Şehit babalarından, yakınlarından mektuplar geliyor arka arkaya... Ve hepsi evlat acısının yanında “unutulmanın, bir kenara itilmenin” ızdırabını anlatıyor.
İşte bunlardan biri, baba Sezai Okay’ın mektubu, bir kısmını aynen alıyorum:
“Ben 1 Eylül 2006 tarihinde Hakkari-Köprülü taburunda görev yapmakta iken, Susuz üs bölgesinde nöbet tutarken PKK’nın gece, haince saldırısı sonucu bir eri ile birlikte şehit düşen Asteğmen Zeki Burak Okay’ın (Bilgisayar Mühendisi) babasıyım. Annesi öğretmen. Şu Paşa’nın yakasına yapışan anne ‘Başbakan’ın oğlu nerede, niye askere gitmiyor. Fakir fukaranın çocukları şehit oluyor da arkası kalın olanların olmuyor’ diyen... 12 gün boyunca basında yer alan, ilk defa ‘Vatan sağolsun demeyeceğiz’ diyen aile... Hatırladınız mı?
Bizi bazıları neredeyse ‘vatan haini’ ilan etmişlerdi, oysa bu laf o kadar ucuz değil.
Bizim hakkımızı helal etmediklerimiz:
1- Şehit kanları ile sulanan bu vatan topraklarını ona buna satanlar,
2- Yetim hakkı yiyenler,
3- Çocuklarını sudan sebeplerle askere göndermeyenler,
4- Cumhuriyetin temeline dinamit koyanlardı.
Yoksa vatanımız için bizim de canımız feda...
Sorarım size o gün bugün ne değişti, kocaman hiç. Yavrular ölüyor, anaların kanlı gözyaşları sel oluyor. Babaların vazifesi ise ‘vatan sağolsun’ demek. Hatta ‘Bir oğlum daha var, o da feda olsun vatana’ deyip kenara çekilmek. O zaman herkes huzurlu... Peki sonra? Aile acısı ile baş başa kalıyor, ateş düştüğü yeri yakmakla kalmıyor, dağlıyor da dağlıyor.
Peki bu tarifsiz acılar içindeki aileler ne yaparlar, ne yer, ne içerler? Psikolojik durumları nasıldır, kime sığınırlar, biliyor musunuz?”
TAKILARIN YARISI
Devam ediyor:
“Kim ilgileniyor bu ailelerle... Askerlerden başka hiç kimse... İşte bu, insanlar sahip çıkılmak istiyorlar, ilgi istiyorlar, insanca yaşamak, onurları kırılmadan yardım almak istiyorlar.
Uluorta Cumhurbaşkanı kızının takılarının yarısını istemiyorlar. Bu kadar onur kırıcı yardım olur mu?
Özetle bu insanlar acıları ile baş başa bırakılıyorlar (...) Biz şunu söyledik; terörle mücadele bu iş için yetiştirilmiş özel timlerle olur, profesyonelce sürdürülür. Üç ay eğitim ile ve beş defa silah talimi yapan çocuklarla değil!”
Şimdi bu mektubu okuyan herkese soruyorum, yüreği yanan bir şehit babasının hangi satırına itiraz edebilirsiniz?
Bir başka okurumuz Nihat Tanrıverdi ise soruyor:
“Bir karış vatan toprağını vermemek için canını feda eden Mehmetçiklerin kaçının üzerinde tapusu kayıtlı bir karış vatan toprağı vardır?
Hazinenindir o topraklar, ne tezattır ki Askeriyenindir. Kapısında yalnızca nöbet tuttuğu veya garson olduğu orduevlerinindir. Ağanındır, zenginindir, işini bilenindir, dolandırıcınındır, düzen adamlarınındır çoğu... Yalnızca ‘uğruna şehit olanların değil’dir.
Ancak şehit olduklarında sıcacık koynuna girebilirler o güzelim toprağın...
Oğlu şehit olmuş bir baba düşünün; ne için, kim için, kimlerin rahatı için?
Çorapsız, çıplak ayaklı yetim torunlarına bakınca ne düşünür, ne yapar?”
RAHAT UYUTUN ŞEHİTLERİMİZİ!
Bu satırlarda bir yanlış görebiliyor musunuz? Araştırsınlar bakalım şehitlerimizin yüzde kaçı yoksul... Evet, kimsesiz ve yoksul, kaderine terkedilmiş şehit aileleri dururken bu ülkede onların hakkını yiyenler, yolsuzlukla, hırsızlıkla başkalarının hakkına tecavüz edip trilyonlarını katlayanlar adalete (burası Türkiye olduğu için) hesap vermiyorlarsa da ilahi adalete bunun hesabını mutlaka vereceklerdir.
Ama şehit ailelerine, çocuklarına gereken her türlü yardımı tek tek ve yaşadıkları sürece rahatlarını sağlamak, bunu sadaka gibi değil onurlarını, gururlarını incitmeden ve en doğal hakları olarak yapmak devletin görevidir.
Şehitlerimizin rahat uyumasını sağlamaya bu devlet zorunludur.
Yapmayanların “kafalarını koydukları kuştüyü yastıklarda” rahat uyuyamaması gerekir.
Şehit ailelerinin hakkını sonuna kadar arayacağız!
Şehitlerin yüzde kaçı yoksul?
Haberin Devamı

