Herkes konuştu. Hiçbir konuda doğrularımızla yanlışlarımızı tam olarak ayıramadığımız, çıkarlarımızın nerede olduğuna karar veremediğimiz ve elbette en önemlisi hiç birimiz diğerinin samimiyetine, iyi niyetine güvenemediği için (bunda kimse haksız değil, artık toplumda paranoya boyutunda bir güvensizlik söz konusu) yine her kafadan başka bir ses çıktı.
Sonuç; toplum ve devlet ikiye bölündü. Bir yanda "Annan"cılar, diğer yanda Salih Memecan'ın deyimiyle "Senin Annan güzel mi"ciler (yani Denktaş'çılar).
Ben "durumu tam olarak kavrayamayıp ortada kalıcılar" danım. Anlamıyorum abicim.
Yaşadığım sürece bir Kıbrıs meselesidir dinledim durdum. "Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır" la başlayıp Rumlar'ın yaptığı; kanlı küvetlerde bebekler dahil aile katliamı görüntülerinin arkasından savaşlarla devam eden, savaş sonrasında Türkiye'den giden Türklere düşman gibi bakarak "rahatımızı bozdunuz, biz birarada ne güzel yaşıyorduk" diyen Kıbrıs Türklerinin şokuyla süren ve bugünlere ulaşan bir anılar ve izlenimler silsilesi.
Şu anda ise "Kıbrıs sorundur, sorun kalacaktır" noktasındayız. "Hangisi doğru"nun cevabını bulmak için siyasetçiler, STK'lar, ordu mensuplan toplantı üstüne toplantı ve Kıbrıs seyahatleri yapıyorlar.
Biz de toplumun üyeleri, kim daha çok gaza getirirse ona katılıp görüş bildiriyoruz veya gövde gösterilerine destek veriyoruz...
Peki "doğru" nedir? Hele de Kenan Evren'in değerli vecizeleri arasında en üst sırada tırnak kapan, tırnak içinde "Biz zaten ilerde pazarlık şansı olsun diye fazladan yer almıştık" sözünden sonra "doğru" nedir?
Bu sorunun cevabına Kıbrıs Savaşı gazilerinin epeyce kafa yormuş olacağını düşünerek onlarla konuştum. Savaşta bombalanan Kocatepe gemisinin yanındaki Adatepe'de bulunan subaylarla...
"Türkiye 50 yılda 50 kez politika değiştirdi. Rauf Denktaş'ın da çözüm yolunda hiçbir zaman olumlu bir katkısı olduğu söylenemez, yani bizim bugünkü sıkıntılı noktada önemli rolümüz var ama..." diye başlıyorlar söze...
"Eğer Kıbrıs Türk kesimi bunca yıl sonra Rumların esiri olacaksa Kıbrıs Harekâtı neden yapıldı? Türkiye bunca yıldır o kadar bedeli neden ödedi? Bugün Türkiye'ye -sözüm ona- zeytin dalı uzatanlar, asıl suçlu olan Rumlar iken, savaşı onlar başlatmışken neden 1974'ten bu yana KKTC'ye ambargo uyguladılar.
Asıl sorun yer vermek, yer almak değil iki kesime "eşit haklar" verilmesi. Rumlar buna yanaşmıyor ve AB; aç insanın önüne pasta sürer gibi ağır istekleri dayatıyor. Şu anda bile Türklere karşı büyük çoğunlukta olan Rumlara bir 100 bin daha ilave yapılarak Ada tamamen Rumlaştırılacak.
Avrupa Birliği Kıbrıs'la Orta Doğu'da bir kale sahibi olacak, bütün isteği bu. Yani sorun hem çıkar, hem de onur meselesi haline geldi. Türkiye ekonomik güçsüzlüğü nedeniyle, AB'ye bağımlılığı nedeniyle hata yapmamalı..."
İşte böyle diyorlar. Farkında mısınız bilmem, durum her zamanki gibi: iki ucu şeyli değnek!
Power FM'i üzmüşüm
29 Ocak Çarşamba benim "yanlış anlaşılma günü" mdü. Önce birkaç okurumdan beni hayretlere garkeden mailler geldi.
Yazımın içinde yer alan 'Ne demişler?' köşesindeki "Asla unutmayın; zaman para demektir" sözüne itiraz ediyor, Benjamin Franklin in bu sözünü yazdığıma göre benim de aynı düşüncede olduğuma inanıyor ve kızgınlıklarını belirtiyorlar.
Yazdığım yazıların herkesin hoşuna gitmesini beklemiyorum tabiî, bilinen gerçektir "yaptıklarınız hiç tenkit almıyor, herkes tarafından beğeniliyorsa pek önemli birşey yapmıyorsunuz demektir"... Kanayan yaralara parmak bastığınızda mutlaka birilerinin canmı da yakarsınız, etkinin tepkisi olur. Bunları bilerek yazıyoruz.
Buradaki durum ise aslında garip. Zaman kaybının önemini belirtmek için söylenmiş bu sözün hemen hemen aynısı "Vakit nakittir" olarak bizim atasözlerimiz arasında yer alır. Herkesin bildiği bir gerçeğe tepki niye?
Herneyse, bu cevabı bizim atasözünü hatırlatmak için yazdım, anlamsız tepkilere de önem verdiğim düşünülmesin.
Power FM'le ilgili olarak Cem Hakko'nun gönderdiği yazı ise beni üzdü. Cem Ceminay'ın çok uzun süre çalıştığı Power FM'den ayrıldığını duyunca 'onun programlarını kaçırmam, şimdi sabah erkenden uyanmam gerekecek' diye yazmıştım. Sevgili Cem Hakko her zamanki zarif üslubuyla yazdığı mektupta bu yazıma üzüldüğünü, böyle değişikliklerin doğal, markaların ise kalıcı olduğunu anlatıyor ve "Siz çok okunan bir yazarsınız. Okurlarınızı yönlerdirdiğinizde bize, emeklerimize ve çok kıymetli diğer Power FM ekibine haksızlık oldu gibi geldi bana" diyor.
İşte bu "yanlış anlaşılma"ya üzüldüm. Bugüne kadar birçok yazımda Power FM'in sürekli dinleyicisi olduğumu, en beğendiğim radyo istasyonu olduğunu, özenli programcılık anlayışını takdir ettiğimi defalarca yazdığım gibi, o yazımda da bunun aksi birşey söylemedim. Cem Ceminay'ın programlarını nerede olursa olsun izleyeceğimi belirterek, birdenbire nereye kaybolduğunu merak eden sevenlerine de haber verdim. Hepsi bu.
Ben elbette Power FM'i dinlemeye aynen devam ediyorum. Kaliteli, güvenilir, sanat, kültür, haber, her konuda en son 'radyoculuk' anlayışıyla yayın yapan bir kanaldan niye vazgeçeyim ki?
Niye vazgeçeyim ki Cem?
Senin Annan güzel mi?
Herkes konuştu. Sonuç; toplum ve devlet ikiye bölündü. Bir yanda "Annan"cılar, diğer yanda Salih Memecan'ın deyimiyle "Senin Annan güzel mi"ciler
Haberin Devamı

