Seçim anketleri hileli mi?

Dün Mehmet Tezkan’ın yazdığı seçim anketleriyle ilgili yazı beni çok düşündürdü. Düşündürdü çünkü aynı “ihtimal” uzun süredir benim de kafamı kurcalıyor ve katıldığım televizyon tartışmalarında bunu sık sık dile getiriyorum

Haberin Devamı

Dün Mehmet Tezkan’ın yazdığı seçim anketleriyle ilgili yazı beni çok düşündürdü. Düşündürdü çünkü aynı “ihtimal” uzun süredir benim de kafamı kurcalıyor ve katıldığım televizyon tartışmalarında bunu sık sık dile getiriyorum.

Mehmet Tezkan son kamuoyu anketlerinden birini ele alarak burada AKP’nin yüzde 35, CHP’nin yüzde 11,6 oy oranında, DYP ve MHP’nin ise baraj altında gösterilmesini irdeliyor. Bu tablonun AKP’ye oy vermek istemeyen seçmenin oyunun yalnızca CHP’de toplanmasına neden olacağından ve sonucun yine bu dönem gibi iki partili bir Meclis olacağından yola çıkarak “Acaba bu anketler bir seçim taktiği, bir hile mi” diye soruyor.

Son derece haklı. Düşünün, bazen aynı ay veya aynı hafta içinde farklı grupların veya kuruluşların yaptıkları anketler ne kadar farklı sonuçlar veriyor.

DYP bazılarında iktidar ortağı olacak kadar güçlü, bazılarında barajın altında, CHP’nin oyları bazısında yüksek, bazısında baraja yakın... MHP için de benzer iniş çıkışlar söz konusu. O zaman hangisine inanacağız?

Örneğin “merkez sağ barajı kesin geçmek için toparlanmalı” tartışması yükseldiğinde hemen bir anket ortaya çıkıyor; “DYP iktidar ortağı”... Böyle olunca tabii DYP kimseyle görüşmeye, toparlanmaya gerek duymuyor. Merkez sağ oyları bölük pörçük vaziyette kalıyor.

Tezkan’ın değindiği iki önemli nokta daha var:

“İktidarı unutup muhalefete muhalefet eden tek ülke biziz herhalde” diyor. Bir de “AKP’nin tek başına, aynı güçle iktidar olmasının yolunun Genç Parti’den geçtiğini” söylüyor. Her ikisi de çok doğru.

Genç Parti faktörünün ciddiyetini bütün partilerin düşünmesi şart. Zira bizim seçmenin artık ölçüleri, değerleri birbirine karışmış durumda... Parti liderlerinde, siyasetçilerde aranması şart olan özellikler iyice ortadan kalktı.

GP’nin “Ezilenler iktidar olacak, her işsize 350 YTL maaş, her Türk genci üniversiteye sınavsız girecek, mazot 1 YTL olacak, işsiz kalmayacak, emekliye 14 maaş” gibi uygulanması imkânsız olan propagandalarına hiç düşünmeden “inanmak isteyen” gençler, işsizler, yoksullar elbette çıkacaktır.

Diğer partilerin sorunlarla ilgili net bir proje ortaya koymayışlarının da bunda etkisi büyük olacaktır. Böylece AKP seçmeni dışındaki seçmenin bir kez daha bölünmesi de gayet etkili şekilde sağlanmış olacak.

Sonuçta iktidara gelen parti “halk bizi istedi, bizi seçti” diyor ama bu seçimde, hatalı seçim sisteminin hâlâ düzeltilmeden sürüklenmesi kadar iktidar partisi dışındakilerin bölünmüşlüğünün rol oynadığı kesindir.

İnsanların gördükleri her propagandaya veya ankete inanmadan ve oyları için karar vermeden önce gözünü iyice açması, çok da iyi düşünmesi gerekiyor.

*****

İşte ceza böyle olur!
Helâl olsun, bravo bu kararı veren hakimlere... İşte adalet budur ve ancak böyle olduğu zaman bir toplumun can, mal, namus güvenliği sağlanabilir ve adalete güven korunabilir.

Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi; Ankara’da 2 yıl önce iki öğrenciyi kaçırarak tecavüz eden sanığı her çocuk için 51 yıl olmak üzere toplam 102 yıl hapis cezasına çarptırmış.

İki çocuğun ve ailesinin hayatını mahvetmenin karşılığı işte bu olmalı. Oysa bugüne kadar tecavüz edip öldürenler, toplu tecavüz edenler bile ya çok hafif cezalarla kurtuluyor veya baştan serbest bırakılıyorlardı.

Bu tür adaletsiz uygulamalarla Türkiye “vatandaşlarının evlerinde bile güvende olmadığı” bir korku ülkesine dönüştü.

Artık katile, tecavüzcüye komik “iyi hal” indirimleri filân yapılmadan ceza verileceğinin, adalete güvenebileceğimizin umudunu taşıyabiliriz.

*****

Bizi köşeye sıkıştırıyorlar!
Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in geçen hafta yaptığı Almanya ziyaretinin sebebi çok önemli. Bakan Çiçek, AB dönem başkanı olan Almanya’ya “soykırımlar ve savaş suçlarını inkâr etmenin insanlık suçu sayılacağı” bir yasa tasarısıyla ilgili olarak gitmiş.

Bu tasarının yakında tüm AB ülkelerinde geçerli sayılacağı ve Almanların tasarıyı Nisan ayında yapılacak “AB Adalet ve İçişleri Bakanları toplantısı”na getireceği duyumu üzerine...

Eğer bunu başarabilirlerse sonunda tarihe, belgelere, İngilizlerin Malta’da yaptığı sorgulamada suç unsuru bulamayışına, Mavi Kitap’ın hazırlandığı ülke olan İngiltere’nin bile soykırım iddiasını kabul etmemesine, ilk Ermenistan Başbakanı Kaçaznuni’nin “Türkler değil, biz suçluyuz” açıklamasına, birçok ünlü dünya tarihçisinin “soykırım iddiası yalandır” demesine (Bernard Lewis bu nedenle Fransa’da ceza aldı) rağmen AB ülkeleri siyasi bir kararla bunu Avrupa’ya yayacak ve Türkiye’yi köşeye sıkıştıracaklar.

Bu durumda Başbakan Erdoğan’ın kendisinin ortaya çıkıp uluslararası bir basın toplantısında dünya tarihçilerini ortak bir komisyonda tarihi, belgeleriyle tartışmaya davet etmesi, Türkiye’nin aynı zamanda uluslararası mahkemelere müracaat etmesi gerekiyor.

Yine geç kalırsak bu kez gerçekten “çok geç” olacak!

DİĞER YENİ YAZILAR