Seni beğeniyorum!

Nasıl da korkardık ondan.. Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi'ndeydik. Son derece disiplinli, ciddi ve zaman kaybından hiç hoşlanmayan biri olduğu için dersini kaynatma şansımız olmazdı

Haberin Devamı

Nasıl da korkardık ondan.. Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi'ndeydik. Son derece disiplinli, ciddi ve zaman kaybından hiç hoşlanmayan biri olduğu için dersini kaynatma şansımız olmazdı.

İnce, kahverengi yay şeklindeki kaşlarını kaldırıp bana bakarak "Sen söyle Ruhat" diyecek diye ödüm kopardı. Görünmez olmak isterdim oturduğum yerde ama tam aksine gözünün hizasındaydım ve her seferinde görürdü.

Ezberlemekten hoşlanmadığım tarihleri ezberlemek, bir sürü savaşı detaylarıyla, neredeyse komutanlarının çizmesinin rengine kadar öğrenmek, nottan çok bu korku adına mümkün olmuştu benim için.

Tatlı sertti Ayşe Hocam. Lise eğitimimde unutamadığım öğretmenlerimden biri oldu. Mezuniyetten bu yana sadece iki kez karşılaştık. Sonuncusu bu yıl olmak üzere...

Yıllar sonra öğretmenimi görmek ne hoş bir duyguydu. Üstelik artık korkmuyordum da ondan.

"Benden korktuğunu yazmıştın, aşkolsun" dedi "Ben korkulacak bir öğretmen miydim?"

Liseye geri dönmüştük sanki, "Eyvah, demek yazmışım" diye düşünürken çekingen bir sesle "Evet hocam, korkardık sizden" dedim. Kahkahalarla gülmeye başladı. Muzip gözleri "O bir imajdı, çalışmanız için gerekli bir imaj" der gibi geldi bana.. Birbirimize sevgiyle gülümsedik.

Aylar geçti aradan. İki gün önce aradı Ayşe Hocam. Hâlâ beni ve yıllarca aynı okulda hem öğretmenlik, hem arkadaşlık yaptıkları annemi görmenin onu nasıl sevindirdiğinden söz ediyordu. Bir ara durdu ve "Aferin Ruhat" dedi "yaptıklarını, yazdıklarını beğeniyorum. Bana yazılarını zevkle okutuyorsun, çok da yararlı bilgiler veriyorsun, 'ne çok şey biliyor benim kızım' diyorum" dedi. Kızardığımı hissettim, tarih hocam tarihle ilgili yazılarımı da okuyor ve beğeniyordu demek. Bir yazar için ne güzel bir duygu bu bilseniz. En zor beğenecek, en zor etkilenecek olan "okuruna" bile beğendirebilmek..

'Biz iyi yetiştik hocam' diye cevap verdim, 'sizin gibi iyi öğretmenler yetiştirdi bizi, başarımızda emeğiniz, alın teriniz var'...

"Öyle mi sence?" diye sordu fısıltıyla. Onu görmüyordum ama gözlerinin yaşardığını hissettim.

'Sizi seviyorum' dedim. 'Bayramınız kutlu olsun!'

Bayram ve Gazeteci!
Dün bayramın ilk günüydü ve ben sizinle olamadım. Merak edenleriniz olmuştur eminim, zira artık aralıksız yazıyorum. Haftada beş gün olarak başlamıştım VATAN'da ama kendimi çarka kaptırınca hızımı alamayarak durmadan yazmaya başladım.

Ne Pazar vardır, ne bayram, ne de tatil bu işte. Her günkü programınız bellidir, onun dışındaki işlerinizi, görevlerinizi hep dakikaları ölçerek, sayarak yapar, zamanla yarışır durursunuz. Ama bu mesleğe gönül vermiş olanlar, yani gazeteci doğanlar bundan şikâyet etmezler.

Etmezler çünkü yazmak yaşamaktır, nefes almaktır, okurlarıyla her gün yeniden hayat bulmaktır onlar için. Benim için de böyle. Nefes alamıyorum, mutlu olamıyorum bir gün bile yazmasam. Eksik kalıyor bir şeyler hep!

Ancak çok yorulduğumda veya önemli bir başka nedenle ara veriyorum bilmiş olun.. Bu kez önemli nedenim doğum günümdü. 13 Kasım, yani bayram arifesi.

Birkaç günlüğüne Londra'dayım. Malûm tiyatro sezonu başladı ve her ne kadar Türkiye şartlarında bu "Yok artık, tiyatro için de gidilir miymiş" gibi dursa da benim için -eğitimimin bir kısmını da geçirdiğim- İngiltere sonbaharda, bazen yılbaşında 'fırsat varsa kaçırılmayacak' bir tercihtir. Hem tiyatro, hem her konudaki yenilikleri gözlemek, dışarda neler oluyor yakından izlemek ve ufkumu genişletmek için de gerekli bir tercih.

Hoş sürprizlerle dolu doğum günümü size anlatacağım. Belki yarın, belki daha sonra. Şimdi öncelikle hepinizin Ramazan Bayramı'nı en iyi dileklerimle kutluyorum.

İnşallah bundan sonraki bayramlarımızı daha da huzurlu, güvenli, adil, mutlu bir toplum olarak geçiririz.

Buna kavuşmak için hepimiz elimizden gelen katkıyı yapmaktan geri kalmayacağız.

Gönlünüzü ferah tutun, mutlu bayramlar!

DİĞER YENİ YAZILAR