“Zeytinyağı gibi üste çıkmak” diye buna denir. Türk Tarih Kurumu uzun süredir Ermeni tarihçileri hem arşivleri, hem de Doğu’da “toplu Ermeni mezarları” olduğunu iddia ettikleri mezarları birlikte incelemek üzere davet ediyor.
Karşı taraftan ise tek ses çıkıyor; “Önce soykırımı kabul edin, sonra geliriz”...
Bunlar arasında bir tek Londra’dan Ara Sarafyan “Her türlü özgür araştırma imkânı verildiği takdirde” gelmeyi kabul edeceğini bildirdi, TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu, tek bir Ermeni tarihçi çıkmasına bile çok sevinerek ona hemen “Her şartını kabul ettiklerine” dair güvenceyi verdi ama o tek tarihçi de son anda bekleneni yaparak gelmekten vazgeçti.
Burada şaşılacak tek şey bu tarihçinin “gelmeme nedeni”ni de başarıyla Türkiye’nin üzerine yıkması ve “arşivlerdeki bazı belgelerin saklanacağını” iddia etmesi. Bunun da bizim köşe yazarları tarafından sorgusuz sualsiz doğru kabul edilerek yazılması.
Ancak ‘bu kadarına pek doğrusu’ denebilir. Arşivler ve belgeler zaten ne zamandır açık. İsteseler hepsi birlikte gelip inceleyebilirler. Ama yapmıyorlar, çünkü işlerine gelmiyor. Ülkelerin parlamentosundan siyasi karar olarak kolayca geçinirken tarihe, arşive ne gerek var?
Kendi arşivleri kapalı, kimse buna da ses çıkarmıyor... Bu durumda hiç değilse bizim basının önce durumu Halaçoğlu’na sorup öyle yazması beklenir, ne yazık ki o da yapılmıyor.
Kaldı ki TTK Başkanı ne zamandır “Sarafyan olayı” ile ilgili gelişmeleri basına gün, gün anlatacağım diye çırpınıyor.
Biz “gol yedik” demekte pek aceleciyiz ama bu gollerde kendi rolümüzü hiç hesaplamıyoruz. Bu kafada gidersek golü toptan yiyip öyle ayılacağız ve bunu da fazlasıyla hak etmiş olacağız.
Avrupalı Türkler neden kızmış?
İsviçre’nin “Ermeni soykırımı yoktur” diyen Doğu Perinçek’i hapse mahkum etmesi ve bunu para cezasına çevirmesi ile ilgili yazıma Avrupa’da yaşayan bazı okurlar hak verirken, bazıları da bozulmuş.
Ne demiştim ‘Avrupalı Türkler nerede’ başlıklı yazıda; “Acaba İsviçre ve çevresinde yaşayan Türkler, Doğu Perinçek’e yapılan anti demokratik, insan haklarına aykırı uygulamaya toplu tepki gösterdiler mi” diye sormuştum. (Ki mahkeme sırasında dışarda sadece 300 kişi varmış.)
Lüksemburg’dan Bayan Özcan Muşoğlu;
“Avrupa’daki Türklerin binlerce derneği var ama hiçbiri diğeriyle anlaşamadığı için (yani aynı Türkiye’deki siyasi partiler gibi) organize olup yollara çıkamadılar. Halbuki onbinlerce Türk yollara dökülse inanın Avrupa’nın gözü korkar. Çünkü Fransa’daki olaylardan sonra zaten tetikte duruyorlar. Maalesef onları koordine edecek durumda konsolosluklarımız da yok” diyor.
Hüseyin Kaya gibi bazıları ise:
“Kusura bakmayın ama bıktık artık her şeyin Avrupalı Türklerden beklenmesinden. Kendi devletimiz bizi köpek yerine koyar ama bizden bir şeyler bekler. Konsolosluklara gidersin, hayvan yerine koyulursun ama 2 dakikalık işlemden dünyanın parasını alır. Vatandaşa etmediği çile kalmaz ama ‘Lobi oluşturun’ diye yırtınırlar.”
Hüseyin Kaya ve onun gibi “Konsolosluklar ve ilgisizlik” nedeniyle öfke duyanlar kendi açılarından haklı olabilirler, büyük ihtimalle haklıdırlar da... Ama bu, ülkeleri için hayati bir konu ve eğer vatanlarını seviyorlarsa Bayan Özcan Muşoğlu gibi düşünmeleri gerekir.
Ermeni diasporasının, Avrupa ve ABD’de yaşayanların 40 yıldır yaptığını bir gün yapamayacaklar ve buna sebep arıyorlarsa ne söylenebilir ki?
Bu arada... Bizim “demokrasi, insan hakları, 301” filân dendiğinde anında ortaya fırlayan “ünlü demokrat”larımız nerede acaba? İsviçre’deki yasayla ilgili neden hiç sesleri çıkmıyor?

