Sen-ben, siz-biz!

Ahmet Uğurlu'nun bir zamanlar TV'de gösterilen 'İstanbul Hikayeleri'nde söylediği bir şarkı vardı. Ne o oyunların güzelliğini unutabilirim ne de Ahmet Uğurlu'nun o oyunlarda sergilediği sanatı..

Haberin Devamı

Ahmet Uğurlu'nun bir zamanlar TV'de gösterilen 'İstanbul Hikayeleri'nde söylediği bir şarkı vardı. Ne o oyunların güzelliğini unutabilirim ne de Ahmet Uğurlu'nun o oyunlarda sergilediği sanatı..

"Bu kafayı değiştirin siz, siz artık, bu kafayı değiştirin" diyordu şarkı. O gün bugündür ne zaman değişmesi gereken bir kafayla karşılaşsam bu şarkıyı söylemeye başlarım.

İşte yine aynı şarkıda buldum kendimi. Kısa süre önce Almanya'da Schröder, Başbakan Erdoğan'a "sen" diye hitap edince bizim Büyükelçi tercümana "Başbakanımıza 'sen' dedi. Lütfen bunu belirtin" demiş.

Başbakan'ın her yurtdışı seyahatinde aynı 'sensiz' hikâyesi gündeme geliyor. Adı kompleks, hem de aşağılık kompleksi değilse nedir bunun?

"O başbakan bize 'sen' diye hitap etti", "Öbür başbakan bizimle samimi oldu", "Diğeri karşımızda ayak ayak üstüne atmadı (veya attı)", her mimik, her jest bir olay.

Schröder'in "siz" yerine "sen" demesi ise aslında başka bir olay. Almanya'da yaşayan Türklerle konuştum ve onlara bu konuyu sordum. Zira örneğin İngilizce'de 'sen-siz' ayırımı olmamasına rağmen biz bu dildeki konuşmalan bile "senli-benli" şeklinde yansıtabiliyoruz.

Diplomatik dilde, o görüşmeler iki şahıs değil, iki ülke arasında yapılmakta olduğundan, siyasetçiler arasındaki samimiyet derecesi ne olursa olsun diyaloglarda "siz" kullanılır. Haydi bunu geçtik, Alman dilini iyi bilenler "Bu çok ince bir ayrıntıdır, Almanya'da eğer iki kişi aralarında karar vermemişse, önceden sorulmamış ve anlaşma üzerine kadeh tokuşturulmamışsa bir tarafın 'sen' demeye başlaması küçümsemedir, hakaret olarak bile algılanabilir" diyorlar. Hatta birçok kimse "sen"i "siz" diye düzeltirmiş böyle durumlarda.

Büyükelçimizin bu yerel gelenekten haberi yok mu acaba? Artık AB üyesi ülkeler arasına katılmanın eşiğindeyiz. Kendimizi bu komplekslerden, detaylardan, lüzumsuz popülizm gayretlerinden kurtarmamızın zamanı gelmedi mi?

Not: Alman siyasetçilerin Türklere gösterdiği samimiyette, onlarla yakın arkadaş olan Vural Öger'in yaptığı kulis faaliyetlerinin de hakkını vermek lazım. Senelerdir AB için 'tek kişilik heyet' gibi çalışıyor.

Estetikte müthiş gelişme...
Erkeklere burun estetiği yapmam çünkü bunu yaptıran erkek cinsel açıdan sorunludur" türünden garip açıklamalar yapan bir doktorla ilgili yazımı hatırlayacaksınız.

Bu yazıdan hemen sonra birkaç plastik cerrahi uzmanından aynı açıklamalara itirazlar geldi.

"Her yerde açıklamaları çıkmaya başladı ama bu doktorun plastik cerrah olup olmadığını bilmiyoruz. Ankara Bilkent Üniversitesi Konferans Salonu'nda yapılan Plastik Cerrahi Kongresi'nde de kendisini orada görmedik. Bilimsel olmayan bu tür konuşmalar doktor ve hasta açısından büyük sorunlar yaratıyor" diyorlar.

Onların da tekrarladığı gibi artık Türkiye'de ve diğer ülkelerde plastik cerrahlar erkeğe de, kadına da -gerekiyorsa- her tür ameliyatı yapıyor. Hatta çocuklara da...

Kısa süre önce, Türkiye'de plastik cerrahi operasyonlarının öncülerinden biri olan Prof. Dr. Onur Erol'un kliniği ONEP'te bir toplantıya katıldım.

Mucize gibi!
Giderken pek ilgimi çekmeyeceğini düşünmüştüm ama tam aksine müthiş bir deneyimdi gördüklerim.

Onur Erol ve kendisi gibi doktor olan eşi Sevinç Erol, aralarında ortodontist, genetik doktoru, 'burun-boğaz'cı, konuşma terapisti, çocuk doktoru (bazen beyin cerrahı da) bulunan kalabalık bir doktor grubu ile birlikte bir 'Dudak-Damak Yarığı Konseyi' oluşturmuşlar.

1989 yılından beri bu problemle doğan çocukları dizi operasyonlar ve tedavilerle normale döndürüyorlar, imkânı olmayan ailelerden para da almayarak.

Birkaç saat içinde gördüğüm, güzel yüzü ağız ve çenenin görüntüsüyle tamamen bozulmuş kız-erkek çok sayıda bebek ve çocuk bana bu sorunun ve çözümünün önemini fazlasıyla anlattı.

Hacettepe Üniversitesi'nin bir araştırmasına göre Türkiye'de her gün 3-4 çocuk dudak-damak yarığıyla doğuyor, yani ciddi bir sağlık sorunu. Ve bu çocukların tedavi edilmeden sosyal yaşama katılmaları neredeyse imkânsız. Tedavi edilmediği takdirde sadece çene değil yüzün tüm yapısı bozuluyor. Konuşma, yeme ve diş problemleri başlıyor.

Çocuklarınızda dudak-damak yarığı varsa tedavisi uzun ve sabır isteyen bir tedavi ama çoğunda sonuç başarılı...

ONEP TEL: 0212-283 63 78

ONEP FAX: 0212-283 90 22

DİĞER YENİ YAZILAR