Seçimden sonra neler olacak?

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı Gül daha önce Başbakan Erdoğan’ın “başkanlık sistemi”ni tartışmaya açması üzerine “çekinceleri olduğunu” söylemişti ki, bu konudaki tüm çekincelerin neler olduğu da birçok hukukçu ve gazeteci tarafından defalarca açıklanmıştı.. Konunun Burhan Kuzu’nun özel kitapları ve gayretleriyle gündemde tutulması ve Erdoğan’ın da “Başkanlık sistemini seçimden sonra referanduma götürebiliriz” sözlerinden sonra Gül bu kez de “Bugün için Türkiye’nin gündeminde yok” dedi.

Tabii ki “bugün için”, tabii ki “şimdilik”, çünkü eğer bir konu Başbakan tarafından sık sık tekrarlanıyorsa o “sakıncalar, çekinceler zirve yapsa da” mutlaka uygulanacak demektir, referandum öncesi aynı tepkiler, tartışmalar “yüksek mahkeme üyelerini tek başına iktidara seçtirerek yargı bağımsızlığını kaybetme”ye neden olacak Anayasa değişikliklerinde görülmedi mi? Böyle bir duruma kendi ülkelerinden hiçbirinde (Fransa dahil) rastlanmayan AB’nin desteğini bile sağlayarak, milleti “anlaması mümkün olmayan Anayasa hukuku” konusunda referanduma göndererek meşrulaştırmadılar mı sonucu?

EYALETE GEÇİŞ DAHA KOLAY!

Bu kez de tüm sistemi farklı ABD’yi örnek gösteriyor ve “başkanlığı” seçim sonrası getireceklerini açıkça anlatıyorlar. Artık bu konuyu tartışmaya filan gerek yok, zaten tartışma bitmiş durumda, yapılan şey ‘kararı topluma bildirmek’tir, tartışmaya açmak değil. Zaten tartışma denilen de artık ‘iktidarın seçtiği bazı öğretim üyeleri veya gazetecilerin ekrana çıkıp üç beş defa konu üzerine konuşmaları’ oluyor, yani bu kadar önemli bir meselenin tüm çevrelerde-kurumlarda etraflıca konuşulup “ciddi sakıncalarının ortaya konması” filan değil.

Bu konudaki en önemli sakınca; birçok hukukçunun da dediği gibi “sistem uygun olmadığında çok sayıda ülkede diktatörlükle sonuçlanmış, darbelere yol açmış” olması.

ABD’de başarıyla uygulanma nedenlerinin başında “eyalet sistemi ve her eyalette ‘başkan statüsünde’ valilerin olması” geliyor.. Bu nedenle büyük ihtimaldir ki (BDP ve Öcalan’ın defalarca tekrarladığı ve gerçekleşeceğine emin oldukları için de arada bir tepki şovlarını sürdürüyor görünseler de ‘bekleme’ dönemine girdikleri) eyalet sistemine geçiş “başkanlık sistemi nedeniyle şart olduğu” öne sürülerek olacak. Eh tabii, millete “ülkeyi eyaletlere bölüyor ve her birine bağımsız bir ülke imkanı tanıyoruz” dense büyük tepki alır ama bu şekilde olursa ikna etmek daha kolay olabilir.

DENETİMSİZ VE SINIRSIZ GÜÇ!

Görünüşte sistem değişikliği gibi olsa da “ABD’deki gibi başkanı denetleyebilecek güçlü ve bağımsız bir yargının olmadığı, son Anayasa değişikliği ile tamamen tersine ‘iktidara tepeden tırnağa bağımlı bir yargı’nın ortaya çıktığı” Türkiye’de başkanlıkla oluşacak tablonun sonunda üzerinize afiyet “sistem değişikliğinden rejim değişikliğine” gidebileceği sır değil. Zaten tüm gücün; yasama (Meclis), yürütme (hükümet), yargı ve her yasayı anında onaylayan cumhurbaşkanlığı olarak ‘tek parti, hatta tek kişi”de toplandığı bir ülkede bu denetimsiz gücün daha da artmasının ciddi tehlike yaratacağını, olduktan sonra pişmanlığın da yarar sağlamayacağını milletin görmesi gerekiyor.

