TV’deki 50 bin YTL ödüllü dansöz yarışmasına çok sayıda çocuklu ve boşanmış anne katılmış. Büyük ödülü alıp çocuklarıyla, sıkıntısız bir hayat kuracaklarını ümit ederek girmişler yarışmaya...
Sadece dansöz yarışması değil şantöz yarışması da yapsalar, dizi veya sinema oyunculuğu yarışması da yapsalar yine uzun kuyruklar oluşurdu.
Üç nedenle:
1) Türkiye’de artık bu işleri yapmak için bir yeteneğe, eğitime gerek kalmamıştır. Göbeğini sallayan dansöz, eline mikrofon alıp süslenen şantöz, konuşmayı bilen herkes aktör olabilmektedir. Ve halkımız da maalesef kalite aramadan, ayırım yapmadan onları izlemektedir.
2) Her an TV’lerde bunları izledikleri ve özendikleri için herkes dansöz, şarkıcı olmak istemektedir. Diğer meslekler önemini yitirmiştir.
3) Ahali kolay şöhret ve kolay paraya özendirildiği ve Türkiye’de herkes bir meslekte uzmanlaşmak yerine kolayca daldan dala atladığı için kolay para ilgi çekmektedir.
Oysa TV’lerin, medyanın topluma doğru mesajlar vermek, insanları ve özellikle gençleri bu meslekler dışında da, sadece görsel değil beyinsel olarak da başarıya götüren işler olduğunu anlatma, onlara özendirme görevi de vardır.
Onun için diyorum ki; yıllar böyle geçti... Ağustos Böceği gibi ekranlarda çalıp, oynadık, göbek sallayıp boş kahkahalar attık.
Reytingler hepsinde de süperdi. Hatta yapay aşk hikâyelerini; Ahu/Meriç, Caner/Tülin oyunlarını bile bol reytinglerle izlettiniz. Ama yetmez mi? Hangi ülke TV’leri bu haldedir ve sadece “reklâm” hesabına dayalı programcılık yürütmektedir?
Biraz da sevabına basit bilgi yarışmaları yapın. Ödülü 500 milyar olmasın da 50 milyon olsun. En azından “son haftaların önemli olaylarını” sorun, hafif genel kültür soruları sorun.
Veya sekreterleri, doktorları, bilgisayarcıları, mühendisleri, deprem uzmanlarını filân yarıştırın.
Biraz da bu mesleklere, okumaya, öğrenmeye yönlendirin.
Yoksa bu gidişle herkesi dansöz yapacaksınız!
Ne demokratik parti ama!
İşte “Partiler Yasası”nın neden bugüne kadar değişmediğinin, hiçbir iktidarın buna neden yanaşmadığının en güzel kanıtı.
Çünkü böylelikle MİLLETVEKİLİ milletin değil, PARTİNİN VEKİLİ oluyor. Onu millet değil, parti lideri ve parti seçiyor. O zaman da önce partide demokrasi olmuyor. Sonra ülkede...
Bugün hâlâ durum budur.
AKP kongresinde Başbakan Erdoğan’ın istediği tüzük değişiklikleri kabul edilmiş. Bu değişiklikler arasında “partililerin medyaya yaptığı açıklamalar, parti yöneticileri ve üyeleri hakkında basın yoluyla incitici beyanlarda bulunmanın” disiplin suçu sayılması ve partiden ihraç kararı alınabilmesi de var.
Yani lideri, diğer yöneticileri veya milletvekillerini tenkit etmek, eleştirmek, onlara aykırı görüş açıklamak bile incitici bulunabilir.
Benzer bir kural Ecevit’in DSP’sinde de vardı. O da adına yakışır şekilde çok demokratik (!) bir partiydi. Ama “ifade özgürlüğü”nü kendisi söz konusu olduğunda fazlasıyla savunan Tayyip Erdoğan için daha da şaşırtıcı bir çelişki.
Önce karikatüristlerle, gazetecilerle uğraştı. Dava açıp kazandığında mallarına haciz bile koydurttu. Şimdi sıra milletvekillerinde...
İşte Paşam Türkiye’de siyaset!
Bravo gönüllü ailelere!
17 aylık bir bebek olarak insan dışı yaratıkların insanlık dışı eylemlerine muhatap olan N.N.B’yi evlat edinmek için yurt içi ve yurt dışından 150 aile başvurmuş.
Aralarında bir ünlü sanatçı da varmış. Okuyunca gözlerim yaşardı; ayağa fırlayıp ‘Helâl olsun size’ diye bağırmışım.
Bir grup yaratığın (umarız ömür boyu içerde bu rezilliklerini uzun uzun düşünme imkânı bulurlar) mağdur ettiği bir bebeği gerçek insanlar koruma altına almak istiyorlar. Onu kendi evlâtları gibi büyütüp mutlu olmasını sağlamak istiyorlar.
“Gönüllü anneler” var bir de... Şu anda ailesinin yanında olan ama bakıma muhtaç 17 bin çocuğa yardım ediyorlar. 767 çocuk ise tümüyle onların koruması altındaymış.
Bu annelere çocuklar için 300-500 YTL. civarında bir ödeme yapılıyor, onu da hatırlatmış olayım. Ama tabii öncelikle çocuklara “gerçek anne”den farksız bir bakım, sonra da paranın büyük ölçüde çocuğa harcandığının makbuzları gerekiyor.
Bebeklere, çocuklara yardım eden, onlara bir dünya, bir yaşam sunan yürekli anneleri ve aileleri gönülden kutluyorum.
Ne mutlu onlara!

