Seçimin ana malzemesi türban!

Haberin Devamı

Öyle görünüyor ki gelecek seçimlerin de ana malzemesi türban olacak ve bu kez çok sayıda yani Anayasa Mahkemesi üyesi de iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmiş olduğu, denetim mekanizması ortadan kalktığı için propaganda konuşmalarında çok daha kışkırtıcı, toplumu türban üzerinden “din, inanç genellemeleri” yaparak bölücü üsluplar rahatça kullanılacak. Gidiş açıkça bunu gösteriyor.

Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın CHP Genel Başkanı’na verdiği cevaptaki: “halkın iradesini hiçe sayanlar, onun vesayet altında tutulması gerektiğine inananlar, 11 bin hakim ve savcının kararına saygı göstermeyenler, yasak alancılar, farklılıkları hazmedemeyen statükonun kapsama alanı içindedir” sözü de, Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu’nun “eski konuşmalarını tekrarlıyor, türban hakkında farklı bir şey söylemiyor gibi” görünerek “çok farklı anlamlarda” cümlelerle yaptığı açıklamalar da, iktidar partisi yöneticilerinin “konunun üniversitede türbanla kalmayacağını, hatta hemen diğer tüm alanlara geçileceğini” anlatan konuşmalar da aynı noktaya işaret etmektedir.

AYM BAŞKANI AYM’Yİ ÖĞRENSİN!

Örneğin AYM Başkanı Kılıç başkalarına “haddini bil” uyarısı yaparken kendisinin “haddini fazlasıyla aştığı” ortadadır; “halkın iradesini hiçe saymakla”ne kastediyor, “yasak alancılar”la ne kastediyor, bunları bir Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak nasıl söyleyebiliyor anlamak mümkün değil. Bir kere, eğer “halkın iradesi” sözüyle Meclis çoğunluğunu kastediyorsa anayasa mahkemelerinin kurulma amacı “meclis çoğunluklarını denetlemek”, kendisinin bir gün önce söylediği gibi “onların ‘ölçüler içinde kalmalarını’ sağlamak”tır. Yani demokrasilerde kendisinin ve desteklediği (hele şimdi üyesi gibi konuşmalar yaptığı partinin) “halkın iradesi” dediği çoğunluğun her istediği olacak, evrensel hukuk filan da takılmayacak diye bir şart veya imkan mevcut değildir. Şu anda Kılıç’ın da yaptığı katkılarla en sonunda demokrasiye de takla attıracakları görülüyor ama durum budur. (Ve önce AYM’nin görevini öğrenmesi gerekmektedir, yalnız törende söyleyip ertesi gün unutarak olmuyor çünkü!).

Eğer “halkın iradesi” ile de “yasak alancılar, statüko” gibi ifadelerinde olduğu gibi türbanı kastediyorsa o zaman da kendisine “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”ni okumasını ve dahi aynı konuşmaları yapan iktidar mensuplarına okutmasını önereceğim. Okurken AİHM’nin bugüne kadarki türban kararlarını bu sözleşmeye uyarak verdiğini, “toplumun tüm kesimlerine aynı hakları ve özgürlüğü sağlamak için” devlet alanlarında bireysel özgürlüklere, dini simgelerin kullanımı ve dinsel uygulamalara kısıtlama getirilebileceğini, bunun bireysel hak ve özgürlüklere aykırı sayılamayacağını, özellikle de “baskıların ortaya çıkma ihtimali daha fazla olan ülkeler”de önemli olduğunu bu sözleşmenin yazdığına dikkat etsinler. Zira siyasetçiler bugüne kadar “yasak alancılar, çoğunluğun isteğine karşı çıkanlar, statükocular, dindarlara baskı yapıyorlar” gibi oy getirecek kalıp sözleri tekrarlayıp durdular, ama bunu AYM Başkanı söylerse tam “kasıtlı istismar” var demektir, çünkü bir AYM başkanı bilimsel doğruları, karar ve kuralları unutarak muhalefet partilerine bu suçlamaları yapamaz.

BARDAKOĞLU DA “DEĞİŞİM”E Mİ UYDU?

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu birkaç yıl önce benim yazılarımda yaptığım günler süren “Başörtüsü Kur’an’ın emri mi, değil mi açıklayın” şeklindeki çağrılar sonunda TV programıma gelmiş ve aynı soruyu defalarca orada da sormamdan sonra “Evet, Kur’an’da emir olarak bildirilmiştir” dememiş onun yerine “1400 yıllık gelenek olarak bugüne gelmiştir” şeklinde konuyu noktalamıştı. Şimdi bir süredir farklı gazetelerdeki açıklamalarına bakınca onun da fikir değiştirdiği açık şekilde görülüyor. Yeni cümlelerinde yine “başörtüsü Müslüman olmanın ön şartı değildir” var ama arkadan gelen ifadeler “başörtüsü takmayanlar Müslüman’ım diyorsa Müslüman’dır ama makbul Müslüman da sayılmazlar” anlamı taşıyor. Önce söyleyelim ki bu kararlarını açıklama, kadınların dindarlığını kategorize etme hakkı Ali Bardakoğlu’na da verilmemiştir. Hz. Peygamber’e bile “sadece dini tebliğ etme görevi verilir, insanların dindarlığı hakkında yorum yapması esirgenirken” Bardakoğlu’nun böyle bir hakkından söz bile edilemez. Bu nedenle de “ön şart değil ama, başı açıklar da Müslüman sayılır ama” dedikten sonra arkadan “Kurumumuz her dönemde ‘başörtüsü örtülmeli’ dedi, başörtüsünün din ile irtibatını görmemek için kör, sağır olmak lazım, dini bir vecibedir” gibi cümleleri yanlıştır. Başörtüsünün emir değil tavsiye niteliğinde Kur’an’da yer aldığını, o yıllarda zaten örtü kullanılmakta olduğu için Nur Suresi 31. Ayet’te aslında “yakaları” yani göğsü örtmekten söz edildiğini dünyada çok sayıda din bilimci söylemektedir, yani ortada kesin, herkesin açık şekilde anladığı bir emir yoktur.

“İNANCI İÇİN ÖRTÜNMEYEN” KADINLAR

Madem ki konu “yorumlama” ile ilgilidir, o zaman “inancı için örtünmenin şart olmadığına inanan” kadınlar, “inancı için örtündüğünü” söyleyen kadınlarla aynı derecede Müslüman’dır ve Diyanet İşleri Başkanı satır aralarına gizleyerek bunu “bir din emri gibi” sunamaz, kadınları başörtüsü emrine uymuyorlarmış gibi gösteremez. İyi ama kim önleyecek bunu yapmasını ve toplumu bir de onun bölmesini?

Umalım da kendisi “Peygambere dahi verilmeyen hakka sahip olmadığını”, bu hataları bir gazeteci ya da siyasetçi gibi yapamayacağını ve “siyasallaşmaması gerektiğini” hatırlasın, yoksa bu gidişle seçim propagandalarında bile izleyebiliriz onu! Ve tabii daha şimdiden ilköğretim okullarında ortaya çıkarak “Ben de türbanla okuyacağım” diyen kızların (örnekleri medyada yer almaya başladı) anaokullarına da indiğini görebiliriz!

DİĞER YENİ YAZILAR