Orhan Pamuk'un bir Alman gazetesine "Türkler 1 milyon Ermeni'yi, 30 bin Kürt'ü öldürdüler" diyerek kendi ülkesinin tarihini, yerli ve yabancı arşivleri hiçe saydığı konuşmasının üzerinden kısa bir zaman geçti. Daha tartışmaları sürerken Alman Hıristiyan Demokrat Parti'nin Başkanı (ve bugüne kadar Türkiye aleyhinde en ateşli kampanyaları düzenlemiş olan) Angela Merkel ortaya çıktı ve "Türkiye'nin 1.5 milyon Ermeni'yi öldürdüğünü ama itiraf etmediğini" söyledi. "Osmanlı İmparatorluğu'nun hukuksal mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti'nin, bu yaşananların plânlı olduğunu, katliamın Osmanlı tarafından istenerek yapıldığını kabul etmesini" istedikten sonra "Gerhard Schröder Hükümeti'nin Türkler ile Ermeniler arasında özür ve affetme yoluyla barışın sağlanmasına katkıda bulunmasını" önerdi.
Tabiî "Türkiye'nin reddetmesinin, girmek istediği AB'nin barış ve affetme düşüncesiyle çeliştiğini" de vurgulayarak...
Bir ülkenin kendi edebiyatçısı çıkıp tarihe ihanet eder, olayları, rakamları çarpıtırsa o ülkeye düşmanca duygular besleyenlerin, adımlarını daha rahat atmaları da kaçınılmaz olur. Nitekim buyrun, rakam bir kalemde "1 milyon"dan "1.5 milyon'a çıkmış durumda... Orhan Pamuk'un yaptığı konuşmayı "tarihi gerçeklere, belgelere uymadığı ve karşılıklı çatışmaları tek taraflı bir kıyım gibi gösterdiği için" doğal olarak tenkit edenlere karşı çıkanlar gazete ve TV'lerde şu suçlamaları yaptılar:
"Devlet konuşanı susturuyor, sindiriyor..."
"Çoğunluktan farklı düşünene Türkiye'de tepki gösteriliyor..."
"Milliyetçi refleks..."
"Tahammülsüzlük..."
"Kendimizi aldatıyoruz, soykırım olmadığına bizim değil, dünyanın inanması lâzım..."
"Bu topraklarda yaşanmış olaylar yeterince konuşulmuyor, sorgulanmıyor..."
Ve tabiî "linç havası yaratılıyor..." Oysa öncelikle bu olayda devletin hiçbir dahli yoktu. Pamuk'un Avrupa'da yaptığı konuşma duyulur duyulmaz ilk tepki basından gelmiş, halkın tepkisi onu izlemişti ki bundan doğal bir durum olamazdı.
Herkes çoğunluktan farklı düşünebilir, elbette bu hakka sahiptir ama uluslararası isim yapmış, aydın sınıfına giren birinin de ülkesi hakkında tarihe, belgelere dayanmayan bir açıklama yapma hakkı yoktur. Yaparsa işte Angela Merkel'lerde iki gün sonra (tesadüfen) çıkar bunu yapar.
Orhan Pamuk'un düşünce ve konuşma özgürlüğü olduğuna inananlar, ondan farklı düşünen, tarihe sadık kalmayı tercih edenler konuştuğunda neden onları tahammülsüzlükle, milliyetçi refleksle, linç havası yaratmakla suçluyorlar onu da anlamak mümkün değil. Bu düşünce özgürlüğü denen şey, birileri için ülkesine zarar verme derecesinde sınırsız olabiliyor da başkaları için neden bu kadar kısıtlı oluyor?
Kendimizi aldatma ve inandırma konusuna gelince... Kendini aldatanlar var, doğru; onlar arşivleri, yerli ve yabancı belgeleri incelemeden, söz ettiği rakamların hesabını yapmadan konuşanlar... Asılsız, tek taraflı bir iddiaya atlayıp kabulleniverenler. İşte bunu yapanların elbette "inandırma" konusundaki tek şansı Angela Merkel'in yanına geçmek olacaktır.
(Devam edecek...)
Hakaret!
Bir makine mühendisi (ayrıca "İşletme" üzerine yüksek lisans yapmış biri) gazetede gördüğü bir otomotiv şirketi ilânına müracaat ederek iş başvurusunda bulunmuş ve özgeçmişini göndermiş.
Şirket görüşmeye çağırdığında kendisine bir başvuru formu vermişler. Hemen sonra da kendisiyle görüşecek kadın görevlinin odasına göndermişler. Görevli, Ahmet Bey adında birinin gelip kendisiyle görüşeceğini söylerken forma bakmış ve istediği ücretin çok yüksek olduğunu, Ahmet Bey bunu gördüğü takdirde görüşme bile yapmayacağını söylemiş.
Tam o sırada Ahmet Bey gelmiş, forma bakmış ve aşağılayıcı, hakaret içeren cümlelerle konuşmaya başlamış. Görevli hanım da Ahmet Bey'e destekte(!) kusur etmemiş.
"Hayatım boyunca hiçbir yerde böyle bir muameleyle karşılaşmadım. Bunun bir arz talep meselesi olduğunu söyleyerek teşekkür ettim ve ayrıldım. İş başvuruları sırasında 15 şirketle görüştüm, sadece 3'ü istediğim ücreti fazla buldu. Ama hiçbiri böyle hakaretle karşılık vermedi" diyor makine mühendisi okurumuz.
Söz ettiği otomotiv grubu, tanınmış büyük bir holding. Bu muameleyle karşılaşan genç "O araba markasıyla duygusal bağının olduğunu ama şimdi nefret eder hale geldiğini, bir daha bu grubun hiçbir ürününü kullanmayacağını" da söylüyor.
Henüz iş yaşamına yeni girecek gençlere ne çirkin bir davranış tarzı. Bir holdingi temsil eden insanlara iş başvurusunda hakaret etme hakkını kim veriyor acaba? Holdingin adı bende, sahibini de tanıyorum, bu şikayeti tam yerine ileteceğime Ahmet Bey'in hiç şüphesi olmasın!
Schröder Hükümeti çözüm masası kursun! (1)
Orhan Pamuk'un bir Alman gazetesine "Türkler 1 milyon Ermeni'yi, 30 bin Kürt'ü öldürdüler" diyerek kendi ülkesinin tarihini, yerli ve yabancı arşivleri hiçe saydığı konuşmasının üzerinden kısa bir zaman geçti
Haberin Devamı

