Abdüllatif Şener geçen dönem AKP’nin en önemli isimlerinden biriyken ve aynı zamanda Tayyip Erdoğan’ın da en yakınındaki isimlerden biriyken ani bir kararla siyaseti bıraktı. Geçen Pazar günü VATAN’da çıkan röportajında ise gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken şeyler söyledi.
Türkiye’de alışılagelmiş ve “değiştik, şeffaf olacağız, demokrat olacağız” diyenlerin de, muhalefetin de hiç mi hiç değiştirmediği siyaset tarzının ülkeye ne kadar zarar verdiği, zaman kaybettirdiği bunlardan biriydi.
Ama bence en önemlisi kendisi hakkında medyada çıkan haberlerin, yaptığı konuşmaların veya davranışlarının Başbakan Erdoğan’ı ne kadar rahatsız ettiği, hatta bunları zaman zaman dile getirdiği idi.
Bu açıklama AKP içinde de aykırı hiçbir görüşün çıkamayacağını, parti yönetimi tarafından verilen kararların asla eleştirilemeyeceğini, kısacası “parti içi demokrasi”nin (diğer bazı partilerdeki gibi) olmadığını gösteriyor. Aynı durum örneğin CHP içinde de mevcut. Genel Başkan’la aynı görüşte olmayanların tek çaresi var; istifa etmek.
Böyle bir Meclis’e demokrat, böyle bir rejime demokrasi denebilir mi, tabii ki hayır.
O zaman gerçekten yapacak tek şey var; toplumun tüm gücüyle bu sistemin ARTIK değişmesi için uğraşması.
Meclis demokrasi için uyum yasaları çıkaracağına önce kendini demokrat hale getirmek zorunda... Ve dikkat ettiğiniz gibi ne iktidar, ne muhalefet “Siyasi Partiler Yasası”nı ve Seçim Yasası’nı ağzına bile almıyor.
Çünkü liderler padişahlık düzeninden çok memnunlar. Milletvekili listelerini tek başlarına yazmaktan da...
Afedersiniz ama o zaman 550 süs vekiline, o kadar masrafa, ömür boyu ödenecek maaşlara ne gerek var?
Oturtalım liderleri karşı karşıya, hatta zaten şimdi muhalefete de gerek kalmadığına (!) göre tek lideri ve hükümeti oturtalım kararları alsınlar.
Onların demokrasicilik oynamasının ceremesini en azından biz çekmemiş oluruz. Cebimizden ödenen paralar da başka şeylere harcanır.
Aksi takdirde el birliğiyle, sık sık hatırlatarak (bunu özellikle “daha demokrat”, hatta “en demokrat” arkadaşlardan bekleyerek) değiştirtelim şu kanunları... Ne zamana kadar “ağzına vur, lokmasını al” bir toplum olarak kalacağız ki?
(Not: Şener bu konuşmasıyla şimdi de başka birilerini (örneğin Nazlı Ilıcak) kızdırdı. Oysa onun bir parti içindeyken özgürce söylemesi gereken ama söylemediği, söyleyince liderini kızdırdığı görüşlerini, tepkilerini şimdi duyurmasına kim ne diyebilir ki? Yoksa “normal vatandaşın ifade özgürlüğü” de parti içi demokratik özgürlüğe (!) mi döndü?)
Kadın gazeteciye resmî gezi yasak mı?
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün uçağında Strasburg’a giden gazetecilerin mutlu mesut fotoğrafına bakıyorum. Başbakan Erdoğan’ın KADER Başkanı’na “Türkiye’de şu anda yeterince kadın erkek eşitliği var, hak istiyorsan neden kendin alamıyorsun” sözleri geliyor aklıma, çünkü uçaktaki gazetecilerin hepsi erkek...
Aynı durum Başbakan’la birlikte resmi gezilere katılan gazeteciler için de geçerli, sanki bu ülkenin o erkek gazeteciler kadar iyi kadın gazetecisi yok... Ben iddia ediyorum; VAR! Hatta daha iyisi bile var.
O zaman bu erkek torpili niye? Madem ki böyle bir torpil açıkça ortadadır o zaman örneğin bu gezilerde de bir “kadın gazeteci/yazar KOTASI”na ihtiyaç yok mu? Sormaya hakkımız yok mu?
Bu sorunun cevabını da Sayın Cumhurbaşkanı ile Başbakan’dan rica edeceğim. Lütfen danışmanları kendilerine iletsinler (seyahatler nedeniyle), bu cevabı duymak hakkımızdır. Ama “SİZ” hitabıyla rica edeceğiz.
Aksi takdirde Uçan Süpürge’den Halime Güner’in Cumhurbaşkanı Gül’e Köşk’te söylediği (ve TV’de tekrarladığı); “Siz buradasınız, eşiniz yandaki odada” sözleri anlamsız kalacak.
Bakın erkekler orada, biz burada, şu ana kadar kimse rahatsız olmadı. Bayan Gül’ün, Bayan Erdoğan’ın da ne Meclis’teki eşitsizlikten, ne uçaklardaki durumlardan rahatsızlığını hiç duymadık.
Bundan sonra da olacağını sanmıyorum.
Hep birlikte göreceğiz. Ama Bakanlar Kurulu gibi vitrin olarak bir iki kadına da razı değiliz.
“Yeterli eşitlik var” bu ülkede, neden olalım ki?
Uçaklarda bazı gazeteler neden yok?
THY ile her uçuşumda benim dikkatimi çekiyor, bu konuda tepki mektupları da alıyorum.
Türk Hava Yolları devlete ait ve bu uçaklarda son birkaç yıldır (şu anda daha da belirgin oldu) Yeni Şafak, Zaman, Star, Tercüman gibi iktidarın sevdiği gazeteler bol bol bulunur ve asla bitmezken diğerleri nedense ya birkaç tane konuyor ve hemen bitiyor veya hiç konmuyor.
Meselâ benim VATAN’ı şimdiye kadar hiçbir uçuşta bulmam mümkün olmadı, aynı şeyi başkaları da söylüyor.
Devletin tüm vatandaşlarına olduğu gibi tüm basınına da eşit haklar vermesi gerekir. Hangi nedenle yaptığı belli olmayan, çoğu bedava dağıtıldığı için tirajı şişirilmiş bazı gazetelere ayrımcılık yapmadığını THY eliyle öğrenmek istiyorum.
Mümkünse tabii!

