz konusu değildir.
Bence burada davetiye şeklinden başka bulunabilecek bir çözüm de Köşk, davet, orduevi gibi mekan ve olaylarda kamu alanı tarifini yeniden gözden geçirmek olabilir.
Ki bu da zaman içinde sükûnetle, anlaşarak yapılmalıdır. Kavgayla, dayatmayla, popülist şovlarla değil!
Sezer-Chirac benzerliği
Biraz önce Kanal 7'den aradılar. Cuma akşamı Ahmet Hakan'ın programında "Resepsiyon krizi" tartışılacakmış. Gördüğünüz gibi maşallah hiç yapay kriz sıkıntısı çekmiyoruz
Haberin Devamı

