Seçim diyeti kimin cebinden?

Duydunuz mu bilmem, Hükümet yeni bir projeyle imam hatip liselerini yenileyecek, teknik donanımı sağlayacak, böylece "seçim diyeti"ni ödemiş olacakmış

Haberin Devamı

Duydunuz mu bilmem, Hükümet yeni bir projeyle imam hatip liselerini yenileyecek, teknik donanımı sağlayacak, böylece "seçim diyeti"ni ödemiş olacakmış. Ondan sonra da bu okullar "Anadolu İmam Hatip Lisesi" uygulamasına geçeceklermiş. Hani ellerinde olsa, din eğitimi verilen okullarla evrensel kıstaslarla çağdaş eğitim veren, genel kültür öğreten okulların birbirinden farkı olmadığını söyleyip onlara direkt olarak "Anadolu Lisesi" deyiverecekler, olup bitecek.

Bırakın bunu, sanki imam hatip liselerine teknik donanım ve yenileme kararına öncelik verirken kendi paralarından söz ediyorlar. Harcanacak olan devletin, milletin parası olduğuna göre devlet okulları arasında hangi hakla bir ayırım yapabilme ve bazılarına açıkça öncelik tanıma yetkisini kendilerinde görebiliyorlar belli değil. Bu kararları verirken, verilen kararların hesabını vermeye de zorunlu oldukları hiç akıllarına gelmiyor mu, o da belli değil.

Teşviki herkes ister
Örneğin; kendilerine doğal olarak 'devlet tarafından okutulacak 10 bin öğrenciyi özel okula gönderme yerine, neden iyi devlet okullarına acele sınıf ilâve edip, kontenjan arttırarak oralara gönder iniyorsunuz' diye soruluyor. Cevap yok.

"Özel okulları teşvik etmek lâzım" cevap değildir. Orta ve dar gelirli sınıfın çocuklarını okuttuğu, sınavlarda özel okullardan iyi sonuç alan buna rağmen kaloriferi, temizlik görevlisi, tebeşiri olmayan devlet okullarının "teşvik"e daha çok ihtiyacı var. Ayırım yapılmadan gerçekten en çok ihtiyacı olanlardan başlayarak... Ayrıca o 10 bin "başarılı" çocuk ancak "iyi" özel okullara giderlerse hak ettikleri eğitimi alırlar. Listelerde yer alan, adı sanı duyulmamış yüzlerce özel okulun iyi eğitim verebileceğini kim söyleyebilir?

İktidar olabilmek
Bakın, Başbakan Tayyip Erdoğan "İktidar partisi olduk ama iktidar olamadık" cümlesini kendi ağzıyla söyledi, iktidar olabilmenin iktidarın gereklerine harfiyen uymak, şeffaf ve samimi olmak, özü-sözü bir olmak gibi şartları vardır. Bunu uygulamayan hükümetlerin ve partilerin siyaset sahnesinden bir anda nasıl silinip, sıfırlandığı daha önce görülmüştür bu ülkede...

Düşünün, daha "iktidar olamadan" üniversiteleri hükümet güdümlü kurumlar haline getirmeye, din eğitimi ile laik ve çağdaş eğitim veren okulları bir yandan eşdeğer görüp bir yandan aralarında maddi destek farklılıkları yaratmaya, sağlıktan eğitime her alanda kıyım şeklinde ideolojik kadrolaşma yapmaya kalkan bir hükümet "iktidar olsa" neler yapmazdı?

AKP Hükümeti'nin AB yanlısı oluşunu "İslah olma", "din merkezli çizgiden merkez sağa kayma" gibi görmeye başlayan, AKP'nin "muhafazakâr demokrat" söylemine inanmak isteyen çok kişi var. Ama bence acele etmemek lâzım.

AKP buna inandırabilmek için zigzaglı gidişinden vazgeçmeli. Newsweek dergisinin 22 Eylül tarihli son sayısında 8 Avrupalı ve Rus liderle birlikte çıkan resminin altında da Tayyip Erdoğan'ın kararsızlğı belirtilmişti. Sadece onun... Bir ileri, bir geri adımları...

