Şekil mi, içerik mi önemli?

Haberin Devamı

Bayılıyorum şu “kendi demokratlığının muhteşemliğini (!) başkalarının demokratlığına verip veriştirerek” anlatmaya çalışanlara...

Bunu; daha bir haberin, iddianın gerçeklik ölçüsünü anlamadan, -varsa eğer- ilgili kurum ve yargı araştırmasını yapıp kararını vermeden üstüne atlayıp “kararı kendisi veren, son noktayı ilk dakikada koyan”, böylece hatanın dik alasına düşüp sonra özür mözür dileyen (çoğu da pişkinliğe vurup susan) bazı gazete ve gazeteciler de yapıyor, bazen okuyucu da... Din konusunda da durum farklı değil...

Örneğin siz dinden değil, dinin siyasi istismarından, “İslâm”dan değil “İslâmcılıktan” mı söz ediyorsunuz, onun umurunda değil, ya anlamıyor ya anlamak işine gelmiyor, başlıyor “Sizin dindarlarla sorununuz mu var, dine karşı mısınız?”

Kardeşim, önce lâfı anla dur bir düşün... Sonra da benim dindarlığımı tartışma, sana mı düştü tasası? Kimin daha dindar olduğunun kararını sen kim oluyorsun da vereceksin?

Örneğin siz daha (Başbakan başta, herkesin ortaya çıkmasını istediği) ihbarcısının bilinmediği, “ıslak” imzasının ıslak mı kuru mu, kopya mı olduğunun kesin şekilde anlaşılmadığı bir “belge” ve imzasız bir mektupla koca kurumların, partilerin suçlanmasının/yıpratılmasının, yargıda olan bir olayın (veya birkaç olayın) yargısız infazının bu kurum ve partilere en ağır hakaretlerle yapılmasının yanlış olduğunu mu söylüyorsunuz... Veya “Hep siyasi olayların, yolsuzlukların içinden çıkılmaz hale geldiği sıralarda yeni soruşturma, iddianame veya belgelerin ortaya çıktığına” en doğal, en insani tepkinizi mi gösteriyorsunuz, başlıyorlar; “Söyler misiniz ne zaman ‘doğru zaman’dır”... “İçerik mi önemli, şekil mi”... “İşte bunlar var ya bunlar; demokrat değiller, darbe girişimleri ortaya çıksın istemiyorlar”...

Yani; ya tam onların istediklerini söyleyeceksin veya yandın! Kardeşim, bana bunları anlatma, zira bırak demokratlığı, ‘ordunun sevmediği yazarlar’ listesinde olma halimi, siyasi hayatında 3 kez darbe mağduru olmuş, Yassıada’da yatmış, 12 Eylül’den sonraki 11 yıllık yaşamını bu haksızlıklara, hukuksuzluklara üzülerek geçirmiş bir siyasetçi çocuğuyum ben. Anlatma!

Doğru zaman sürekli olarak “kuyrukların sıkıştığı” zaman mıdır? Şekil doğru değilse, her iddiaya ilk anda inanıp sonra özür mü dilemek doğrudur? Demokrat olmak mutlaka (haydi kibar olayım) kalabalığa anında katılmak mı demektir, bazı sorular sorar gazeteciliğin en doğal gereği olan “5N, 1K”ya bağlı kalırsan seni demokratlıktan atarlar mı?

Nedir bu baskı yahu? Psikolojik savaşın, baskının bundan alâsı var mı?

İşte ısrarla tekrarlıyorum; şekil de önemlidir, içerik de... İçeriğe bakmadan önce şekle elbette bakarsın, meselâ imzasız bir mektubu okumadan çöpe atabilirsin, değil mi? Kimse de sana “Ama önemli olabilir, okusaydın, inansaydın” diyemez.

İmza defalarca incelenir, ihbarcı kendini gizlemez, “gizli tanık” numarası çekilmez, belge ve mektup yargıda ispatlanır, o zaman zaten demokrasinin gereği neyse yapılır. Kurumlar tartışır, açıklar, hukuk kararı verir, sizin tamtam çalmanıza, nefret kusmanıza, hakaretlerinize, ülkenin gidişine yön verme çabanıza da gerek kalmaz.

Bu memlekette en büyük sorunların başında (yargıyla birlikte) medyanın siyasallaşması geliyor aslında... Gazeteci aslî görevini ayaklar altına alıp kendini siyasetçi zannedince, siyasetçi de medyayı malı haline getirmeye çalışıp bunu da başarınca işte buraya varılıyor, olay budur.


***



Domuz gribi ve GDO!

Türkiye’de sağlıklı ilgili çok önemli iki sorun yaşanmakta... Ama ülkeyi yönetenler siyasete ve siyasi ikbale öyle kilitlenmiş durumdalar ki -haydi ekonomik sıkıntının, işsizliğin gözardı edilmesinden vazgeçtik- sağlık konusundaki tehlikeleri de görmez durumdalar.

Son olarak, ikiz bebeklere hamile olan bir kadın erken doğum sancıları başladığı için kaldırıldığı hastanede bir hafta kadar tutulduktan sonra dün bebekleriyle birlikte hayatını kaybetti ve nedenin domuz gribi olduğu açıklandı. Ailesi çok haklı ve büyük bir üzüntüyle dövünüp ağlarken hastalarının bu mikrobu “ancak hastaneden kapmış olabileceğini” söylüyordu. Eğer çevrelerinde başka bir vaka görülmemişse ve bundan sonra da görülmezse doğru söylediklerine şüphe kalmayacak.

Peki o hastanede ve diğerlerinde “domuz gribi” için çok ciddi önlemler alındı mı? Alındıysa bu kadına nasıl bulaştı? Kadın ve 2 bebeği, yani 3 kişinin ölümüyle sonuçlanan bu olayı kim araştıracak? Sorumlular cezalandırılacak mı? Salgın ihtimali olan yerlerde ve hastanelerde neden herkes zorunlu tutularak ve kampanya halinde aşılanmıyor?

İkinci büyük sorun, yine açılım, belge derken gürültüye giden genetiği değiştirilmiş tohumların (GDO) ithalini, üretimini, hazır mallar içinde kullanımını serbest bırakan yönetmelik. Gelişmiş ülkelerde yasaklanan bu ürünler Türkiye’de serbest bırakıldığına göre vatandaşın genetiğinin değişmesine (!) de kanunen izin verilmiş oluyor. Birileri kolayca daha parlak, daha şekilli ve aldatıcı gıdalar üretip zenginleşecek diye böyle bir sorumsuzluk görülmüş müdür? Bu iki konuda Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasını bekliyoruz.

DİĞER YENİ YAZILAR