Savaş sevicilikle gerçek görücülük arasındaki fark!

Grilerimiz yoktur bizim, genlerle geçen ve "eğitim düzeyi" sorunuyla pekişen toplumsal gerçeklerimizden biridir bu maalesef. Birçok konuda karşımıza dikiliverir

Haberin Devamı

Grilerimiz yoktur bizim, genlerle geçen ve "eğitim düzeyi" sorunuyla pekişen toplumsal gerçeklerimizden biridir bu maalesef. Birçok konuda karşımıza dikiliverir.

Irak Savaşı meselesi de farklı değil tabiî. "Savaş karşıtıyız" diyenler fikirlerini asla esnetmeye yanaşmadıkları gibi "Bu savaşa destek vermeliydik" diyenler de aradaki ihtimalleri düşünmüyorlar.
Her türlü savaşa, şiddetle karşı olmakla beraber Türkiye'nin bulunduğu stratejik nokta, ABD ile yakın geçmişten gelen ilişkileri ve ülkenin geleceğinin hangi "politika"da olduğunu düşünen ve tartışanlar oysa, grileri görebiliyorlar. Bu "gri" ler arasında Başbakan Abdullah Gül ile (o dönemde) Tayyip Erdoğan'ın ABD seyahatlerinde verdikleri sözler, Türkiye Güneydoğu'dan ABD birliklerine geçiş izni verseydi savaşın çok daha çabuk ve az zararla bitmesi gibi ihtimaller de vardı... Bir ülkenin başı sıkıştığında bir müttefikten (hele dünyanın bir numaralı süper gücünden) gelen her türlü desteği isteyip, alıp, bununla sıkıntılarını aştıktan sonra o ülke yardım istediğinde ret cevabı vermesi dürüst bir politika değildir. Kaldı ki ret cevabı vermek bile bizim kararsızlığımızdan daha dürüst bir yaklaşımdır.

Bunu daha önce, Fransa, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerin tutumuyla karşılaştırarak yazmış ve "onlar en azından -olumlu veya olumsuz-kararlarında ısrarlılar" demiştim. Dönüp savaş konusunun gündeme geldiği ilk günlerdeki yazılarıma baktığımda "Durup dururken çıkarılmak istenen bir savaşa girmeyelim, görüşmelerimizi buna göre yapalım" dediğimi görüyorum. Ama o zaman savaş ihtimali henüz açığa çıkmıştı, durum farklıydı.

Savaşın BM'e rağmen ve biz katılmasak da kesinleşmesi Türkiye'yi siyasi ve ekonomik çıkarları yönünde karar vermeye zorunlu kıldı. Hükümetin dağınıklığı, kararsızlığı ve Meclis'in toplu olarak bu gerçeği görememesi ve işi "Savaşa karşıyız" ekseninde tutması yine kendi ülkemiz için büyük bir yeni sorun yarattı, bizim itirazımız da budur.

Yani meselenin, gelen bazı 'mail'lerdeki gibi savaş sevicilikle filân ilgisi yok. Sadece bu tür suçlamalar değil, beddualar bile var bazılarında. Fikirler tartışılamayınca olay buralara varıyor ne yazık ki.

"Tezkere kabul edilmeliydi, hem de birincide" diyenlerin çoğunun da (ben başta olmak üzere) bu savaşa, yaralanan, ölen insanlara (her iki taraftan da), çocuklara, bu görüşte olmayanlar kadar çok üzüldüklerine şüphe yok.

Ben üstelik, Oscar ödülleri gecesinde Bush için "Kendinden utanmalısın" diye bağıran sanatçılarla tıpatıp aynı duygulan paylaşıyorum. Bana göre savaş esiri Amerikan erleri ve onların aileleri ile zarar gören Iraklı aileler arasında hiçbir fark yok. Onların hepsi "istemedikleri bir savaş"ın kurbanları.

Ama siyasetle duygusallığı birbirine karıştramayacak bir konumdayız, bunu da ayırabiliyorum.

Güneydoğu'da bizim kendi savaşımızda ölen gençlerimizi unutmuyorum.

Gelecekte çıkacak benzer bir sorunda aynı günlere geri dönmek beni bu savaş kadar korkutuyor.

Öte yanda, her şeye rağmen ABD'nin de Türkiye'yi birkaç haftalık bir sürede karara zorlamasını haksız buluyorum.

Griler o kadar fazla ki... Birbirimizi görüşlerimizden ötürü suçlamaktan vazgeçmeliyiz bence!


Kriz yönetimi??
Pazartesi gecesi "Teke Tek"te Abdullah Gül'ün konuşmasını izledim. Ne zaman "ekonomik zararlarımız"la ilgili bir soru sorulsa Gül, "Hükümet adım adım izliyor, biz önlemlerimizi alıyoruz, programa sık sıkıya sarılıyoruz" cevabını verdi.

Fatih Altaylı ise "Araba ve gayrimenkullere getirdiğiniz yeni vergilerden başka ne önlem alıyorsunuz? Birkaç bakanlığın eksilmesi dışında hangi tasarruf önlemi alındı" diye sormadı. Keşke sorsaydı, cevabı çok merak ediyorum doğrusu...

Çoğu vatandaş araba ve evlerini hayat boyu biriktirdikleriyle alıyor, bu vergiler kadar adaletsiz bir çözüm olamaz, gururla tekrarlamaları sinirini bozuyor insanın!

DİĞER YENİ YAZILAR