Şantaj ve tehdit şart değil!

Gülben Ergen'in kaset olayıyla ilgili enteresan TV programları yapıldı. İntikam duygusuyla olayı biraz da memnuniyetle karşılayan iki kadın sanatçı dışında hemen herkesin yapılan çirkin eylemi protesto ettiği, konuya doğru bakış açısıyla yaklaştığı görüldü

Haberin Devamı

Gülben Ergen'in kaset olayıyla ilgili enteresan TV programları yapıldı. İntikam duygusuyla olayı biraz da memnuniyetle karşılayan iki kadın sanatçı dışında hemen herkesin yapılan çirkin eylemi protesto ettiği, konuya doğru bakış açısıyla yaklaştığı görüldü. Sorumlu şahsın, şu andaki TCK yasalarına güvenerek "Şantaj yok, tehdit yok" mazeretine sığındığı görüldü. Ve yeğeninin ağzından bu işten maddi kazanç sağladığı da duyuldu.

Çok önemli üç nokta... Bir defa burada anlaşılması gereken şu ki tartışma konusu olan "Gülben Ergen'in kişilik haklarına yapılan saldırı" değildir. Mağdur her kim olursa olsun, olay kimleri ilgilendirirse ilgilendirsin "bir insanın kişilik hakkına" yapılan saldırıdır. Gelinen noktada açıkça görülüyor ki "Şöhretli, halka malolmuş insanların özel hayatı olamaz" tezi de yanlıştır. O insanların da "bilinmesine izin verdikleri" dışında kalan bir özel yaşam alanına ihtiyaçları ve hakları vardır. Ünlü olmaları, kendilerine ait her saatin gözler önüne serilmesi, her sorunun kendilerine sorulabilmesi hakkını ne hayatlarını paylaşan insanlara, ne de medyaya verir.

Bu nedenle gizli kamera kullanan şahısların "Tehdit yok, şantaj yok" mazeretine henüz TCK'da çözüm getirilmemiş ise de Medeni Kanun ve Borçlar Hukuku insanların (şöhretli veya şöhretsiz) kişilik haklarına yapılan saldırılara çok ağır maddi-manevi tazminatlar öngörüyor.

Konuyla ilgili bir önceki yazımda açıklamaları yer alan Hukuk Profesörü Safa Reisoğlu'nun "Borçlar Hukuku Genel Hükümler" kitabında bu 'gizlilik hakkı' şöyle tarif edilmiş;

"Manevi tazminat isteyebilmenin ilk şartı şahsiyet haklarına tecavüz edilmiş olunmasıdır. Kişilik haklarına yapılan saldırıdan maddi bir zarar doğmasa dahi manevi tazminat istenebilir (...) Kişisel veya mesleki şeref ve haysiyetin ihlâli, kişisel gizliliğin ihlâli, cinsel şeref ve haysiyetin ihlâli (cinsel ilişkiye zorlama) gibi hallerde şahsiyet haklarına tecavüz vardır."

Burada sözü edilen kişisel gizlilik; "nişanlıya yazılan bir mektup veya özel albümdeki resimlerin gizlice yayınlanması" olarak tarif edilmiş. Gizli kamera olayını düşünün artık.

Toplum ve AKP Hükümeti kişilik haklarına saldın ve özellikle "gizli kamera kullanımı na gereken cezanın TCK'da da bir an önce kesinleşmesi için harekete geçmek zorundadır. Aksi takdirde, liseli öğrencilerin Internet'te kendi çektikleri seks bantlarından, ilişkiye zorladığı yoksul kadınları bir de kameraya çektiren karaktersiz belediye başkanlarının bantlarına kadar her türlü çağdışı rezaleti 21. yüzyılda yüz karası olarak izlemeye devam edeceğiz.

Bu arada... Sivil toplum kuruluşları hayattalar mı acaba?



Psikolog gözüyle
Bu "gizli kamera" olayı bir tür röntgencilik... Cinselliği tek taraflı, bir "erkek eylemi" sayan, bu eylemde erkeğe özel bir rol, özel bir konum atfedildiğine inanan kafaların veya hasta anlayışların bir sonucu. Olaya dışardan bakanların da bu kadarını anlamalan mümkün. Ama acaba psikolog gözüyle nasıl değerlendiriliyor?

İşte International Hospital'dan psikolog Dr. Ferahim Yeşilyurt'un açıklaması:

"Cinsel yaşamla ilgili olayları açıklama veya gizli kamera gibi yöntemlerle paylaşma, teşhir etme isteği duyan insanların genellikle çocukluk yıllarına veya sonrasına ait çözümlenmemiş problemleri, iç çatışmaları vardır.

Bunlar daha çok, sağlıklı insan ilişkileri kuramayan, güvensiz, saplantılı cinsel yaşamı olan kişilerdir. Yetişkin hayatında elde edemedikleri bir gücü bu yolla elde etmeyi denerler.

Bu olayların bir başka nedeni de Türkiye'de cinsel olayların hâlâ tabu olarak görülmeye devam edilmesidir. Batı toplumlarında yaşamın doğal bir aktivitesi sayılan cinsellik bizde hâlâ tabu. Bu nedenle sağlıklı yaşanamadığı için toplum hayatinin karanlık köşelerine itiliyor. Toplumun birçok kesiminde ise sadece erkeğe ait bir hak ve özgürlük gibi algılanıyor. Ataerkil toplum alışkanlıkları hâlâ terk edilmediğinden erkek cinsiyeti kayırılıyor. Bunu aldatma olaylarında da sık sık ve açık olarak görmek mümkün. Aldatılan kadın kocasını suçlayacağına diğer kadını suçluyor.

Toplum olarak cinselliğin tabu olmaktan çıktığı bir süreçten geçiyoruz. Bu dönemde medyanın katkısı da çok önemli. Olaylara doğru ve sağlıklı bakış açısı getirmek onlara düşüyor.

Sonuç olarak; sağlıklı, kendine güveni olan insanların özel ilişkilerini teşhir etme, paylaşma, izletme gibi sorunlarının olmayacağını, bunların problemli kişilere özgü bir davranış şekli olduğunu söyleyebiliriz."

Hiç değilse tartışmayı da sağlıklı bir zemine oturtabiliriz şimdi... Bir hastalığı tartıştığımızı bilerek!

DİĞER YENİ YAZILAR