Hep paralel faaliyetler söz konusu ya, dün de yazmıştım dış basından Türk toplumuna ve bazı kuruluşlara ültimatomlar gelirken bir bakıyorsunuz Arap ülkelerinden aynı paralelde bir açıklama patlatılmış veya Türkiye’de yepyeni bir tartışmaya geçilmiş... Durum aynen devam ediyor.
Sanki diğer ülkelere laikliği nasıl uygulayacakları konusunda baskı uyguluyorlar veya iç siyasetlerine baskı anlamında müdahaleler yapıyorlarmış gibi son 6 aydır dış medya Türkiye’ye beyin yıkama yapmakta.
Bu beyin yıkama sonucunda daha önce hiç namaz kılınmayan (!), hiç seccade görmemiş Köşk’e (!) namaz ve seccadeyi getirdiler (halâ alay etmekteyim akıllı yabancı gazetecilerle; sakın hemen “onlar mı getirdi” diye başlamayın.)
Aynı beyin yıkamayla Türkiye’ye Müslümanlığı getirdiklerini, bizi dinimizle yeni tanıştırdıklarını (!) da unutmayalım.
Bir seviniyorlar, bir seviniyorlar “Türkiye’nin yönetimi nihayet tümüyle İslâmcıların eline geçti, artık laikler siyasi İslâm’a alışmak zorunda kalacak... Aman da aman geniş bir coğrafyaya örnek bir İslâm demokrasi çıkacak” diye, sormayın gitsin..
Sonunda Türkiye onların keyfine göre bir örnek olmaya çalışırken, kendisi “geniş coğrafya”ya, şeriat rejimi olan Arap ülkelerine döner mi, orası onların sorunu hiç değil. Hatta memnun bile olurlar!
Şimdi son “paralel faaliyet”e bakalım.
Yabancı basını sadece Türkiye’nin rejiminin “Türk İslâm demokrasisi” olması ilgilendirdiği için şimdi laikliğin tukaka ve hatta sadece kaka olması gerekiyor, onun için devamlı buradan vuruyorlar ve laikliği sanki ordunun felsefesi imiş veya ideolojisi imiş gibi empoze etmeyi sürdürüyorlar.
Uzmanları dışında doğru anlaşılması zor olduğu için de başarılı oluyorlar.
EKSİK TARİF
Son olarak Reuters; Fransa, Amerika ve Ortadoğu’dan bazı İslâm uzmanlarına “Türkiye İslâmi bir rejim haline mi geliyor?” sorusunu ve AKP’nin politikalarını sormuş.
Fransız İslâm uzmanı Olivier Roy, artık Hristiyanlık, radikal İslâm gibi bir din devleti kurma iddiası taşımadığı halde, Fransa’daki Müslüman sayısı da 4-5 milyon civarında olduğu halde “Devlet okullarında din dersinin bile olmadığı” katı bir laikliği benimsediğini unutarak şöyle demiş:
“Yasal laiklik ve ideolojik laiklik arasında fark vardır. Türkiye’de ordu laiklik kavramını tepki unsuru olarak kullanıyor.”
Amerikalı John Voll ise: “Bir çok insan laik ve dini kurumların ayrılığına inanıp aynı zamanda geleneklere bağlı kalabilmenin mümkün olacağını unuttu.”
Burada da laikliğin sadece “din ve devlet işlerinin ayrılması” olarak tarif edildiğini görüyoruz. Ve aynı sıralarda basına “Türkiye’deki laikliğin fanatik bir ideoloji, liberal laikliğin ise bundan çok farklı olduğunu anlatan” yazılar gönderilmeye başlıyor.
Tabii ki laiklik konusunun detayını Reuters’in başvurduğu (bize görüş empoze etmeye çalışan) uzmanlardan değil, tarafsız uzmanlardan öğrenmek isteriz. Bununla birlikte AİHM’nin “Her ülke laikliği kendi toplumsal koşullarına göre uygulama hakkına sahiptir” şeklindeki kararlarını hatırlayarak Türkiye’dekine fanatik bir ideoloji denilemeyeceğini de düşünmek gerekir.
LAİKLİK NE DEMEK?
Laikliğin uygulaması, örneğin Fransa ve Almanya’da farklıdır. Ve o ülkeler de bunu kendi şartlarına göre belirlemiştir. Ama tarif (yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması değil) aynıdır:
“Laiklik, devletin bütün dinlere karşı tarafsızlığı, dini kurumların yasama, yürütme ve yargıya etki etmemesinin sağlanması, anayasanın, herhangi bir inancın devleti ele geçirerek baskı yapmasını önlemesi” demektir.
Bu baskı “Aynı din ve inançtan insanlara dini bütün kurallarıyla, eksiksiz uygulama yönünde yapılabilecek olanları”da içerir.
Bundan sonra en çok duyacağımız tartışmalardan biri de bu olacak. Öyle görünüyor.
Şaşırtıcı tesadüfler, paralel faaliyetler!
Haberin Devamı

