Selahattin Duman’ın askerleri!

Çok severim yazılarını çok... Bazılarına öyle gülerim ki hızımı alamayıp bir kere de ben alıntı yaparım

Haberin Devamı

Çok severim yazılarını çok... Bazılarına öyle gülerim ki hızımı alamayıp bir kere de ben alıntı yaparım.

Yalnız zeki ve esprili değil, bu yönüyle de dalga geçmesine rağmen sıkı bir entelektüeldir Selahattin Duman. Esaslı bir hafıza ve bilgi birikimine sahiptir. Öyle olmasa bu kadar zevkle okunmazdı zaten...

Ama gel gör ki kendisini de çok sevmeme rağmen bazen aramız bozuluyor yazıları nedeniyle... Güzel güzel giderken ya kadınlara dayakla ilgili bir şey yazıyor veya iki gün önce yaptığı gibi gazetecilere... Ben dayanamayıp bir yazı döşeniyorum ve aramızda kar yağışı başlıyor. Aynen biraz sonra olacağı gibi...

“Neco’yu tanırım” diye başlayıp (yazının ortasından söz ediyorum aslında) onun gazetecilere “döverim, söverim” demesini bir savunmuş, bir savunmuş okurken rüya olmadığını anlamak için kendimi çimdiklemek zorunda kaldım.

SUÇLU KİM?
- Magazin gazetecilerini “suçlu” buluyor...

- Neco gibi istese her TV programına çıkıp derdini anlatabilecek ünlü bir ismi “savunmasız” buluyor.

- “Neco’nun imajına gelecek hasar yüzünden kayıplarını karşılayacak kimse olmadığına” inanıyor.

- Bazı durumlarda gazetecileri bırakın dövmeyi “elini kana bulamanın”, “katil olmanın”, “kan dökmenin” bile mümkün olabileceğini söylüyor.

Gerisini yazmıyorum. Ve aslında bunların hepsi de sevgili meslektaşımın benzersiz esprileriyle süslenmiş olarak anlatılmış ama... Ama ortada ciddi bir şiddet sorunu ve olayları varsa espri bile ciddi algılanabiliyor. Her şeyden önce eğer Neco imajına bir zarar gelmesini istemiyor olsaydı yeni ilişkisini açıklamak için en azından boşanmayı bekleyebilir, kendini düşündüğü kadar 33 yıllık eşinin, çocuklarının gururunu ve duygularını gözetebilirdi.

CİNAYET DE NORMAL Mİ?
Eğer (bizzat kendisinin verdiği zarar yanında) onun imajına zarar veren gazeteciler dövülebilirse ve hatta daha ciddi şiddet olaylarına müstehak iseler bunların başında Neco’nun kızı geliyor, o ne olacak?

Ben her olayda tekilden çoğula geçmeyi ve belli bir şahsı veya sadece kendimizi düşünerek “doğru” bulduğumuz çözümün geniş kitlelerde ne hale gelebileceğini hesaplamayı tercih edenlerdenim.

Selahattin Duman’ın veya ondan önce birkaç farklı köşe yazarının “kızdığı/kızdırıldığı anda dövmenin, sövmenin normal karşılanabileceği” görüşünden hareket edersek “kendisine göre kabul edilebilir” bir nedeni olan kişilerin işlediği suçların, cinayetlerin de, her tür şiddetin de normal karşılanabileceği noktasına geliriz.

O zaman adına namus ya da töre cinayeti denilen kadın cinayetlerini de normal mi karşılamalıyız?

O zaman hukuku bir yana bırakıp hepimiz silahlarımızı mı takınmalıyız?

O zaman örneğin ben; belki de basın tarihinin en ağır hakaretini yapan terbiye yoksunu gazeteciye dava açarak onu cezalandırmak yerine ağzını burnunu kırdırma yolunu mu seçmeliydim?

Bence hayır. Kendi okuyucusu onu hukuktan, adaletten bile daha iyi cezalandırdı. Binlerce okurun gözünde tüm saygınlığını “tek bir cümleyle” kaybetti. Bu ceza bile ona yeter.

Dün bazı magazinci meslektaşlarımız gelmişti ziyaretime... Neco’yu ve eşini uzun yıllardır tanıdıklarını, onların doğum günlerine, kitap tanıtımlarına katılıp her zaman desteklediklerini, Neco’yu o günlerde nazik biri olarak tanıdıklarını ama son zamanlarda bu düşüncenin tümüyle değiştiğini anlattılar.

Ve dediler ki;

“Biz geçmişte Selahattin Duman’la birlikte çalıştık. Onun askerleriydik. Acaba o zaman görev sırasında bir sanatçı bizi dövse ne yapardı, sanatçının tarafına mı geçerdi?”

Bence 21. yüzyıl Türkiye’sinde köşe yazarları en kısa zamanda “şiddetin tarafı olmaktan veya içinde olmaktan” derhal vazgeçmek zorundalar!

DİĞER YENİ YAZILAR