Başbakan Erdoğan’a daveti biz yaptık; “Buyrun bir kez de bağımsız yazarların karşısına çıkın, ekranda onların sorularını cevaplayın” dedik, cevap gelmedi.
O yine damadının yönetici olduğu, satın alınması için hükümet üyelerinin defalarca Katar Şeyhi’ne taşındığı, iki devlet bankasından bugüne kadar benzeri görülmemiş yükseklikte kredi verilen (karşılığında yeterli teminat olmadan verildi ki gösterilen teminatın şu anda piyasa değeri çok düşmüştür) kanalı tercih etti. Haklıdır tabii, bu kadar çok haksızlığın, yolsuzluğun olduğu bir ülkede Başbakan’ın “terletmeyecek soruları, açıklamaları sıkı şekilde irdelemeyecek gazetecileri” tercih etmesi doğaldır.
Başbakan atv’de üç Sabah yazarının sorularını cevaplarken birçok “yanılmaca”ya da imza attı.
Örneğin; “Siyasal İslâm, İslâmi terör gibi kavramlar yanlıştır. İslâm’ı yozlaştırmaya kimsenin hakkı yok. Hanımefendi’nin (H. Clinton) AKP’yi ılımlı İslâm olarak görmemesi çok önemli, ben kendilerine müteşekkirim” sözleri...
Her ne kadar dünyada terör eylemleri hep Müslüman örgütler tarafından yapılmakta olduğu için maalesef terör ciddi şekilde İslâm’la özdeşleştirilmeye başlandıysa da elbette “İslâmi terör” deyiminin kullanılması masum Müslümanlara hakarettir.
Ama siyasal İslâm, İslâmcı gibi; dinin siyasete alet edilmesini anlatan deyimleri aynı sınıfa koyamayız. Zira İran’dan Pakistan’a, Endonezya’dan Malezya’ya ve şimdi Türkiye’ye kadar, Müslüman çoğunluklu ülkelerde yapılan budur ve Müslümanlığı siyasetlerine alet edenleri, dinî baskı rejimi isteyenleri de bu deyimler gayet iyi anlatmaktadır.
Kilit kelime; laiklik!
Başbakan’ın adeta miting konuşması gibi yaptığı sözüm ona söyleşide geçen “Türkiye’de halk Müslüman’dır, yönetim laiktir. Laik yönetimlerin görevi insanların inancını güvence altına almaktır” cümlesi de ilk bakışta doğru görünmekle beraber samimiyetten, gerçekten uzaktı. Yine kışkırtma kokuyordu...
Aslında bu sözden “Halkı Müslüman olan ülkede laik yönetime ne gerek var” anlamını da çıkarmak mümkün. Oysa laikliğin amacı vatandaşlarının hepsi Müslüman (veya başka dinden) olan ülkelerde de insanların iktidar eliyle din baskısına girmemesini, din ve inançları, ibadetleri konusunda özgür olmalarını sağlamaktır. Türk toplumunun hepsi değil çoğunluğu Müslüman’dır ama laiklik asıl böyle ülkelerde “çoğunluk bizde istediğimizi yaparız” baskısı olmasın diye daha çok önem taşır.
Yani laikliğin tek tarifi Başbakan’ın söylediği cümle değildir, asıl önemlisi “Baskının olmamasını, devletin de belli bir dine taraf olarak ayırımcılık yapmamasını sağlamak”tır.
Erdoğan, Hillary Clinton’ın AKP’yi “ılımlı İslâm partisi” olarak görmemesine memnun olmuş ama daha iki yıl önce Bush döneminde (sadece AKP’nin değil) Türkiye’nin dünyaya “ılımlı İslâm ülkesi” örneği olarak sunulduğunu unutmasın. H. Clinton, Türk basını o günden beri üstünde fazlasıyla duruyor diye durumu kurtardı sadece.
ABD’nin en etkili gazetelerinden Washington Post ise 17 Mart Salı günü ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’ye yapacağı ziyareti sert bir dille eleştirdi. “Şeriatı kucaklamak mı?” başlıklı yazı “Obama, Türkiye’yi sistematik bir biçimde Atatürk’ün laik geleneğinden uzaklaştıran ve ülkeyi İslâmlaştırma yoluna sokan bir hükümete hürmet etmek zorunda kalacak” diyordu. (Buradaki “İslâmlaşma yolu” ile “dindarlaşma” değil, İranlaşma, S. Arabistanlaşma kastediliyor.)
Erdoğan derin konuları yüzeysel hale getirmekte ve popülist bir dille halka sunmakta çok usta... Ama acaba bugüne kadar kendisini destekleyen Batı basını neden şimdi eleştiriyor ve Türkiye’nin yönünü değiştirdiğini söylüyor düşünmesi lazım!
Tabii milletin de!
(NOT: Sevgili okurlar, dünkü “Aç gözlerini ey halkım” başlıklı yazımda bir öğrenciyle ilgili olarak 50-60 TL yerine yanlışlıkla 50-60.000 TL yazılmış. Hala bu para değişikliklerine alışamadım, özürlerimle düzeltiyorum.)
“Şeriatı mı kucaklayacaksın?”
Haberin Devamı