Yine de seçimden önce “yapılacağının açıklanmış olması”, insanların neyle karşılaşacağını bir ölçüde öğrenebilmesi bir şanstır ve herkes iyi düşünmelidir. Durumu zamanında ve gerektiği şekilde anlatmayan hukukçular da tarih önünde sorumlu olacaklarını unutmasınlar!

*****


BDP-PKK çizgisi!

Anayasa hukukçularının “yeni bir anayasayı ancak ‘sadece bu görev için oluşturulmuş’ bir kurucu meclis yapabilir, alelade seçilmiş bir meclis yapamaz” demesine rağmen hükümetin “seçim sonrası meclis bu işe yetkilidir” şeklindeki ısrarının nedeni de bu değişiklikler.. Hükümetin hedefi özellikle BDP’nin talepleri doğrultusunda “değiştirilemez maddeleri de içine alacak” değişiklikleri gerçekleştirmek olmasaydı.. Belki sonunda (İspanya’da yıllardır süren kavga gibi) bölünmeye yol açacak eyalet sistemini getirmek olmasaydı “yeni anayasa yapmak için hukuken gerekli şartlar mevcut olmadığı halde” yeni anayasa diye tutturmak yerine maddelerde değişiklik yapabilirlerdi. Kısacası, seçim sonrası yalnız başkanlık sistemi değil, çok fazla sürpriz var, ona göre.

Benim tahminim, kısa süre içinde aynen referandumda olduğu gibi hükümet “muhalefet partileri ile BDP ve hatta yine muhalefet partileri ile PKK aynı çizgide” muhabbetine başlayacaktır, zira toplumun daha sonra olacakları seçim öncesi kenarından biraz öğrenmesi kaçınılmaz olduğu için biraz ipucu verdiler ama “BDP’nin taleplerinin gerçekleşeceğini” açıklamadılar. Bu konuda dikkat dağıtmak gerektiğinde ise tam aksi yönde konuşmak, muhalefet partilerini onlara yakın göstermek kurnazca bir çözüm oluyor.

Eğer yanılıyorsam lütfen çıkıp “seçimden sonra yeni anayasada bunlar yapılmayacak” desinler, hepimiz aydınlanmış oluruz.

*****


Müjde Ar’dan taciz tokadı!

Ankara Barosu’nun “şiddete uğrayan kadınlara destek” için başlattığı “Gelincik Hattı Projesi”nde (Tel: 4444306) Ankara Barosu bu numaradan arayan kadınlara kendi avukatlarıyla yardım edecek. Bu projeye destek veren sanatçı Müjde Ar bir senaryo kapsamında oturduğu yerde kendisini taciz eden gence tepki göstererek tokat atmış.

Konuyu gündeme taşımak, normal şekilde anlattığınızda maalesef ilgilenmeyenlerin dikkatini ünlü bir sanatçı ve onun “medyaya mutlaka yansıyacak” eylemi ile çekmek güzel bir buluş ve Müjde Ar’ın da diğer sanatçıların da katkısı takdire değer ama öte yanda..

Türkiye’de öyle bir vahşet, öyle bir canavarlık yaşanmakta ki artık sadece “sözle veya elle taciz” hafif şiddet olayı olarak kaldı. Kadın ve çocuklara tecavüz, hatta “toplu tecavüzler”, çocuk işkence ve cinayetleri gündemden asla düşürülmeyecek durumda.. Bu nedenle örneğin Hüseyin Üzmez gibi çocuk tecavüzü suçlularının, çocuklara bile toplu tecavüz vahşetini işleyerek hayatlarını karartmış olanların serbest bırakılması ve toplumun da bu olayların üstünde durmaması, unutması (ve özellikle unutturulmasına çalışılması) bana dehşet verici geliyor.

Suçlular elbirliğiyle kurtarılırsa, hakim cezasını vermez ve yıllarca oyalarken ağır suçlu serbest bırakılırsa o canavarlıkların artmasına şaşırmak saçmalığın daniskası değil midir? Madem ki devlet işi savsaklamakta, mahkemeler mağdur yerine suçluları korumaktadır; Barolar, gazeteciler, sanatçılar, tüm toplum önderleri “bütün çocuklar, kadınlar için büyük tehlike yaratan” bu hukuksuzluklara zaman kaybetmeden, eylemlerle karşı çıkmak zorundadır. Ellerini vicdanlarına koyarak!

DİĞER YENİ YAZILAR