Başbakan Erdoğan daha önce onlarca kez “Ben BOP’un eşbaşkanıyım” diyerek övündüğü ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi”nin şimdi vefat ettiğini haber veriyor bize... Ve “Sen BOP’un ne demek olduğunu biliyor musun” diye soruyor.
Bize... BOP’un ne demek olduğunu, ABD’nin Ortadoğu’ya vermek istediği şekil için Türkiye’ye biçtiği “Ilımlı İslâm ülkesi” rolünü, bunu ve “AB’ye girmeyin, sizin yeriniz dini de kültürü de size benzeyen Arap ülkeleridir” diyen Huntington’la başlayarak Richard Hollbrooke’un “İşte dünyanın iki ılımlı İslam ülkesi: Malezya ve Türkiye” açıklamasıyla Türkiye’ye kakalanmak istenen yeni rejimi kendisine aylar, yıllar önce anlatmaya çalışanlara... Ki o Ilımlı İslâm örneği Malezya Hollbrooke’un bu müthiş ifşaatından kısa süre sonra birkaç gün içinde ‘laiklikten şeriata geçtiğini’ dünyaya açıklayıvermiş, Türkiye’yi gerçekte “Dünyanın tek laik-demokratik rejime sahip Müslüman çoğunluklu ülkesi”, Hollboore’a göre ise “Tek ılımlı İslam ülkesi” olarak bırakacak şekilde rejimini tümüyle dönüştürmüştür.
Şimdi Başbakan “Sen BOP’un ne demek olduğunu biliyor musun” diye soruyor. ‘Biz çok uzun süredir biliyoruz, ya siz’ demek ne cevap verecek acaba?
Cevabı “biliyor musun” sorusundan sonra şöyle gelmiş: “BOP bölgeye barışı, insan haklarını, kadın haklarını ve demokrasi getirmek için hayata geçirilmiş bir projeydi. Biz bu projede görev almayı bölge barışı için istedik. Tayyip Erdoğan’ın attığı bir imza yoktur, sadece insanî olarak üstlenilmiş bir görevdir. BOP doğmadan ölmüş bir projedir.”
İyi ki doğmadan ölmüş bir proje oldu da Türkiye ABD işgüzarlarının masa başında parmaklarını veya ellerindeki sopaları Ortadoğu haritasına uzatarak verdikleri kararın, “Fas’tan Orta Asya’ya kadar 24 ülkenin sınırlarını ve rejimlerini” değiştirme, sözüm ona Türkiye’yi de din diktatörlüğüyle yönetilen, radikal dinci baskılarla ve şiddetle özdeşleşen ülkelere örnek bir Ilımlı İslâm Cumhuriyeti haline getirme plânlarından kurtardı. Ilımlı İslam diye laik rejimi dönüştürmeye, laikliğin dibini kazmaya başladıklarında Malezya’nın kaderinden kurtulmanın imkansız olduğu ortada... Türkiye bugünkü rejimiyle zaten diğer İslam ülkelerine örnek bir durumda... Ne istiyorsunuz Türkiye’den?
BOP, mop diye alengirli isimler koyarak neden aldatıyorsunuz?
Ne barışı, olay paranoya önlemi!
Başbakan BOP eşbaşkanı olmayı “bölge barışı” için istediğini, “insani bir görev üstlendiğini” söylüyor. BOP’un anlamının bu olmadığını anlamak için sadece “Medeniyetler Çatışması” kitabını okuması, Huntington’un masum bir yazar değil ABD’nin resmi görevlisi olduğunu, BOP planının ise “11 Eylül İkiz Kuleler Saldırısı” ndan sonra ve yalnızca ABD’nin güvenliğini sağlamak, Amerika’yı paranoyadan kurtarmak üzere, dinci terör korkusunu bertaraf etmek için ortaya çıktığını hatırlaması yeter.
İnsanî görev üstlenmeye gelince... Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanıdır ve kişisel görüşlerle, isteklerle karar verme hakkı yoktur. “Eşbaşkan” olmayı kabul etmeden önce BOP’un ne olduğunu kendisinin öğrenmesi bir numaralı göreviydi. Başbakanlar özür dilemeyi de bilmeli. Haydi Deniz Feneri, diğer yolsuzluklar, Gazze başarısızlığı konusunda dilenmedi, hiç değilse BOP’da dürüst olalım. Milletin “yutma ve hazım yeteneğinin” de bir sınırı var yani!
Okullarda Filistin için saygı duruşu
Dün bir veliden, bir anneden aldığım mektup şöyle diyordu: “Bu sabah Milli Eğitim Bakanı’nın yeni bir sürpriziyle karşı karşıya kaldım ve şok oldum. Okullarda Filistin’de ölen çocuklar adına saygı duruşunda bulunulması için genelge yayınlanmış. Bir anne ve insan olarak yaşanan drama çok çok üzülmekle beraber bu yapılanı okulların siyasete karıştırılması olarak görmekteyim. Bu konuyu aynı okulun içinde beraber okuduğu Yahudi arkadaşları ile aralarında sorun yaratmayacak şekilde algılayacak bir yaşta değiller. Oradaki çocuklar doğal afet sonucu ölmüyor. Siyasi ve ekonomik çıkarlar nedeniyle çıkarılmış bir savaşın sonucunda ölen çocuklar için saygı duruşunda bulunmak taraf olmak anlamındadır ve çocuklar bu siyasete alet edilemez, bu yönde bir eyleme zorlanamaz.”
Ne kadar haklı olduğunu görebiliyor muyuz acaba? Biz yıllardır PKK terörü altında binlerce gencimizi, çocuğumuzu, aileleri yitirirken herhangi bir ülkede saygı duruşu yapıldığını gördük mü?
Ayrıca BM’nin aldığı ateşkes kararının hem İsrail, hem de Hamas tarafından reddedildiği biliniyor. Yani ölen çocuklardan bizzat Hamas’ın kendisi de sorumlu ve savaşın devamını istiyor. O çocuklara karşı bizim kadar üzüntü duymuyor. Bu durumda bizimki Türkiye’nin aşırı Hamas destekçisi görünerek yaptığı hatanın, “kraldan çok kralcı” olmanın yanında bir de öğrencilerimizi siyasi taraf yapmak değil midir?
Milli Eğitim Bakanı da bakan olduğunu unutup “kişisel insanî kararlarını” okullara mı uygulatıyor?