Ne iç, ne de dış politikada devlet yönetimi kararsızlığa, nabza göre şerbet vermeye gelmiyor. Hükümet, toplum için en önemli konu olan "eğitim" deki hatalı tutumunu gözden geçirmek zorunda!



Eğitim zorunluysa!
Çocuğunun kayıt parasını ödemek için okulun temizliğini yapmak zorunda bırakılan anne ile ilgili yazıma okurlardan çok sayıda olumlu tepki geldi. Bu mektupların çoğunda "Madem ki temel eğitimin ülkemizde bedava olduğundan söz ediliyor, böyle bir psikolojik ve maddi baskıya nasıl izin verilebilir?" sorusu soruluyor ve okullara "zorunlu bağış"ın haksızlığı vurgulanıyor. Sadece bir tanesinden alıntı yapabileceğim; Okan Gözen'in sözleri:

"Sayın R. Mengi, Okulda zorla temizlik yaptırılan anne hakkında yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. İzninizle bir de şunu eklemek istiyorum.

Devlet vatandaşına 'İlköğretim zorunludur' diyor. Çocuğunu okula göndermeyenlere ceza öngören yasa maddeleri var. Öte yandan 'bu zorunlu eğitimi yaptırabilmen için 100 milyon TL. ödeyeceksin, ödeyecek gücün yoksa okulda temizlik yapacaksın' deniyor. Buna izin veren nasıl bir devlettir? Bunu demek Anayasa suçu işlemek değil midir?

Yapılanı onaylayanlar, aynı olayı kendileri yaşasalardı acaba aynı fikirde olabilirler miydi?"

Milli Eğitim Bakanlığı'nın geçen yıl izin verilmeyen bağışlara ve kayıt paralarına bu yıl karışmaması ortalığı alt üst etti. Maddi yükü devletin omuzundan kaldırarak vatandaşın omuzuna transfer eden bu haksızlığın önlenmesi için herkes sesini yükseltmek, görevini yapmak zorunda. Fakir halk, Hazine'de yolsuzluklarla açılan deliklerini kapatır, geri döndürülemeyen katrilyonları ağır vergilerle öderken bir de bu rezaletlere katlanmaya mecbur edilemez. Tabii burası bir "koyunlar cumhuriyeti" zannedilmiyorsa!



Gaziler Bayramı
Dün Pendik Muharip Gaziler Derneği'nden gelen bir not 19 Eylül'ün Gaziler Bayramı olduğunu hatırlattı bana.

"Sakarya'da üstün düşman kuvvetlerine karşı kazandığı zaferden dolayı büyük kahraman, büyük yurtsever Mustafa Kemal'e TBMM tarafından mareşal ve gazi unvanının verildiği günün yıldönümü..."

Gazetelere baktım, Gaziler Bayramı ile ilgili bir haber göremedim, demek ki göğsünü ülkesine siper eden Atatürk'e ve diğer gazilere borcumuz yok. Ben olduğunu düşünüyorum, onun için bir kez daha, bin kez daha yazacağım.

Şehit ve gazi analarından, eşlerinden gelen mektuplar zor durumda olduklarını, ucuz kömür peşinde koştuklarını, ailelerin işsizlik sıkıntıları çektiğini anlatıyor.

Şehit aileleri ve gaziler (asgari ücretin üçte biri kadar) üç kuruş maaş alıyorlar. Bu yetmezmiş gibi verilen abuk subuk kartlarla gazilerin serbest dolaşım haklan bile doğru işlemiyor. Vasıtalarda hakaret dinliyor, sağlık karneleri ellerinden alındığı için sağlık sorunlarını çözemiyorlar.

Anayasa'da kanunlarla bu konular güvence altına alınmış olmasına rağmen, kanunlara da uyulmuyor. Şehit aileleri ve gazilerin sorunlarını anlatmaya devam edeceğim. Şimdilik " Gaziler Bayramı"nda tüm gazilerimize sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR