Sel felaketi, iktidar baskısı felaketi ve diğerleri

Haberin Devamı

Yok mu bir iyi haber diye gazeteleri, ekranları dört dönüyorum ama yok maalesef... Ülkenin kuzeyini, batısını, güneyini saran karanlık yağmur bulutlarıyla birlikte sanki her konuda tepemizde bir kara bulut dolaşıyor gibi... Karamsarlıktan hiç hoşlanmam, rahmetli anacığımın “Her karanlık gecenin bir aydınlık sabahı vardır”, “Gün doğmadan neler doğar” gibi iç açıcı, moral düzeltici sözleri hiç gitmez kulaklarımdan. Ama bu günlerde “aydınlık” pek kolay görünmüyor, yolun sonunda aradığımız ışık kaybolmuş gibi.

Bir yandan hükümetin “demokratik açılım”, “Kürt açılımı” sohbetleri sürer velâkin hâlâ hiçbir somut açıklama duyulmazken PKK terörüne 6 şehit daha verdiğimiz haberi geldi ki gazetelerin çoğunda ilk sayfa haberi bile olamadı.

Olamadı çünkü aynı gün sel felaketinde 31 vatandaşımızı kaybettik.

Öyle bir devlet ki kendi topraklarında askerlerine katliam yapan bir terör örgütünü sınır dışına püskürtemiyor. Tüm güvenlik güçlerini seferber edip onlardan kurtulduktan sonra sınırlarını ve topraklarını kontrol edecek bir “alan hakimiyeti” sağlayamıyor. Bunu yapamadığı için de teröristlerin veya kardeş partisinin “istediklerimizi yapmazsanız çatışma çıkar” tehditleri altında “devlet içinde yeni devlet” önerilerini dinleyip oturuyor.

Öyle bir devlet ki yıllardır aynı belediyeyle yönetilen dev bir kentinde her yoğun yağmurda sel felaketiyle karşılaşılmasını umursamıyor. Bir felaketin farkına varıp önlem düşünmesi için ya 17 Ağustos depremi gibi binlerce kişinin ya da bu sel felaketindeki gibi 31 kişinin ölmesi gerekiyor. Ki bunların bile yeterli olmadığını anlayacağız zaman içinde...

10 yıl sonra hâlâ İstanbul’da binaların çok az bir kısmı (yüzde 1 gibi) depreme dayanıklı hale getirildi... Bir sonraki yoğun yağmurda “sel felaketi” ni önlemek için ne önlem aldıklarını (!) da inşallah yeni acı haberlerle öğrenmeyiz.

Peki İstanbul Belediye Başkanı neden hiç konuşmuyor ve açıklama yapmıyor? Kimdir bu olayların, sorumsuzlukların muhatabı, kim anlatacak?

DİKKAT, ANLAMALISINIZ!

Öte yanda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın aylar önce Abant Toplantısı’nda saydığı “demokratikleşmesi gereken 4 kurum; medya, yargı, üniversiteler, ordu” üzerindeki demokratikleştirme (!) projelerinin uygulaması da başarıyla sürdürülüyor.

Bağımsız bir medya ile bağımsız yargı demokrasinin, özgür bir toplumun var olabilmesi, varlığını sürdürebilmesi için birinci şarttır ve ikisi de paralel şekilde, aynı anda yoğun top atışı altına alınmış durumda... Medyanın büyük çoğunluğu artık ya iktidara ait veya ağır baskıyı, kaçış noktası kalmadığını görerek “yörüngesine girmiş” durumda.

Bu nedenle zaten doğru haber ve yorum bulmanız da neredeyse “imkânsız”a yaklaşmış halde. Başbakan’ın seçim öncesinde yörüngesinde olmayan, doğru haber verme mücadelesini sürdüren medya kesimi için “Bu gazeteleri almayın” diye çağrı yaptığı biliniyor... Peki bu durumda, aynı medya grubuna, seçimin arkasından kısa aralıklarla ve hukuksuz şekilde verilen, bırakın Türkiye’yi dünyada benzeri görülmemiş toplam 5 milyar vergi cezasının siyasi olmadığını, yok etme (ve muhtemelen kendine yakın bir gruba satılmasını sağlama) amaçlı olmadığını düşünmek mümkün mü? Kendisi olsa düşünmez miydi?

GEÇMİŞ OLSUN

Deniz Baykal’ın anlattığı “Önce komünistleri götürdüler, ben komünist değilim dedik. Sonra sosyalistleri götürdüler (...) Sıra bana geldiğinde etrafta kimse kalmamıştı” hikâyesini tam da şu anda sık sık hatırlamak gerekiyor.

Bakıyorum da aklı başında, yani siyasi güce biat etmemiş köşe yazarları arasında bile 5 milyar TL’lik “siyasi ceza”yı daha önceki medya çekişmeleriyle, rekabetleriyle karşılaştıranlar var.

Geçiniz beyler, geçiniz! Bu faşizan ve hedefin ne olduğu açıkça belli baskı başka bir olayla karşılaştırılacak noktayı çoktan aşmıştır. Neden aynı anda “yargıyı ele geçirme” faaliyetlerinin yoğunlaştığına kafa yorarsanız siz de anlarsınız. Ama dikkat edin de geç olmasın. Artık “günleri sayma” noktasındayız çünkü.

Her konuda iktidarı yıkama yağlama yapan bir eski siyasetçi-gazeteci iki gün önce “Keşke yargı reformunu Sami Selçuk’a da danışsalardı” diye yazmıştı.

Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk’un çoktan “Yargı kuşatıldı” dediğini unutarak tabii...

Dikkat edin de çok yakında demokrasi için toptan “Geçmiş olsun” demeyelim!

DİĞER YENİ YAZILAR