AKP bu seçimden (yazdığım saatlerde) 2007’de aldığı oranı da geçerek “yüzde 50.2” ile çıktı. Ana muhalefet partisi CHP oy oranını ‘tahmin edilen yüzde 30’lara çıkaramamakla birlikte 2007’den “yaklaşık yüzde 6” daha fazla oy alarak (25.8 ile) lider değişiminin olumlu etkisini gösterdi, MHP ise baraj altında kalması için ortaya konmuş bütün gayretlere rağmen “yüzde 13.9” oy oranı ile rahatça Meclis’e girdi.
Bu seçimin çok önemli, hatta “Türkiye tarihinin en önemli seçimlerinden biri” olmasının nedenlerinden biri de “seçimden sonra yapılacağı söylenen yeni anayasanın tek parti tarafından yapılmaması” idi ve oyların açıklanması sırasında ekranlarda yapılan konuşmaların çoğunda “halkın yeni anayasayı AKP’nin tek başına yapmasına izin vermemiş olduğu” söyleniyordu. İktidar partisi oylarını “yüzde 3” arttırmakla birlikte yeni anayasayı tek başına yapmak için gerekli 367 sandalyeye sahip olamamış, referandum için gerekli 330’un da altına düşmüştü. Bu nedenle “uzlaşma”ya ihtiyaç olacağı görüşü baskın çıkıyor, “bunun da iyi olacağı” belirtiliyordu.
BAŞKANLIK SİSTEMİ GELECEKTİR!
Ben aynı fikirde değilim, AKP’nin 326 sandalye ile de; Batı demokrasilerinde kesinlikle bütün partilerin, bütün kesimlerin anlaşması ile hazırlanan anayasayı tek parti olarak hazırlayıp “referandum için gerekli sandalyeleri de bularak” yeni anayasayı halkoyu ile yapmayı deneyeceğini en büyük olasılık olarak görüyorum. Bu nedenle “başkanlık sistemi”ni şimdiden gelmiş saymak, Başbakan Erdoğan’ı da “başkan” olarak görmek mümkündür. Bu anayasada BDP’nin ve Öcalan’ın öne sürdüğü taleplerin ne kadarının gerçekleşeceğini ise bekleyip göreceğiz.
Öcalan “15 Haziran’a kadar” süre verdiğine ve “sonrasına karışmam” tehdidini de savurduğuna göre herhalde fazla beklemeye de gerek kalmayacak... Öte yanda AKP iktidarı Batı ülkelerinin medyalarında da “tehlikeli sonuçlara, baskının iyice arttığı uygulamalara yol açacağı” şeklinde makalelerin çıktığı yükseklikte oy oranını aldığına göre, yargının da bağımsızlığını yitirdiği bir dönemde böyle bir tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği de bir başka önemli nokta olacaktır.
ANKETLERDEKİ ŞAŞMAZLIK!
Seçime dönelim; ‘güven duyularak gidilen’ bir seçim oldu mu bu, hayır. Seçim öncesi YSK’nın pek ses çıkarmamasına rağmen “milyonlarla artan seçmen ve seçmen kartları” tartışmaları, aynı kişiye gönderilen çifte seçmen kartları, binalarda daire ve seçmen sayılarının fazla gösterilmesi gibi birçok duyum nedeniyle büyük kitleler “hile endişesi” ile oy verdi. Seçim esnasında da “sahte oy pusulaları” ile yakalananlar, bu nedenle çıkan kavgalar, başkalarının yerine oy kullanmaya gidip yakalananlar haber oldu. Seçim bittikten sonra bunlar unutuluyor ama “huzursuz bir seçim” olduğunu da kimse yadsıyamaz.
Hayrettir, seçim anketleri ve hatta onlardan çok önce başlayan “tahminler” yine son yıllardaki seçim ve referandumlarda olduğu gibi “artı-eksi 2” hata payı ile sonucu bildi. İlk günden başlayarak “yüzde 48” en fazla tekrarlanan rakamdı, “artı yüzde 2” ile sonuç “yüzde 50.2” oldu. Doğrusu; “50 milyon seçmenin oyunu tek tek saymış gibi önceden ve hiç şaşmadan doğru bilebilen” bu anketlere hayran olduğumu bir kez daha söylemeliyim. Ülkede oyları altüst edecek, herkese parmak ısırtacak en beklenmedik olaylar gerçekleştiğinde bile onlar “aynı rakamları vermeye” devam ettiler ve yine bingo!
ARINÇ DAHA DAİYİ BİLİYOR!
Ama bu konuda bütün anketleri toplasanız Bülent Arınç’ın tahminine yetişemez. Referandumdan aylar önce “yüzde 60” demişti, “eksi yüzde 2” hata payı ile aynen bildi, bu seçimden çok önce “yüzde 47’yi de geçeceğiz” dedi, AKP İstanbul İl Başkanı Mehmet Müezzinoğlu ise “yüzde 50’nin altına düşmeyecek” dedi, her ikisi de aynen bildiler. Artık ankete bile gerek yok, siyasetçiler anketlerden de kolay tahmin yapabiliyor, eski seçimlerde kim böylesine tutturabilirdi ki, denemeye bile kalkmazlardı.
MİLLET İRADESİNDEN HUKUKSUZLUĞA TEPKİ!
Bu seçimde seçmenin AKP’ye “devam” demesi bir mesaj ise “Ergenekon sanığı, Balyoz sanığı” diye cezaevine atılan Mustafa Balbay, Mehmet Haberal, İlhan Cihaner, Engin Alan gibi değerli insanlara yapılan büyük haksızlığı sineye çekmiş olmadığını, bu soruşturmada yapılan hukuksuzluklara tepki gösterdiğini açıkça anlatması da diğer mesajdır. 12 Eylül darbesini yapan kişi savcıdan tatil izni alarak giderken, 27 Nisan muhtırası halı altına süpürülürken “darbe yapacaklardı” iddialarıyla insanların cezalandırılmasına gösterilen tepki de “millet iradesi”ne aittir ve “içerdeki diğer insanlar açısından da” dikkate alınmalıdır.
Seçim sonuçları hayırlı olsun diyelim ve bundan sonra balkon konuşmalarının “daha sonraki icraatlarla örtüşmesini” dileyelim, yapılacak şey budur.
Seçim sonucu siyasi baskıyı arttırır mı?
Haberin Devamı

