Şapşallar takımına da girdik mi acaba?

Haberin Devamı

Bir konu bu kadar çok tartışılmaya başlanmış, haftalarca toplumun ve tabii medyanın en önemli gündemi haline gelmişse görünürdeki tabloya gözlerinizi kapatıp “Abartıyorlar, ortada endişe yaratacak hiçbir durum yok” diyemezsiniz.

Toplumun en önemli, en itibarlı siyaset bilimcileri “Anayasa’da ortamı müsait hale getirecek değişiklikler yapılır, sivil toplum ve tüm kurumlar susturulur, tüm denetim mekanizmaları ele geçirilirse ve tek güç yasama ile yürütmenin elinde olursa Malezya’ya benzetilmeyeceğimizi söyleyemem” diyorsa siz hâlâ “Sorun yok canım büyütüyorlar, bizim siyasi geçmişimizle onlarınki farklı” diyemezsiniz.

Hele de gazeteciyseniz, haklı olarak konunun üzerinde duran meslektaşlarınıza “şapşallık ediyorlar” gibisinden küstahlıklar, saygısızlıklar yapamazsınız.

Yaparsanız ve bir toplumun “4. kuvvet”i denen medyayı abesle iştigal ediyor duruma getirirseniz o medyanın da size “Asıl şapşal mesleğinin gereği olan eleştirileri yapmak, bir aydın olarak gelişmeleri dikkatle izleyip olası tehlikelerden toplumu haberdar etmek, siyasileri uyarmak yerine iktidarın hizmetkârı gibi hareket eden basın mensubudur” deme hakkı doğar.

Bunun şapşallık olduğunu, Humeyni rejimi gelmeden önce benzer bir aymazlık içinde olduklarını, böylece büyük bir hata yaptıklarını anlatan İranlı aydınlar, gazeteciler de söylediler. Bugünün Malezya’sında, benim sık sık örnek gösterdiğim Endonezya’sında da gidişe destek veren; “Bunlar bölgesel hareketlerdir, toplu bir değişim olmaz” diyen aydınlar, gazeteciler olmuştur, bugün hiçbiri konuşamıyorlar.

SALDIRGAN MEDYA TOPLUMU DA BOZAR!

Çok şükür ki hâlâ demokratik Türkiye’de herkes kendi görüşünü açıklamakta elbette serbesttir ama demokrasiyi “farklı görüşlere hakaret etme özgürlüğü” olarak da alıyorsanız size ne demokrat denebilir ne de aydın... Türk medyası bu bağlamda, daha önce hiçbir siyasi iktidar döneminde görülmemiş dehşet verici bir ilkellik içine girdi, önce bu duruma derhal son vermek ve birbirimizin görüşlerine saygı duymak zorundayız.

Medyası böyle davranan bir toplumdan hayır bekleyebilir misiniz?.. “Bekleriz” diyorsanız yazılarımıza yapılan okuyucu yorumlarına bir göz atın diyeceğim. Millet neredeyse birbirinin gözünü oyacak, böyle tartışma, böyle yorum olamaz.

Tam 27 ülke tarafından Nobel’e aday gösterilen siyaset bilimi Profesörü Dr. Vamık Volkan da diğer saygın siyaset bilimciler gibi değişimi vurguluyor ve: “Onbeş sene önce geldiğim Türkiye ile bugünkü arasında ciddi değişiklikler var. Siz bu değişimi içinde olduğunuz için fark etmeyebilirsiniz” diyor.

Bu değişime birçok örnekler veriyor. Aynen “Takva” filmindeki adam gibi “dini bir korku, saplantı haline getirmiş” bir adamın, eşine yanlışlıkla çarptığı zamanki reaksiyonunu da (halktaki endişelerin nedenleriyle birlikte) anlatmış.

“Entelektüel arkadaşlarının bile konuşmaktan çekinir hale geldiğini” söylemiş. Oluşan değişimin, görünür hale gelen psikolojik baskının dinle bir ilgisi olmadığını da “Dine aykırı konuşmak rahatsız ediyor insanları. Ama burada söz konusu din değil, din başka, dini içine alıp da geliştirilen bir süreç başka şey” sözleriyle anlatıyor.

Beklenen soru “Türkiye Malezya olur mu”ya ise “Anayasa’da neler yapılacağına bağlı” cevabını vermiş.

Ne yapsın şimdi son olarak şapşal olduğu da iddia edilen gazeteci kesimi? Evet, bir korku psikolojisinin topluma yayılmasını kimse istemez ama...

İçerden, dışardan, Nobel adayı veya değil, bütün bu siyaset uzmanlarının uyarılarını da görmezden mi gelsin?

Sırf şapşal olmamak adına?

DİĞER YENİ YAZILAR