“Sembolik jest”miş!!

Haberin Devamı

Demokratlık sadece iktidarı poh pohlamak veya her fırsatta devlete suç bulmak, tepki göstermekle olmuyor tabii... Ortada akıl almaz bir insanlık suçu varsa bu suçu kınamak, onunla ilgili olarak gerekeni yapmak da gerekiyor.
Bir yöneticinin “Ortada insanlıkla ilgili bir durum (yani insanlık suçu, R.M.) var” açıklamasından sonra “bu yazar yazılarına devam edecek” demesiyle bir hakimin “ortada şahsa ve insanlığa karşı ciddi bir suç var ama yine de suçlu serbesttir” demesi arasında fark yoktur.
Bundan sonra karşılaşacağı herkesin kendisini “bir kavanoz dışkı”yla özdeşleştirmesi bir “canlı” için yeterli cezadır aslında ama duyguları olan bir canlıdan söz ediyoruz tabii...
Sevan Nişanyan olayı “feminizmle ilgili bir konu” gibi gösterilerek adeta hafifletilmeye çalışılıyor. Bu bir “kadın” sorunu değil, gerçekten bir “insanlık” sorunudur oysa... Bir insana uygulanan bu boyutta psikolojik şiddetin, toplum içinde bu çapta aşağılayıcı bir olayın, kol bacak kırmaktan, hastanelik etmekten hiç farkı yoktur.
Nişanyan yaptığı şiddeti “sembolik jest” olarak adlandırıyormuş. Pek güzel, pek münasip doğrusu!!
Bazı batı ülkelerinde trafik suçu işleyenlerin boynuna suçu anlatan bir tabela asıp toplum içinde sokaklarda dolaştırıyorlar. Tabelayı görenlerin yüz ifadesi, hakaretleri, görünmeyen tükrükleri iyi bir ceza oluyor.
Keşke bizde de Nişanyan’a (ve onun gibilere) böyle bir ceza verilse.
Ya da, daha iyisi “sembolik jest”e aynı jestle karşılık veren, kafasından aşağı “bir dışkı kavanozunu boca eden” bir sembolik (!) ceza... Bu da TV’lerde gösterilse...
Öyle görünüyor ki ancak o zaman Nişanyan yaptığının ne olduğunu anlayabilir... Yine de tam emin olmayalım...
Fiziksel gücünden yararlanarak kadınlara şiddet uygulayan erkekler aslında ne zavallı göründüklerini bir bilseler!

*****


Demokratları duyalım lütfen!

Dikkat edelim; Karabük’teki konferansın konusu “sanat ve edebiyat” değil, önce “Kentleşme, Sanayi” sonra “Edebiyat”...
Konuşan bir yazar ve konuşması içinde “iktidarın enerji politikasına” değiniyor, eleştiriyor.
AKP’li Belediye Başkanı Hüseyin Erer ise hemen yerinden kalkıyor, yazar Latife Tekin’in önüne geliyor ve “Benim paramla böyle konuşamazsınız, siyaset yapamazsınız” diyerek Tekin’i susturuyor, o da “özgürce konuşamayacaksam giderim, eleştiriye açık olun” diyerek konferansı terk ediyor.
Kendisiyle ilgili konularda “milletin dediği olur” teranesini dilinden düşürmeyen, devamlı “daha çok demokrasi” isteyen bir partinin belediye başkanı “o milletin parası”na “benim param” diyor. “Milletin sesi” bir yazarın eleştirisine katlanamayarak onu susturuyor.
Yani demokrasi buraya kadar... İktidar ne kadarına izin verirse herkese o kadar demokrasi demek ki...
Ben merakla bekliyorum bakalım “daha çok demokrasi, daha çok özgürlük”ten söz etmeden tek bir gün geçirmeyenlerden kaçı Latife Tekin’in susturulması olayını yorumlayacaklar.
Turnusol kağıdı gibi durumlardır bunlar, anında renginizi belli eder!

DİĞER YENİ YAZILAR